09 Ocak 2008

modern çağın mutsuzluğu

Modern yaşam karşıtı olan biri değilim. Hastane lazım, ilaç lazım, uçak lazım, bilgisayar lazım, lazım oğlu lazım. Fakat bunlara sahip olmak için insanın mutsuz bir hayat sürmesi gerekiyorsa... işte ona karşıyım.

Bugün gelişmiş Avrupa ülkelerindeki en büyük sorun bu. Bütün olarak her şey güzel görünürken, bireye indiğiniz zaman herkes sorunlu ve herkes mutsuz.

Modern çağın en büyük gelişmesi; derebeylikten, aşiret yaşamından, ağa, kul, köle toplumundan modern ulus kavramına geçilerek, demokrasinin (serbest sosyal yaşam anlamında) toplumlar üzerinde yerleşmesidir.

Bu geçiş süreci içinde (ki bu dönemi hâlâ yaşamaktayız) modern çağın demokrasi anlayışının uygulanması da toplumlar arası farklılıklar gösteriyor.

İlkel toplumlarda; krala, padişaha, ağaya, aşiret reisine kul olmaktan kurtulma anlamına gelen modern sosyal yaşam, görece daha gelişmiş olan batı medeniyetlerinde yönetime katılma ve diğer sosyal özgürlükler olarak hayata geçirildi.

Fakat, gelişmiş Avrupa toplumları bir yerden sonra toplumu tek parça halinden çıkarıp kolay yönetebilmek için de farklı bir yönetim anlayışı sergilemeye başladılar.

İnsanların gruplar halinde (belli bir ortak payda adı altında) hareketini engellemek için, topluluklar arasında sınırlar çizen “her türlü” ayırıcı unsuru ortadan kaldırmaya ya da etkisini azaltmaya giden yöneticiler bunu başarabilmek için de “Toplumcu yapı”dan “Bireyselciliğe” geçiş yaptılar... (Ve bireysel özgürlükleri sonuna kadar desteklediler.)

Peki, Avrupa tarzı yönetim şekli, yani modern yönetim ve demokrasi, buna niye ihtiyaç duyuyor?

Çünkü bireyler tek başına kendilerini yönetenlere karşı bir kuvvet oluşturamaz, devlete, hükümete vs. güçlere karşı topluca kaba kuvvet kullanarak karşı harekette bulunamazlar.

O yüzden Avrupa tarzı modern yönetim anlayışı (Batı demokrasileri olarak adlandırılıyor) sanayi toplumu olmaya başladığı zamanlardan beri, kendi yönetimine karşı toplumun hareketini engellemek için bireyselliği desteklemek zorunda kalmıştır...

İşte; Avrupa toplumundaki insanlarda “Modern çağın mutsuzluğu” olarak tanımlanan psikolojik sorunların kaynağı da budur.

Sanayi toplumu olmayı bile geride bırakarak teknoloji toplumu halini alan Avrupa, üretim fazlası ve insanlara vaadettiği refah seviyesi ile cennet gibi görülürken, bütün yükü de bireylerin üzerine yıkmıştır.

Bireylere, toplum olarak ortalamanın üzerinde bir yaşam standartı vaadeden Avrupa medeniyeti yine bireylere yapabileceği en kötü şeyi yapmış tüm sorumluluğu da bireyin kendisine devretmiştir.

Modern çağda vaadedilen pırıltılı yaşama kavuşamayan insanlar, birey olarak herkesin yaşadığını zannettiği güzel hayata kavuşamayınca, kendini suçlayarak; bunun kendi başarasızlığından ve beceriksizliğinden kaynaklandığına inanmaya başlamıştır.

İşte Avrupa’daki onca refaha rağmen yine de bunalımda olan insanların bireysel psikolojisi... ve herkesin bir psikoloğunun olmasının nedeni.