22 Nisan 2008

Zavet - Promise me this [film]



Emir Kusturica’nın izlediğim bütün filmlerini az çok beğendiğim için bu filminden de bir beklentim vardı ama tam olarak beklediğim usta işi bir sanat eseriyle karşılaşamadım.

Film eğlenceli olmasına eğlenceli gibi görünüyor; dünyayla, kapitalizmle, baskıyla, aşkla ve ölümle alay eden bir hava yaratmaya çalışıyor fakat bunu o kadar bilindik sahnelerle yapmaya çalışıyor ki neredeyse bütün espriler tanıdık geliyor. (Yoksa biz mi yaşlandık da her şey tanıdık geliyor, karar veremedim)

Gelelim filme;

Yaşlı bir adam, bomboş bir köyde bir iki komşusuyla birlikte yaşamakta ve bir de torunu var. Adam ölmeden önce torununa “Al bu ineği kasabaya git sat ama gelirken de mutlaka kilise (kendi onardığı köy kilisesi) için bir ikona al. Bir de kendine bir kız bul…” diyor. (ve torununa "bana söz ver" diyor, zaten filmin ismi de buradan geliyor. "Promise me this" yani "söz ver")

Dede’nin evin içine yaptığı ipli tahtalı, saatli düzenekler, kır sahneleri, şehirde bisiklete binen güzel kızlar, arkada (Bu sefer Goran Bregoviç değil) güzel ama etkilemeyen müziklerle film bir maceraya doğru yol alıyor.

Köy okulundaki şuh öğretmen dede’nin eski sevgilisidir ve devamlı peşinden ayrılmaz aralarında bir sürü diyalog geçer ama bana göre hepsi boş konuşma, pek ilgi çekici ve “Vayyyy be!” dedirtecek bir şey yok.

Filmin en güzel sahneleri dede'nin kurduğu tuzaklardan geçerek köye ulaşamayan (köy öğretmenine aşık) ikinci adamın arabasıyla tuzaklara düşmesi, kızı şehirde takip eden küçük çocuğun okulda ve evde aşkının peşinden koşması sayılabilir.

Fakat yine de gözlerimiz film boyunca bunların dışında olağan üstü sayılabilecek sahneleri aradı durdu. Bunu bilen Kusturica sirk gösterisiyle uçan adamla böyle bir sahne oluşturmaya çalışmış ama ne yazık ki pek başarılı olamamış...

(Sirkten fırlatılan bir adam film boyunca gökyüzünde dolaşıp duruyor ve her şeye kuşbakışı bir açıyla bakıyor bir orda olanın bir burda olanın yanından geçip duruyor ama bu sahneler filme absürd bir hava vermek amacıyla öylesine suni bir şekilde yerleştirilmiş ki bir süre sonra sevimliliğini yitiriyor.)

Çingeneler zamanı filminde ağlaya ağlaya seyrettiğimiz Kusturica bu filmde daha fazla siyasi gönderme yapmaya çalışmış, yani sizin anlayacağınız pek öyle duygusal öfkeler beklentisi içinde olmayın.

Film güzel mi? Bu tür film seyretmemiş gençlere ilginç gelebilir. Müzikleri alınıp dinlenmeye değer mi? Eh işte bir iki kez dinle kaldır türünden…

Zaten dede, torun, eski sevgili, kilise, aşk, ölüm vs. hepsi bir başlangıç ve Balkanlardaki iç yapının nasıl evrilip mafyatik bir yapıya dönüştüğünü anlatabilmek için bir girizgâh olarak kullanılmış.

Kusturica’nın asıl söylemeye çalıştığı şey; burada yönetim ve medeniyetin gücünü kaybedip en küçük bir grup oluşturanın eline silahı alınca kendini kral sanması ve işin kötüsü önüne çıkanı öldürüp tecavüz edip haraca bağlaması…

Hani vermeye çalıştığı şeyi vermiş mi vermiş… Ama alıştığımız estetikten yoksun garip ve havada bir yapım olmuş.

Kusturica’nın, sizde belli bir yeri varsa dayanamayıp bu filmi seyretmek isteyecaksinizdir ama o yerin ve saygının kaybolmasını istemiyorsanız seyretmeyin daha iyi…

Kusturica’nın filmlerinin tamamında film müzikleri ön planda olmuştur ve hatta bana göre Çingeneler zamanı, Underground gibi filmlerin müziklerinin ünü filmleri de geçmiştir. Ama o zaman Goran Bregoviç vardı ve harika filmlere harika müzikler yapılıyordu. Şimdiyse Kusturica film sektöründe başarıya giden yolun sırrını çözmüş gibi çok güzel müziklere film yapmaya çalışarak uzuuun bir klip çekmiş…

Sonuç olarak televizyonda uyduruk yarışma programları seyrederek 2-3 saatinizi harcayacağınıza tercih edilebilir ama ben bu “Kusturica filmi”ni kaçırdım seyredemedim gidip bulup seyredeyim derseniz üzülürsünüz…