18 Ocak 2008

mezarlıklar ve cenaze kültürü

Daha ölümün ne olduğunu bilemeyecek kadar küçük bir çocukken, oturduğumuz yere yakın olan “Gayri Müslim” mezarlığındaki mezar taşlarına koyulan resimlere bakar onların kim olduklarını merak ederdim...

Okula gidince, Eski Mısır Uygarlığı’nda kralların hizmetçileriyle, eşyalarıyla hatta askerleriyle gömüldüğünü öğrendim...

Sonra, askerlerinin topraktan yapılan birebir heykelleriyle gömülen imparator mezarlığı var...

Sapanca’da göle yakın bir yerlerde bir mezarlıkta mezar taşlarındaki yazılar çok ilginç gelmişti. Mezar taşlarında kim, kimin nesi, neden öldü ve diğer bilgiler yazılıydı;

“Falanca Ayşeoğlugil,
arabacı Ali’nin kızı,
Hastanede veremden öldü,
tarlasını bir yılda üç kez su bastı.”

“Filan Ahmetoğlu,
eski belediyecinin oğlu,
trafik kazasında öldü,
köyün ilk traktör tamircisiydi” gibi yüzlerce ilginç mezar taşını tek tek okumuştuk...

Türkiye’de bir yerde Müslüman mezarlığının içinde Hristiyan mezarlığı bulunduğunu ve ölümün iki ayrı dinin insanlarını aynı mezarlıkta buluşturduğunu daha yeni okudum...

Eskiden bir adete göre yolda ölenin mezarının (vakit bulunamayacağı için) derin kazılamadığını ve mezarın üzerine (hayvanlar mezarı kazamasınlar diye) çevrede bulunan taşların yığıldığını, gelen geçen tüm yolcuların bunu anlayıp, sevap olsun diye mezarın üzerindeki taşların üzerine kendilerinin de taş koymaya devam ettiğini ve böylece orada taş yığınından oluşan bir anıt yolcu mezarı oluştuğunu okumuştum...

Latin Amerika’da kasaba ve köy yollarında ağaçların yanında, taşların üzerine koyulan bir resim (ölmüş olan kişinin resmi) ve mum bulunduğunu görmüştüm. Gelen geçen ağaca bez bağlıyor, iplik sarıyor ve yanında varsa mum yakıp dua ediyor... Buraların mezar olduğunu sanıyordum ama bir bakıyorsunuz ileride bir yerde aynı adamın bir mezarı daha bulunuyor. Sonra öğrendim ki bunlar mezar değil, gelen geçen, ölenin ruhu için fazladan dua etsin diye yapılmış “Cenaze dualığı”ymış. Bir nevi mezarlık klonu...

Avrupa’da bazı kişiler, öldükten sonra kendilerini mezarlıkta ziyarete gelecek olanlar için mezar taşına eklenen bir ekran sayesinde görüntü ve ses kaydını bırakabiliyorlar.

Kendini cryobiyoloji ile öldüğü anda dondurtup, ileride tıp gelişince tekrar canlandırırlar diye özel bölümlerde saklatanlar var...

Fazladan para kazansın diye dükkânının yanına 4-5 metre boyunda sahte sandukalı sahte bir türbe yapıp ziyarete açan ama yıllar sonra kendi açtığı sahte türbeye gidip dua edenlerin bulunduğu bir memlekette yaşıyoruz.
Geçenlerde bir belgesel seyrederken bütün bunlar bir çırpıda aklıma geliverdi. Büyük bir ihtimalle de ölüm, mezarlık ve cenaze törenleri/kültürü ile hatırlamadığım daha bir sürü şey vardır.

Belgesel; Fildişi Sahili’nde özel tabutların yapıldığı bir yeri gösteriyor. Oradaki adetlere göre; ölen kişinin mesleği ne ise ona göre bir tabut yapılıyor.

Mesela taksicilik yapan biri için büyükçe, tabut boyunda, yamuk yumuk ve adeta karikatürize edilmiş bir Mercedes araba maketi yapılıp bu tabut olarak kullanılıyor. Balıkçılık yapanlar için yine tahtadan ve rengârenk boyalı büyükçe (ve komik görünüşlü) balık şeklinde bir tabut yapılıyor. Yani mesleğiniz neyse ona göre bir şey düşünülüp büyükçe tahta bir maket yapılıyor ve bu da tabut olarak kullanılıyor...

Böyle yapılmasının nedeni ise; Öldükten sonra öbür dünyada da aynı mesleği yapacaklarına inanmalarıymış...

İşini sevmeden ve mecburen yapanlar için sonsuza kadar sürecek, korkunç bir kâbus. Allah kimsenin yolunu o taraflara düşürmesin :)