31 Aralık 2007

Volver [film]



Volver İspanyolcada “Dönüş” anlamına geliyor. Ünlü Yönetmen Almodovar’ın son filmi olan Volver için gerçekten garip bir şekilde fikrimi aktarmakta zorlanıyorum. Film olağan üstü ve mükemmel bir film değil ama sıradan ve basit bir film de değil.

Almodovar usta, bilindik bir konuyu o kadar güzel ve farklı bir başlangıçla ele alıp, o kadar güzel ayrıntılarla süslemiş ki filmde anlatılan hikâye bütün olarak özgün bir eser haline gelmiş.

Filmi seyretmemiş olanları düşünerek, izleme zevkine engel olabilecek ayrıntılardan asla bahsetmeyeceğimi şimdiden belirteyim.

Mezarlıkta temizlik yapan İspanyol kadınlarının görüntüsüyle açılan filmde konuşmalar başlar başlamaz seyirciyi kendine bağlıyor. Ve konu başlıyor...

Genç bir kadın (Penelope Cruz’un oynadığı Raimunda) yanına kardeşini ve kızını alıp neredeyse ölmek üzere olan yaşlı teyzelerini ziyarete gider. (Yaşlı teyze, çok güzel bahçesi olan bir evde tek başına yaşamaktadır.)

Burada gösterilen bazı ayrıntıların filmin ilerleyen bölümlerinde kullanılacağını tahmin etmeye başladıkça eğlenceli bir film olacağı hissine kapılmaya başlıyorum. Çünkü yaşlı teyze kendi yeğenini ve yeğeninin kızını tanıyamayacak kadar olan bitenden habersiz görünmektedir. (Ki kadının çizdiği karakter ile filmde oynatılan oyuncu, bana göre biraz uyumsuz kalmış. Çünkü kadın o kadar da nine gibi yaşlı görüntüsüne sahip değil.)

Yaşlı teyze ekmek almaya bile gidememektedir ama evinde bir kondisyon bisikleti vardır, harika yemekler, börekler vs. yapmıştır ve hatta yaptığı yemekleri kendisini ziyarete gelenlerin isimlerini yazdığı kutulara yerleştirmiştir.

Ziyaret biter Raimunda, kız kardeşi ve kızı geri dönerler ve kendi hayatlarına dalarlar ama aile içi yaşanan tatsız bir olay hem Raimunda’yı hem kızını fazlaca etkileyecektir. Tüm bunlar yaşanırken Raimunda, kız kardeşinden bir telefon alır; Yaşlı teyze ölmüştür.

Buraya kadar olan bölümde kimin ne olduğu ve hangi karakterde, hayatın neresinde nasıl bir yaşam sürdüğünü anlıyoruz. Böylesine kısa bir sürede karakterler usta oyunculuklarıyla, senaryo da ayrıntılarıyla bize bunu çok iyi bir şekilde verebiliyor.

Bundan sonra ise filmin gerçek konusu ve adını aldığı olay gerçekleştiriyor. Yaşlı teyze ölmüştür ama Raimunda’nın yıllar evvel ölen annesinin hayalet olarak geri dönmüştür. Raimunda’nın annesinin ruhu, yaşarken çözmesi gereken bazı aile içi problemleri halletmek için geri gelmiştir. Fakat annelerinin ruhu ara sıra, ölen yaşlı teyzenin komşularına ya da diğer kızına (Raimunda’nın kardeşine) görünmesine rağmen Raimunda’ya görünmemektedir.

Film, buradan itibaren fantastik bir yapıya bürünüyor gibi olsa da daha sonradan her şey birbirine bağlanıp çözülüyor ve konu “Black noir” denilen kara film tarzına yakın bir çizgiye oturarak drama dönüşüyor.

Geçmişte yaşanan aile içi üzücü olaylar ve fazlaca baskın olmasa da kızını sorunlardan uzak tutmaya çalışmak için hayata tutunmak zorunda olan bir annenin mücadelesi, arka planda hiç kopmadan film boyunca alttan alttan kendini hissettiriyor.
Konuyu ilgiyle izlememizi sağlayan sağlam senaryosuyla film, sonuna kadar merakla izleniyor fakat başta da söylediğim gibi mükemmel bir film değil. Yönetmen bu filmiyle izleyiciyi sıkmıyor ama tam eğlendirecekmiş gibi yaparken konusuyla hafiften hafiften üzmeye çalışınca bende küçük de olsa bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Filmde; ortalarda gezen ve kızının birine görünüp birine görünmeyen hayalet anne, kırmızı Ford marka araba, evi güzellik salonuna dönüştüren kız kardeşin kapıyı her açtığında içeriye Raimunda’nun gelişini haber vermek için bağıra bağıra konuşması ve tabii ki Raimunda’nun restoranda söylediği şarkı güzel bölümler olarak aklımda kalanlar.

Tabii ki iyi etki bırakmayan şeyler de var. Filmin, günümüzden bir şeyler içermesi amacıyla aralara koyulan ve sıkça kullanılan cep telefonu konuşmaları biraz sıkıcı olmuş. Raimunda’nın işlettiği restorana gelen film ekibindeki görevli adamla kur yapıyormuş gibi durumların yaşanmasına, bir sahnede otobüsün üzerindeki reklâmlarda Volver kelimesinin görünmesine, Raimunda'nın restoranı işletmeye başladığı zaman, tanıdığı tüm kadın arkadaşlarından sadece işine yarayacakları arka arkaya aynı sokakta görmesine (tesadüf bu ya) ne gerek var? Bunlar gibi birçok gereksiz ayrıntı dikkatimizi dağıtmaktan başka bir işe yaramıyor...

Almodovar, kadın merkezli filmlerine bir yenisini daha eklemiş ama bu filmde sanatsal olarak diğer filmlerindeki çizgiyi yakaladığını pek söyleyemeyeceğim. Neredeyse filmin tamamında ana karakterler olarak sadece kadınları kullanan yönetmen “Altın kızlar” ve “Şen dullar” arası bir gösteriye çevirdiği filmi kendi içinde toparlamayı iyi becermiş.

Evet, konunun verilişi ve aradaki küçük bir çözüm noktasının barındırdığı sürpriz filmi ilginç kılmayı başarmış. Fakat buna rağmen konu bana yine de TV’lerdeki sabah kuşaklarında aile içi sorunlarını anlatan insanların bahsettiklerinden çok da farklı gelmedi.

Bayan izleyicilerin daha çok beğeneceğini tahmin ediyorum. 25 yaşın altındaysanız sizi saracağını hiç sanmıyorum, hele hele erkekseniz, kadın karakterlerin taşıdığı “standart aile bireyleri psikolojisi”nin anlamının derinliğine varacağınız da şüpheli...

Sonuç olarak; izledim ama beğenmedim diyemem, yani öyle kötü bir film değil. Fakat çok beğendim demem de doğru olmaz. Rastladığınızda izlerseniz pişman olmazsınız ama Büyük Usta Almodovar’ın filmi diye ölüm ölüm arayıp bulduğunuzda beklentinizi yüksek tutup seyretmeye kalkarsanız hayal kırıklığına uğrama riskini göze almayı kabul etmelisiniz.