27 Şubat 2008

Osmanlı ve Amerika'nın keşfi

Bir aralar “dünyanın etrafında dönen, imparatorluklar liderliğinin takip ettiği yön” konusu gibi bir teori üretmiştim, şimdi daha da acayip bir teoriyle karşılaştım…

Önce teorideki temel kilometre taşlarını bir sayayım. Hangi kavram ne için kullanılıyor belirteyim.

1, Amerika’nın keşfi deyince:
(Batı kültürü temelli resmi tarih kitaplarında genel olarak bilinen şekliyle) Kristof Kolomb’un gemilerle Amerika’ya ayak basmasından (1492), yani Avrupalıların Amerika kıtasını, dünyanın diğer bölgelerinde yaptıklarının benzeri şekilde sömürgeleştirmeye başlamasından bahsediyorum. Bu da demek oluyor ki tarih itibariyle 1492’den bahsediyorum. Yoksa bunun Cankhi’si var (Çinli komutan Zheng He - Cengiz), İzlandalıları var vs…

Daha önceden bu konuda yazdığım onlarca gönderide benim hangi fikirde olduğumu belirtmiştim.

(Osmanlı’nın başka bir ülkeye savaşarak girip orayı ele geçirmesine bizler “fetih” diyoruz… Oysaki batı dünyası Amerika’nın ele geçirilmesine; Amerika’da daha önceden hiç kimse yaşamıyormuş da oraya giden ilk insanlar kendileriymiş gibi kıtaya ayak basmalarına “keşif” diyorlar. Baştan daha böyle bir acayiplik var ama neyse konuyu dağıtmayayım ki bu başlıbaşına apayrı bir konu.)

2. İstanbul’un fethi için de tarih olarak 1453 tarihi aynen geçerli…

Şimdi eski zamanlara geri gidelim, Osmanlı daha İstanbul’u fethetmemiş ve Anadolu’da da bütünüyle her yeri tamamen kontrol altına almamış. Ama tüm beylikler Orta Doğu’da az çok söz sahibi…

Ortadoğu, Asya ve hatta Uzakdoğu’ya kadar uzanan bir bölgede, dünyanın tüm ülkeleri ticaret için koşturup duruyor, belirli bölgeleri ele geçirip ticaret yollarından gelen geçen maldan kendine pay kapmaya çalışıyorlar.

İstanbul’un fethi gerçekleşip de Osmanlı o zaman için hem karadan hem denizden bu ticaret yollarını neredeyse tamamen ele geçirince; Avrupalılar Uzakdoğu’dan başlayıp Avrupa’ya kadar uzanan ticaret yollarını ve buna bağlı ticari gelirlerinin büyük bir bölümünü Osmanlıya bırakmak zorunda kaldı.

Ekonomik olarak yeni alanlara açılmak zorunda kalan Avrupa yaklaşık bir 50 yıl boyunca genel bir çıkış yolu bulamayınca Amerika’ya yönelmek zorunda kaldı ve Amerika’nın keşfine(!) zorunlu kaldılar…

Yani başka bir deyişle söylemek gerekirse; Osmanlı İstanbul’u fethedip bölgenin Avrupa’ya uzanan ticaret yollarını ele geçirmese, Avrupalıların Amerika’yı keşfetmesi söz konusu olamayacağı gibi tüm bu bilgiler ışığında günümüzde Amerika Birleşik Devletleri gibi bir ülkenin var olup olamayacağını da artık siz tahmin edin…

(Daha önce okuduğum birçok kitapta; Asya’da, Hindistana kadar uzanan ticaret yollarını (İpek yolu, Baharat Yolu) kaybeden Avrupa’nın, Hindistan’a ulaşmak için dünyanın öbür tarafından dolaşma fikriyle yola çıktığı ve Amerika’ya ayak basınca buradakileri de Hintli sandığı ve hatta buradaki Kızılderililere de bu yüzden Hintli anlamına gelen “Indian” dediklerini okumuştum ama bu seferki yorum daha farklı…)

Not: Bu görüşler Sayın Emre Kongar’ın okuduğum son kitabı Tarihimizle yüzleşmek’te yer alıyor… Okuduğum kitapların bazılarından burada bahsederken onları sıkıcı uzun yazılarla size aktarmak yerine kitapların ilginç yerlerinden bahsetmenin daha güzel olacağını düşündüm ve bu sefer böyle yaptım…


Bize nelerin yanlış öğretildiğini ama aslında bazı tarihsel gerçeklerin doğrusunun neler olduğunu öğrenmek isteyenler için çok yararlı bir kitap.

Sayın Kongar’ın alışkanlıkla okulda ders anlatıyormuş gibi bir anlatım diliyle kurguladığı kitabı “Tarihimizle yüzleşmek”ten öğrendiğim ilginç bir iki konu daha var ama onları da başka bir gönderiye bırakıyorum…