19 Mayıs 2008

Au Revoir Les Enfants - Goodbye Children [film]



Almanya’nın Fransa’yı işgal ettiği dönemde yatılı okulda kalan çocukların gözünden o döneme kendi açısından dar bir bakışı aktaran film klasik Fransız stilini yansıtıyor.

Savaş yıllarının belirsizliği içinde dağılan ailelerin çocuklarının okuduğu yatılı okula yeni bir öğrencinin katılımıyla film yavaş yavaş anlatmak istediklerini vermeye çalışıyor.

Goodbye Children, biraz gözümüze sokarak da olsa; çocuklar arasındaki doğal, tarafsız dünyanın savaş sayesinde nasıl değişikliğe uğradığını gösterdiği gibi kendi ulusal ve dini kimliklerini bile bilmeyecek yaşta olan çocukların savaş yıllarında kimliklerini öğrenip ona göre davranmak zorunda kaldığını da anlatıyor.

Filmin en başında verilen bilgiyi buraya yazmak sanırım seyretmenize engel olmayacaktır.

Yahudi olan bir çocuk, ailesi tarafından yatılı okula gönderiliyor, amaç Hıristiyan Fransız çocukları arasında saklanmasını sağlamak. Ama burada yakın becerilere sahip olan sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri bu çocukla arkadaş olunca Yahudi olan çocuğun sırrını saklaması gittikçe daha da zor oluyor.

Filmi yazıp yöneten Louis Malle bu filmdeki çalışkan Fransız Hıristiyan çocuğun kendisidir, yani film, yönetmenin çocukken yaşadığı bir dönemin yansımasıdır. O dönemin karanlığını ve insan ilişkilerinin hayatında bıraktığı etkiyi sinema diliyle anlatmaya çalışan yönetmen bunu yaparken her ne kadar özgün bir şeyler yapmaya çalışmış olsa da benzerlerinden farklı bir eser ortaya koyamamış.

Hayatım roman olur diyen herkesin kendine ait bir hikâyesi olabileceği gibi çevresindeki bir iki kişiyi hiç unutamayıp bu hikâyeyi onun için anlatanlar da her zaman olmuştur. Bu tabii ki kötü bir şey değildir ama böyle bir şey her zaman bir başyapıt olacak diye bir kural da yok.

Filmin konusunu yukarıda biraz açıkladım. bundan fazlasını açıklamak filmi seyretmeyenler için doğru olmaz. Ama bu film için aklımda kalanları yazmayacağım anlamına gelmiyor.

Film, bariz bir şekilde Yahudi taraftarlığı yapıp ilk planda Alman karşıtı olan filmler gibi değil ve bu konuyu işleyen diğer filmler kadar sert eleştiri getirmiyor.

Yönetmen, çocukluğunu yaşadığı yıllarda olan biteni bile anlayamamışken; başka insanların toplanıp götürülmesini tam olarak çözemeyen birinin yıllar sonra neler yaşadığının farkına varmasının bir açılımını yansıtmaya çalışmış diyebiliriz. Ama bu filmi açıklamak için tam olarak yeterli sayılmaz. Sanırım yönetmenin büyüdüğü zaman, savaş sırasında Fransa’nın yaşadıklarına kendi ülkesi adına getirdiği eleştirileri de barındırıyor dersek biraz daha doğru olur.

Yönetmen, çocukluğu sırasında yaşadığı bu derin etkiler bırakan olayları anlatırken o dönemin okul yıllarındaki muziplikleri de kendi çapında “hatıralar” babında anlatmaya çalışmış, filmin dokusunu bir savaş dönemi filmi olmaktan çok “savaş dönemi okul yıllarım”a kaydırmış.

Yahudi olup da okulda adını ve kimliğini gizlemek zorunda kalan çocukla arkadaşlığı ilerledikçe onun neredeyse herkesten akıllı olduğunu, matematikte zehir gibi problem çözdüğünü (Bütün Yahudiler gibi hesap işlerinden anlayacak ya) , çok güzel piyano çaldığını anlatarak (Bütün Yahudiler gibi müzikten de anladığı gösterilecek ya) filmde klasik bir Yahudi tiplemesi çiziliyor.

Savaşın bitmesine yaklaşık birbuçuk yıl kala yaşanan (1944 kışı) bu olaylar sonucu okul kapanacak, öğretmenlerin bir bölümü bir tarafa, öğrenciler bir tarafa dağılacak. Aileler ne kadar zengin olsalar da savaşın içinde kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacak ve hatta arka planda işbirlikçi Fransızların üniformalar giyip lokantalarda Yahudileri dışarı çıkardığı gösterilip o zamanlar böyle yapılmış ne kadar kötü denilip üzülünecek.

Bir iki ödül almış olsa da film çok sıradan ve klasik temaları işliyor. Yatılı okulda yemekleri yapan huysuz yaşlı bir kadın, onun yanında ayağı sakat bir aşçı yamağı (ki artık Notre de dam’ın kamburu gibi alışık olduğumuz şekilde her Fransız eserinde karşılaştığımız bir sakat), yaşlı ve sesini çıkaramayan bir iki öğretmen vs...

Hani bir macera olsun, farklı yaşanmış bir olay, sinema adına değişik bir kurgu, edebi bir anlatım, sanatsal bir iki sahne... Bunların hiçbiri yok... Ama yine de film seyredilebilir olma özelliğini kaybetmemiş, hakkını da vermek gerekiyor. (Alman askerlerini, görevini yapan sıradan bir memur gibi normal göstermelerine rağmen.)

İkinci Dünya Savaşı’na ilginiz yoksa ve yaşınız yirminin altındaysa bu filmi pek tavsiye etmiyorum. Çünkü çooook hafif yapılan siyasi eleştiriyi anlamanız anlasanız da önemsemeniz çok zor, kalan konu da zaten sıradan.

Bize bile (yirmili yaşlara kadar seyrettiğimiz binlerce kez tekrarı yapılan) trt’de çocukluğumuz sırasında gösterilen dizileri ve filmlerini hatırlattığı için çok da değişik gelmeyen bu filmi aman aman gidin bulun görün demek doğru olmaz. Fakat yine de hakkında çok da kötü bir şeyler yazılabilecek bir film değil.

Filmin tek şanssızlığı artık bu tarz anlatımı olan yapımların 1940’ların edebiyat anlayışında kalmış olması... Filmin özetini bu mantığa göre açıklamak gerekirse “Ben çocuktum bir arkadaşım vardı, okuldayken kimliğini gizliyor ve sahte isim kullanıyordu, meğerse Yahudi’ymiş. Şimdi hatırladım da o yılları ne kadar üzücüydü.” demek yeterli olacaktır. Çok kitap okuyan biri değilseniz anlatım tarzı yavaş ve sıkıcı gelebilir (ki öyle olmasanız bile bazı sahneleri göstere göstere yavaş yavaş tekrar etmesi basit bir hava da yaratmıyor değil)

Son olarak bir şeyler söylemek gerekirse:Seyretmediyseniz bir şey kaybetmiş sayılmazsınız, aranıp taranıp bulunacak bir film değil ama rastlarsanız da seyretmeyin demem...