06 Mart 2008

eski devirlerde resim kopyalama...

Kopyalama; her devrin, her türde bilginin ve hemen hemen bütün insanlığın uyguladığı bir yöntem olduğuna göre bu konuyla ilgilenmemek mümkün değil…

Daha önceki gönderilerden birinde bir iki eski yöntemle birlikte “yeni kopya yöntemi”ni yazmıştım. O yazı derslerde kopya çekmeyle ilgiliydi. Şimdi de başka tür bir kopyalama işlemini anlatacağım ama bu sefer konu eski devirlerde resim kopyalamayla ilgili…

Bir yerde okudum; eski devirlerde bir kitaptaki resmi kopyalayan bir adamın bu kopyalama işini nasıl yaptığı anlatılıyor.

İlk önce niye kağıdı kağıdın üzerine koyup da alttan görünen resmin üzerinden geçmiyor diye düşündüm…

Ama bundan yaklaşık 200-300 yıl önceki bir dönem. Hem bizim bildiğimiz gibi incecik bembeyaz kağıt diye bir şeyi daha yeryüzünde kimse görmemiş hem de herkes kalın karton gibi el yapımı kâğıtları kullanmak zorunda…

Bir de buna ek olarak; alttan verilebilecek kuvvetli bir ışık kaynağı yok o devirlerde (gece mum ışığında, yerde rahle üzerinde çalışıldığı dönemler diyeyim siz artık gerisini tahmin edin).

O devirlerden günümüze gelinceye kadar çok şey değişti ama insanoğlu imkânları ne kadar kısıtlı olursa olsun her dönem her problemi bir şekilde çözmeyi başarmış…

Fazla uzatmadan konuya gireyim;

İşte eskiden resimler böyle kopyalanıyormuş.

Kopyalanacak resmin üzerinde anahatlara ait çizgiler, bir iğneyle delikler açılarak işaretlenir. Çizginin üzeri; resmi havaya kaldırıp bakınca nokta nokta ışıkla çizilmiş gibi görünecek bir şekildedir.

Bu, “çizgilerinin üzerinden, iğneyle delikler açılıp şablonu çıkarılan” resim artık bir kalıp olarak kullanılır. Ve çizim yapılacak kağıdın üzerine koyularak, defalarca kahve değirmeninde çekilmiş, çok ama çok ince bir kömür tozu şablonun deliklerine serpiştirilir.

İğneyle delinmiş olan kalıp kaldırılınca altındaki kağıda “noktaları birleştir, resmi tamamla” türünden bir resmin izi çıkmış olur… Artık geriye bu resmi boyamak kalır…