16 Ocak 2008

"Bu dünyanın krallığı" böyle mi olacaktı?

Bir kitap eleştirisi yapıyorum aman dikkat, eğer edebiyat, roman ve kitaplarla ilgili değilseniz bu yazıyı hiç okumayın...

Kübalı Yazar Alejo Carpentier’in “Bu dünyanın krallığı” isimli kitabını okudum. Ama can sıkıcı bir kitaptı... Bitti de kurtuldum diye geride bırakmanın mutluluğu mu, şansıma kötü bir kitap çıktı diye mutsuzluğu mu diyeyim nasıl tanımlayacağımı bilemiyorum.

Her şeyden önce kötü bir çeviriydi. Cümlelerde, paragraflarda yazarın anlatmak istediğinden çok kelimesi kelimesine ne yazdıysa aynen aktarma kaygısına düşülmüş. Bu yüzden devrik cümleler, birbirine giren tanımlar vs. ile uzayan paragraflar okuyanı yoruyor.

Yazarın kendinden kaynaklanan neredeyse her sayfada bir kaç farklı yeni isim kullanması bazen bu isimlerin on tanesini örnek olsun diye bir cümleye koyması, ana konunun akışını o kadar yavaşlatıyor ki okurken resmen acı çekiyorsunuz...

Zencilerin köle olduğu yıllarda beyazların onları nasıl acımasızca kullandığı, işkence yaptığı, o dönemlerdeki zorlu bulaşıcı hastalıklar yüzünden köylerin terkedildiği, ölümden korkarak dünyanın her gün ne olacağını beklediği bir zaman diliminde yazar eskiyle, yeniyi öylesine birbirine karıştırıp o döneme yüklüyor ki;

İtalya’ya doğru giden bir gemide Çanakkale boğazı ile ilgili şarkılar söyleniyor ve akla geldiği için bir iki paragraf öncesinde “Sultan Beyazıd”tan mısralar anımsanıyor vs...

Gerek konusu, gerek anlatımı, gerek önemli konularla karıştırılmış önemsiz ve basit, cinsel göndermelerin açıklanmaya çalışıldığı konuların birbirinin içinden çıkarılamayacak kadar birbirine karışması 130 sayfalık kitabı bile çekilmez kılıyor.

Ama mecburen okudum, bitirdim. Kanlı törenlerle kutlanan kaba zenci eğlencelerinin vahşi yanlarını anlatarak ister istemez zencilerin içgüdüleriyle yaşadığını ima etmiş olan yazar, değer verilmeyen insanları ve saygısızlığı anlatayım derken siyahi ırkı iyice vahşi yapıp çıkmış.

Okunmasa da olur denilebilecek kötü bir kitaptı. İyi ki para vermemişim yoksa gerçekten üzülürdüm. Parama üzülmesemde sabahlara kadar yorulan uykulu gözlerime acıdım. Yazarın Latin dünyasına yakın olmasını göz önünde bulundurarak sevimli bir “Şeker Portakalı” ile karşılaşacağınızı sanmayın...

Gerçekten zevksiz ve yaratıcılıktan uzak, bilgiçlik adına ukalalıkla yüklü ayrıntıların gereksiz yere yazıldığı önemsiz bir eserdi... Bu kitabı burada bastıran yayınevinin sahibi bile okumamıştır, okusaydı eminim böyle bir kitabı boşu boşuna bastırmak ismezdi...

Aslında edebi bir eseri eleştirirken oturup tek tek dikkat çeken şeyleri yazmak, daha detaylı tanımlar yapmak gerekir ama inanın bu, bu kitap için biraz fazla bir uğraş olur...