30 Aralık 2007

Unknown [film]



Uzun bir süredir öykü yazıyorum fakat öykülerimi yazarken mutlaka tamamını düşünüp taşınıp kendim bulurum. Başka bir edebiyat eserinden esinlenerek tek kelime bile aldığım olmamıştır. Evet, belki herhangi bir tanesini okuduğunuzda bir bölümü size bazı şeyler hatırlatıyor olabilir ama asla o konunun hiçbir yerde yazılmadığının garantisini verebilirim.

Yazdığım öyküler Edebiyat Nobel’i alsın diye bir çabam yok ama her birini yazdığım için kendimle övünüyorum çünkü onlar tamamen benim hayal gücümle oluşturulmuş özgün eserlerdir.Daha iyisine sahip olmak için başkasından bir şeyler çalmayı hiç düşünmedim.

Bu benim, bir sanat eseri oluştururken yapılması gerektiğini düşündüğüm ahlaki tutumla ilgili bir şey. Buna uymayanlar yok mu? Var. Diyelim çok hırslısınız ve pek tanınmayan bir yazarın bilinmeyen bir eserinde bir şeyleri değiştirip alıp uyarladınız. Hadi bunu da bir yere kadar insanın açgözlü doğasına verelim ve affedelim ama herkesin bildiği bir eseri alıp neredeyse tamamen taklidini yaparsanız bu pek hoş durmaz değil mi?

İşte Unknown filmi de böyle taklit ucuz filmlerden biri.

Film başlıyor: Terkedilmiş bir yerde, bir deponun alt katındayız ve sağa sola kelepçeyle, iple bağlı baygın insanlar var. (Sanki Testere filmini andırıyor). Ne tesadüf ki bunlar ayılmaya başlayınca hafızalarını kaybetmiş oluyorlar ve buraya nasıl geldiklerini de hatırlamıyorlar... Aynı zamanda da yerde yüzüstü yatan bir ceset var. (Allaalla Testere filmine epeyce bir benziyor) Sonra tek tek herkes kendisinin buraya nasıl olup da getirildiğini hatırlamaya çalışıyor ve akıllarına gelen tek şey bir kaçırılma durumu olduğu.

İçlerinden biri etrafı dolaşmaya başlıyor ve camları kapıları sıkı sıkıya kapalı, hiçbir şekilde çıkışı olmayan bir yerde hapis olduklarını anlıyor...(Yahu bu kadar tesadüften sonra ben iyice bir şüphelenmeye başladım. Bence bunlar da Testere filmini seyretmiş olabilirler.)

Niye buradalar, neden kapatılmışlar, kim kimden ne istiyor, niye hafızalarını kaybetmişler bilemiyorlar ve filmin ana konusu bu olunca, buradaki insanlar birbirleriyle kapışmaya başladığında macera başlamış oluyor.

Tabii ki bir senaryonun çekirdeği bize verdiği girişte yüklü olan merak duygusudur, filmi takip etmemizi de bu giriş bölümünde uyandırdığı merak sağlar. Bu bölüm taklit olunca filmin arkasına konu olarak ne yazarsan yaz. Hiçbiri de daha önceden çekilmiş bir filmin taklidi olarak, o filmin bazı bölümlerini değiştirip farklı bir sona ulaşarak taklit bir senaryo olmaktan ileri gidemez.

Filmin taklit olmadığını (yani, canım benziyor olabilir ama valla o değil mantığıyla) göstermeye çalışmak için de artık filmin sonuna doğru "Siz konuyu böyle sanmıştınız ama bakın öyle değil, esas gerçekler böyle" numarası yapmışlar.

Siz tam “haaa bak meğerse nedeni buymuş” derken filmde başka bir son gerçekleşiyor. “Aslında var ya; bu da değil, bunun öncesinde meğerse bunla bu anlaşmışlar” diye devam ediyor.

“Amaaan bu ne be?” dediğiniz anda da “Ya o da bir şey mi? Onu beğenmediysen işleri çetrefilleştirelim.” demişler ve “En başta var ya, bunu, ilk olarak bu adamla bu kadın planlamışlar da adam bunu unutmuş” fikrini bulmuşlar. Ama bütün bunları filmin son on dakikasında kullanıp filmi bitirip bitirip yeniden başlatmışlar.

Gerçekten kötü bir filmdi. Üçüncü sınıf, televizyon filmi diyeceğim ama bazen canımız çok sıkılıp da tv izlerken rastladığımız üçüncü sınıf filmlerden iyi çıkanlarına ayıp olacak. Boş verin böyle uyduruk filmleri. Ne mantık var, ne adam gibi bir konu. Her şey beşinci sınıf.

O yüzden kendi başıma uzun süre evde kalmak zorunda kalsam, evdeki malzemelerle nasıl çorba yapabilirim diye düşünüp bunu öğrenmeye çalışın, eminim bu film için harcayacağınız bir buçuk saatten daha hayırlı bir iş yapmış olursunuz...