karelidefter mi? [delirmiş bunlar :)]

karelidefter mi? [delirmiş bunlar :)]
Siz hele bir okumaya başlayın, ben yetişirim :)

11 Ocak 2008

alacakaranlıkta radyo tiyatrosundaki Eskimolar

Yeni işim eskisi gibi evime yakın değil.

Sabahın köründe kalkıp otobüse binmek zorundayım. Yol yaklaşık 1-1.5 saat sürüyor. Tıklım tıkış ve ayakta giderken (daha gözlerim de açılmamışken) kitap okumak zor oluyor ama ceptelefonuma yüklediğim (internetten indirdiğim) radyo tiyatrolarını dinleyerek, zihnimi açmaya çalışıyorum (ki o saatte kalkınca zihin oklavayla bile zor açılıyor).

Nasıl ki; vücudumuz açılsın diye esneme hareketleri yapıyorsak, beynim de uyanıp kendine gelsin diye bir şeyler düşünüp (daha doğrusu ona düşündürüp) açılması için mecburen (bir şeyler dinleyip) zihinsel esneme hareketleri yaptırıyorum. Tahmin edersiniz ki neredeyse her gün sabah saat 5’te yatan birinin saat 6.40 otobüsüne yetişmesi böylesine durumlar doğurabiliyor. :)

Neyse işte yine açtım birini dinliyorum.

Amerika’dan bir gazeteci, Eskimoların hayatını incelemek için Kuzey Kutbuna gidiyor. Bir Eskimo kızıyla tanışıyor ve röportaj yapmaya başlıyor.

Kızın anlattıklarından da Eskimoların hayat tarzlarını öğreniyoruz.

Batı kültürü kaynaklı bir yapım olduğu için eseri yazanlar Eskimolorın yaşamlarındaki bazı gelenekleri alaycı bir dille anlatıyorlar ama aralarında gerçekten garip olan şeyler de var...

İşte Eskimolarla ilgili radyo tiyatrosunda anlatılan acayip şeylerden aklımda kalanlar;

Eskimolar sabunla ilk kez oraya gelen rahipler aracılığıyla tanışıyorlar. (Bu arada adamlar orayı bile es geçmeyip, misyoner göndermişler.)

Önce kimse sabunu benimsememiş hatta hiç hoşlanmamış, ama zamanla yanıldıklarını anlamışlar ve artık hemen hemen herkes sabunu severek YİYORMUŞ.

Hatta ve hatta bununla birlikte bir de Eskimolar mum’u da severek yerlermiş...

(yapmayın gözünüzü seveyim yaaa... sabahın köründe millet üzerimize tırmanmış, soğuk bir otobüste ayakta giderken kulağıma “Eskimolar sabun ve mumu severek yerler” diyerek beynime aşırı spor yaptırmayın...)

Neyse devam edeyim...

Eskimolarda bir de şöyle garip bir adalet mekanizması ve yargılama/cezalandırma geleneği varmış;

Biri, kötü olduğu düşünülen bir şey mi yaptı?

Topluyorsunuz yaşlılar meclisini ve şüpheli kimse artık, kaldırıp denize atılmasına karar veriyorsunuz.

Suya atılan kişi eğer suçluysa, yüze yüze oradan uzaklaşmaya çalışıp açıklara doğru gitmeye başlıyor (ki bu durumda donmaktan kurtulması mümkün değil). Yok eğer suya atılan kişi suçsuzsa suya gömülüp boğuluyor...

Yani suçsuzluğunuz anlaşılsa da bir işe yaramıyor çünkü ölmüş oluyorsunuz...
(suçluysanda ölüyorsun, suçsuzsan da... ne kadar adil değil mi?)

Eskimolar hakkında daha önceden birkaç yerde de:

Ölmek üzere olan yaşlıların, anakaradan kopan buzulların üzerine oturup denize açılarak buzulla birlikte ölüme doğru yolculuğa çıktığını...

Kar yağışı ile ilgili tanımlar yaparken, onlarca yağış tipi ismi kullandıklarını...

Gelen misafirlere eşlerini ya da kızlarını sunduklarını,

Kutup Ayısı avlamak için; kalem büyüklüğündeki bir kemiğin uçlarını sivrilttiklerini ve yay gibi kıvırarak, fok yağından yaptıkları topun içine gizleyip bu topu ayının önüne atarak avlandıklarını... (fok yağını eritince bir tasa döküyorlar ve kemiği kıvırıp tasın içine sıkıştırıyorlar, yağ donunca top şekli veriliyor ve ayının önüne atınca kokusundan dolayı ayı bunu yiyecek sanıyor ama yediğinde ısınan yağ çözüldüğünde kemik serbest kalıyor ve ayıyı içerden parçalıyor.)

.... okumuştum.

Ama bunların hangisi doğru, hangisi yanlış bilemem.

(İnsanlara, fazla bilmediği bir kültürü tanıtırken anlattığı halkı ve yaşam tarzını böyle alaycı bir yaklaşımla ele almalarını hiç doğru bulmadım. Hadi Avrupalı böyle bir halt etmiş, sen alıp bunu çok değerli bir esermiş gibi ne diye çevirip radyo tiyatrosu haline getiriyorsun?)

6 yorum:

cahilperi dedi ki...

ne kadar takdir edilesi bir adamsın sen öyle :) bazen radyoda 'zaplarsam' (onun bir adı var mı acaba?) radyo tiyatrolarına rastlıyorum ama frekansları hiç aklımda tutamadım.. sorsam söylersin heralde :)

Ömer Enis dedi ki...

bende radyo tiyatrolarını nereden indirdiğini soracağım :)

ONALTIKIRKALTI dedi ki...

madem ki ilgilenen bir iki kişi var o zaman yazayım...

Şimdi, efendim...
Radyo tiyatrolarının adresi TRT 1...
Yayın günleri ve saatleri ise şöyle;
Çarşamba 21.00
Cumartesi 01.05
Pazar sabah 10.05 gece tekrarı 01.05
(TRT 1’in İstanbul için kullandığı fm yayın frekansı 95.6)

Bulunduğunuz ile göre yayın yapan TRT 1 frekanslarını TRT’nin sitesinden bulabilirsiniz.
(fm’in çekmediği yerlerde normal radyolardan da (orta dalga) rahatlıkla dinlenebilir)
Benim yaptığım gibi, programları radyoya bağlı bilgisayarınıza kaydedebileceğiniz gibi, eski oyunların bazılarının hazır kaydedilmiş ses dosyalarını mp3 olarak internet ortamında paylaşanlardan da bulabilirsiniz. (Bakınız google arama “radyo tiyatrosu mp3”)o kadar çok şey çıktı ki ben bile şaşırdım, ilk fırsatta ben de indireceğim :)

elma+Z dedi ki...

oyle seyler yazmissin ki trt nin sana tesekkur etmesi lazim herkesin fikrini celbedeceksin.(dogru yazmisimdir umarim) bende takipteyim bundan boyle.

ONALTIKIRKALTI dedi ki...

aslında bu radyo tiyatrosu konusu için çoook uzun bir yazı yazmak lazım ama neyse işte... benim için biraz eski tatlar, biraz küçüklüğüm ve biraz da hatıralar demek, yoksa radyo tiyatrosu televizyondan sonra önemini ve işlevini yitirdi. televizyon seyredemeyeceğiniz ya da kitap okuyamayacağınız bir yerde sanki biri masal anlatıyormuş gibi güzel geliyor. emeği geçen herkese buradan saygılarımı sunuyorum...

buzcevheri dedi ki...

Radyo tiyatrosu deyince aklıma çocukluğumdaki müstakil evimizin balkonunda yaptığımız kahvaltılar geliyor. Yaz mevsiminin sabahında yapılan bu kahvaltılarda bize "Arkası yarın" denen radyo oyunları eşlik ederdi. Kimi zaman Agatha Christie hikayeleri oynatılırdı. Katili sonraki günlerde öğrenirdik. =)


Suya atılan suçluyu bulma yöntemi cadı avı zamanlarında cadı olduğundan şüphelenilen kişi üzerinde uygulanırmış. Elleri ve ayakları bağlanan şüpheli suya atılırmış. Ölürse cadı değil, kurtulursa cadı denir,çıkarılıp yakılırmış. Buna dair "Cezalar ve şiddet" başlıklı bir yazı yazmıştım.

www.buzcevheri.com