19 Mayıs 2008

Heaven and Earth [film]



Oliver Stone’un yönetmenliğini yaptığı Heaven and Earth filmini eleştirmek için koskoca bir kitap yazmak lazım ama ben film gibi upuzuuun (film 2 saat 20 dk. sürüyor) bir eleştiri yazmak niyetinde değilim.

Film, Vietnam savaşı ile ilgili çevrilen yüzlerce benzerinden farklı olarak; arka planda Vietnamlı bir kadının hayatını da anlatmaya çalışıyor.

Yönetmen, işlediği konuyu dürüstlükten uzak bir şekilde ele alarak milliyetçi görüşe sahip Amerikalıları memnun etmeye çalışmış ve bu da kendisini evrensel sinema sanatı çizgisinin dışında bırakmış.

Çarpıtılmış mantık silsilesiyle dizi gibi uzadıkça uzayan özensiz bir kurguyla anlatılan konu, filmi seyredeni baymanın ötesine geçemiyor.

Amerikalı birçok yönetmenin yaptığı gibi Oliver Stone da aşk, ihtiras, çetrefilli hayatlar, özel yaşam konuları içinde eritilen Vietnam Savaşı’nın gerçekliğini ve savaş suçlarını arka plana itip sanki savaş hakkında çok doğru saptamalarda bulunulmuş gibi özel hayatları da bu savaş içinde inceliyor.

Pirinç tarlalarında yoksul bir hayat süren bir aile var ve içlerinden seçilmiş bir kadın karakter filmin başrolünü üstleniyor.

Bu kadın karakter Kuzey ve Güney savaşı içinde ezilen ve tarafsız kalmak için çabalayan bir köyde ailesiyle yaşam mücadelesi vermektedir ama köye yapılan baskınlarla aile fertleri mecburen taraf almak zorunda kalmaktadır.

(Hani bak biz orda olup biteni ve insanların neden öyle yaptığını biliyoruz kimi zaman yeri geliyor onlara da hak veriyoruz denilmek isteniyor ama tabii ki bunu söyledikten sonra da her iki taraf da yerin dibine geçiriliyor.)

Amerika sadece Vietnam’da iç savaş var da onu engellemeye gelmiş ve bu sırada da kendine saldıranlara karşı korunma amacıyla savaşıyormuş gibi gösteriliyor.

Ama sakın böyle söyledim diye filmi bir savaş filmi olarak algılamayın, bir iki köy baskını, bir iki patlama ve askeri karargâh içi ayrıntıyla filme otantik ve orijinalite katmaya çalışmışlar o kadar.

Esas film o köyde iç savaş sırasında orada tutunamayıp bir tarafa geçmek zorunda bırakılan kadın karakterin kendi vatandaşlarının tecavüzü sonrası büyük kentte hizmetçi olarak annesiyle çalışmaya gitmesiyle başlıyor.

Köyünde milis diye mimlenen kızı ilk olarak işkence yapmak için kendi askeri güçleri işkenceden geçiriyor, annesi gelip yalvarıp yakarıp rüşvet verip kızını kurtarıyor.

Ama köye dönünce millet kıza şüpheyle yaklaşıyor çünkü bu işkencelerden kurtulmak öyle kolay değildir, yoksa bu kız onların adamı mı diye merak ediyorlar ve bu sefer de karşı grup kızı götürüp sorgulamaya alıyor. Burada sorgulama sonunda kıza tecavüz ediliyor.

Kız bunun üzerine annesiyle şehire geliyor ve kendilerine zengin bir ailenin yanında hizmetçi olarak iş buluyorlar. Eh bütün suç Amerikalıların olacak değil ya, kıza burada da evin beyi tecavüz ediyor.

Kız hamile kalıp da iş açığa çıkınca evden kovuluyorlar ve kız Amerikalı askerlere sigara içki satıp hayatını kazanmaya çalışıyor. Bu arada oralarda görevli bir askerle tanışıp evleniyor ve Amerika’ya gidiyor.

Amerika’da da adamın ailesiyle ve çevresiyle yaşanan problemler, halkın askeri olaylara bakışı, askerlerin psikolojisi ve aile içi ilişkileri yorumlanıp her şeyden sıyrılıp bütün Amerika sütten çıkmış ak kaşık gibi pırıl pırıl yapılıp film bitiriliyor.

Haaaa. Eleştiri yok mu? Var tabiiiiii. Olmaz olur mu? İşte eleştiri:

Vietnam’da milletin tecavüz ettiği karı kız gelip burada dükkân açıyor, ticarete atılıyor, bizlerden birileriyle evlenip onların çocuklarını doğurup içimize karışıyorlar ve bizim askerlerimiz de oralarda nelere maruz kalıp kafayı sıyırıyorlar da böyle akıl almaz evlilikler yapmak zorunda kalıyorlar... Olmaz olsun böyle dünya yani taaa dünyanın bir ucu millet birbiriyle kavga ediyor biz ayırmak için oraya gidip savaşmak zorunda kalıyoruz. Orası yeryüzü ve basit bir toprak parçası hâlbuki bir de bizim ülkemize bakın, bir sürü süper market ne ararsan var, köpeğin önüne bile biftek, bonfile atıyoruz bizim ülkemiz cennet... Ama bunlar yüzünden bakın ülkemiz ne hale geliyor...

Ya yapma Oliver kardeş be... Hani tabii ki sinemadır, edebiyattır vs. sanat dedin mi biraz hayal gücü lazım tabii ki ama yalan başka bir şey...

İşin kötüsü artık az gelişmiş ülkeler gibi sizin ülkelerinizde de bilgisayar çağının zorunluluğu olan görsel eğitim aldı başını gidiyor o yüzden kimse kitaplardan tarih falan okumuyor, tarih eğitimini televizyonlardaki seviyesiz programlardan ve gerçek hayat hikâyesi diye yutturulan uyduruk böyle filmlerden öğreniyorlar.

Yarın öbür gün yeni nesiller gerçek durumu bilmeyip de bu Vietnamlılara tazminat davası bile açarlar da komik duruma düşerler...

Filmin mantığı yok, köle İsaura gibi uzatmışlar da uzatmışlar, aynı şeyleri çevirip çevirip bir daha bir daha gösterip iyice anlaşılsın diye aynı örneklerin farklı yorumlarıyla verip verip durmuşlar.

Ülkelerini savunmaya çalışan ve Amerikalılara karşı savaşan Vietnamlıları kendi ülkelerinde de sevmiyorlardı zaten onlar ulusalcı komünistlerdi diye göstermenin nesini yazayım ben de bilmiyorum.

O kadar orantısız güçlerle çarpıştığı bir savaşta bile batağa saplanmaktan kurtulamayan Amerika’yı, otuz yıl sonra (filmin çekildiği tarihe göre – 1965’ten 1993’e hesap edilirse) tarihsel olayları saptırıp yalan yanlış şeylerle psikolojik olarak rahatlatıp uyduruk Amerikan milliyetçiliği yapmaya kalkarak kazıklayabilirsin.

Ama Vietnam’ın bitmeyen acısını yaşamak zorunda kalan zavallı insanları kandırman mümkün değil. Bu film, gerçek bir insanın hayatını anlatıyor olmaktan çok “Amerikan gerçekliği”nin nasıl yalanlar üzerine kurulu olduğunu dünyaya gösteren uyduruk ve kurmaca bir yapım olmuş.

Sana ne be kardeşim filmin yönetmeninin doğrusundan yanlışından sen film güzel mi onu söyle derseniz o da apayrı bir konu ki hiç girmeyeyim. Dünyanın her yerinde aynı şey oluyor herhalde, bu da eğer ünlüyseniz ve bir isim yaptıysanız artık uyduruk şeyler yapıp satabilirsiniz anlamına geliyor... Uyduruk televizyon filmlerinin ayarında özensiz çekimlerle doldurulmuş, gereksiz sahnelerle uzatılıp tadı kaçırılmış ve hayatında tarla görmemiş gibi her pirinç tarlası sahnesinde kamera bir oraya bir buraya gidip estetik açılar yakalama derdinde olmanın dışında tek bir kare çıkaramamışken bu filme iyi bir film demek doğru olmaz.

Son olarak;
Amerikan milliyetçiliğine hayransanız, dünyadan haberiniz yoksa, uyduruk bir film olsun ben yine de bakarım yeter ki arada bir iki asker ve helikopterle patlama efekti olsun diyorsanız televizyonda oynayınca bakarsınız ama seyretmeye değer bir film olmadığı görüşünde ısrar ediyorum.