03 Ocak 2008

Transamerica [film]



Cinsiyeti sorgulamaktan çok, cinsiyet bunalımının ardındaki psikolojik etkenleri göstermeye çalışan (fakat biraz taraflı gibi görünen ve bu yüzden de bence başarılı olamayan) Transamerica, sıradan ve bilindik görünmesine karşın, yavaş giden temposunu, ana karakterin ruhsal fırtınalarıyla izlenilir kılımaya çalışıyor.

Filmin bu türdeki benzerlerinden pek büyük bir farkı yok aslında ama bir Hollywood klasiği olan “Yol filmleri” çizgisi içinde gelişen olaylar, Transamerica’yı biraz da olsa psikolojik dramdan ruhsal maceraya çekmeye çalışmış...

Gelelim filmin konusuna:

Bree takma ismini kullanan filmin baş rolündeki transseksüelin (görünümü kadın gibi ama cinsiyeti hâlâ erkek olan) , biyolojik olarak kadınlığa geçmesini sağlayacak cinsiyet ameliyatına girmesine bir hafta kalmıştır.

Kendi başına yaşayan ve telefonla ürün satışı yaparak hayatını kazanmaya çalışan Bree, saçı, kıyafeti, makyajı ve asla abartılı olmayan dış görünümüyle sıradan bir orta yaş kadını görünümündedir. (yani bütün eşcinseller itici görünümlü olmayabilir bazıları böyle sadece ruhundaki istemi yaşamak için sıradan görünümlü normal insanlar gibi de olabilir vurgusu yapılıyor.)

Bree, büyük zorluklarla izin almaya çalıştığı ameliyatına bir hafta kala hiç tahmin edemeyeceği bir telefon alır.

Telefondaki kişi hapishaneden aramaktadır ve Bree’ye (Bree’nin resmi ismini söyleyerek) babasını aradığını söyler.

17-18 yaşlarındaki bu çocuk, Bree’nin erkek kimliğiyle yaşadığı eski hayatından geriye kalan tek şeydir. Bree, telefonda babasını arayan çocuğa bir yanlışlık olduğunu ve babasını tanımadığını ama yine de kendisine yardım edebileceğini söyler.

(Buraya kadar olan bölümü, “Kadın kıyafetleriyle gezen bir eşçinsel; bir gün, bir oğlu olduğunu öğrenir.” diye de özetleyebiliriz.)

Bundan sonra Bree kadın kıyafetiyle hapishaneye gider ve uyuşturucu satışı zannıyla tutuklu bulunan oğlunun kefaletini ödeyip dışarı çıkarır.

Çocuğa kendisini dini bir kurumda görevli olarak tanıtır ve ne yapmak istediğini sorar. Çocuk da buralardan gideceğini ve film endüstrisinde çalışmak istediğini söyler. Birlikte ülkenin öbür ucuna kadar bir yolculuk yapmak zorunda kalacaklardır ama Bree, gidilecek yere doğru yola koyulduklarında çocuğu üvey babasına geri götürmeyi düşünmektedir.

Zorlu ve uzun bir yolculukta, önceleri ters giden yol arkadaşlığı (çok klasik olarak) zamanla yerine oturmaya başlayarak bir arkadaşlığa dönüşecek ve yolda tanışılan farklı tiplerin hayatlarına girmesiyle birbirlerini (tüm itişip kakışmalarına rağmen) daha da iyi anlamaya başlayacaklardır.

Tabii ki bu arada Bree, çocuğa babası olduğunu söylememiş ama koruyucu tavırlarıyla adeta bir anne gibi davranmaya başlamıştır.

İlginç diyebileceğimiz bir film ama ne edebi anlamda bir içeriği var ne estetik kadrajlı sanatsal görüntüler ne de hareketli bir kurgu...

Filmin tek özelliği senaryosu ve bir eşcinselin erkek tarafından değil de kadın tarafından oynanması (ki iyi bir oyunculuk örneği) diyebiliriz. Fakat bu özellikler filmin düzeyli bir sinema yapıtı olmasını sağlamakya yetmiyor. (Olsa olsa ancak orta seviyede bir film.)

Yol filmlerinde alışık olduğumuz macera, hız ve hatta bazen mizahi unsurlar bu filmde (konu akışının yol filmi gibi işlenmesine rağmen) yok. Fakat filmin yol filmi olmasını gerektirecek bir bahanesi var: Yolda karşılaşılacak tipler...

Bu tipler; Çocukla bir restoranın parkında, tır’da iş tutmaya çalışan kamyoncu ve tam tersi romantik bir tip olan yarı kızılderili çiftçi, arada uyduruk bir iki tip ve neden oldukları olaylar ile tabii ki her iki tarafında aileleri olarak sayılabilir.

Karşılaşılan insanların çizdiği karakterler bir anlamda, Amerikalı insanın yaşam tarzından ve sıradan insanların oluşturduğu Amerika profilinden duyulan rahatsızlığı da yansıtıyor. Ayrıca, cinsel istismarı da vurgulaması açısından, aslında filmin en önemli ayrıntılarını bu karakterler veriyor diyebiliriz.

Eşcinsellik güzel bir şeydir demese de eşcinsellerin tutumlarından dolayı suçlanamayacağını ortaya koymaya çalışan bazı bölümlerin film içinde gizli gizli verilmeye çalışıldığı da gözümüzden kaçmıyor.

Filmin bir sahnesinde, bu davranışların genlerle ilgili fiziksel ve biyolojik özelliklerden kaynaklandığı vurgulanmaya çalışılırken, bir sahnede aile içi cinsel istismar gözler önüne seriliyor. Arka planda çocukların eğitim ve gelişim dönemlerinde onları kısıtlayıp baskı altına alan aşırı itinalı ve titiz anne, din bölünmüşlüğünden dolayı ortada kalıp yeterli dini eğitim alamamanın kimlik bunalımı yaratabileceği, ekonomik zorunluluklar vs sebep olarak gösteriliyor.

Filmin sonuna doğru, artık bu tip hayatlar olabileceği ve yaşananların diğer insanların yaşadıklarından fazla da garip olmadığı tespitine varılarak “Bakın böyle hayatlar ve böyle yaşamlar da mümkün. Dünyada o kadar kötü şeyler ve durumlar var ki yani bir bunlar mı çirkin görünüyor gözünüze.” fikrini vermeye çalışıyorlar.

Güzel olmasa da yine de izlenebilir bir film olmuş. Ama; kesinlikle açık sahneleri yüzünden çocukların izleyemeyeceğini, hatta anneniz ve babanızla seyrederken bazı sahneleri yüzünden biraz sıkılabileceğinizi söylemekte fayda var.

Rastlarsanız seyredebilirsiniz ama özel bir film olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Arşivde bulunsun bir gün seyrederim diyorsanız arkadaşınızdan kopya alabilirsiniz ama para verip de alınacak hele hele aranacak bir film değil. (konu olarak özel ilgi alanınıza giriyorsa bile yine de güçlü psikolojik açılımlar vermediğini belirtmem gerekiyor.)