02 Mayıs 2008

Hemingway ve "Roman"lara geçen hayatı

Ernest Hemingway ve İşgal İstanbul’u ile ilgili daha önceden bir gönderim olmuştu.

Kitabı okuyup bitireli çok oluyor ama aldığım notları tabii ki unutmadım ve işte şimdi bir fırsat bulunca yazıyorum.

1- Ernest Hemingway’in büyük bir yazar olduğunu kabul ediyorum ama “işgal İstanbul’u” ismiyle birebir yayınladığı bir kitabı olduğunu düşünmüyorum. Resmi kaynakları ve hayranları tarafından kurulan internet sitelerini incelediğimde “Eser kronolojisi”nde bu isimde bir kitap yok.

Bu bizimkilerin yaptığı bir uyanıklık olmalı, Hemingway’in eski yazılarını topladığı bir kitap için herhalde “Kim tanır Hemingway’i, şöyle savaşlı, işgalli, İstanbul – Ankara’lı bir isim uydurup, yayınlarız. Daha çok ilgi çeker.” diye düşünmüşler.

Sanırım bu kitap ya “Hemingway’den kısa hikâyeler” ya da “1917-1961 seçilmiş yazılar” isimli eserlerden biri...

Yazar o dönem gerçekten İstanbul’a gelmiş ve “İşgal İstanbul’u”nu görmüş ve hatta gerçekten böyle bir yazı da yazmış, yine o dönem bağlı olduğu italya’daki ajansına buradan telgraf aracılığıyla yazdıklarını göndermiştir. Ama kitabın sadece girişinde çok kısa bir bölüm “işgal İstanbul’u” ile ilgili diğerleri ise Hemingway’in hayatını bizim gözlerimiz önünden geçen bir film gibi seyredebildiğimiz hatıralarıyla dolu...

2- Hemingway “Çanlar kimin için çalıyor?”, “Güneş de doğar”, “Silahlara veda”, “Yaşlı adam ve deniz” gibi yazdığı eserleriyle belki de binlerce ödül (Nobel dahil) almış bir yazar.

Yaşadığı dönemde (felsefi açıdan bunalımlı Avrupalı yazarlardan farklı olarak) savaşı gerçekçi bir bakış açısıyla anlatan Hemingway, eserlerinde sohbet eder gibi ya da köşe yazarının okurlarına seslendiği gibi sade ve samimi bir dil kullanarak herkese ulaşmasını da bilmiştir.

Yazarın gazeteci olarak dünyayı dolaşıp bilgisi arttıkça olaylara bakışı değişmiş, bu kendisine yazar olarak da büyük bir tecrübe kazandırmış.

Durum böyle olunca da büyük bir yazar nasıl yetişiyor, nelerden etkilenip hayal gücünü nasıl geliştirip nasıl kullanıyor diye bakılacak yazar olarak örnek biri varsa o da Hemingway’dir.

Halkın arasında gezip onlarla aynı günleri aynı şartlar altında yaşayan Hemingway, savaş sırasında ve savaş bittiğinde halkın ne düşünüp ne istediğini ve neyi beğenip beğenmeyeceğini çok iyi biliyordu.

Bu yüzden bulursanız okumanızı tavsiye ederim.

3- Birçok yazar ve eleştirmen kendilerine göre sebepler uydurup durmuş;

“Efendim, işte şurda şunu yaşamış, burda bunu yaşamış, acaba şu eserini bizim ülkedeki bilmem neden etkilenip de yazmış olabilir mi?”

Yazarın hemen hemen bütün eserlerinin esin kaynağının, gazetecilik yaptığı dönemde (dolaştığı Avrupa’da savaş sırasında) gördükleri olduğu çok açık bir şekilde belli oluyor.

“Yaşlı adam ve deniz” isimli büyük eserini; yazarlıktan ünlü ve zengin olunca çekildiği Küba’da yaşadıklarından etkilenip yazmıştır.

Küba’da yeni dostlar edinen Hemingway bunlardan bazılarıyla ava, bazılarıyla da balığa gitmiş.

“Hangi balığı tuttuğunda, balığın motordan hangi açıyla kaçıp kurtulmaya çalıştığı... Uçaktan bakılınca deniz üzerinde Kuzeybatı’ya doğru giden bir motor görürseniz kendisinin balığı tutmuş olduğu ve peşinden sürüklendiğine...” kadar inanılmaz ayrıntıları daha o zamanlar yazdığı bu yazılarında anlatır. Yani bu yazıları okuyunca Hemingway’in o meşhur “İhtiyar adam ve deniz” isimli eserini nelerden etkilenip, nerelerden neyi çıkarttığını çok rahat bir şekilde anlayabiliyorsunuz...

Yine aynı şekilde "Silahlara veda, Çanlar kimin için çalıyor, Güneş de doğar" isimli eserlerini savaş yıllarındaki tecrübelerinden, "Öğleden sonra ölüm" ü İspanya savaşından, "Klimanjaro'nun karları"nı Afrika'daki gezilerinde çıktığı avlardan ve oradaki yaşamdan etkilenip yazmıştır.

4- Hemingway’in yaşadığı günleri gerek haber olarak çalıştığı yerlere yazması gerekse sonraları bunları hikâye olarak düzenlemesi öylesine birbiriyle uyumlu ki;

İnsan yaşarken başına gelenleri, görüp geçirdiklerini not alır da bir de fırsat bulup bunları edebi bir dille aktarabilirse herkes büyük yazar olabilir diye bir düşünceye kapılıyorsunuz.

Eskilerin “Hayatım roman” demesi ne kadar da doğru bir tanımlamaymış diye düşünmemek elde değil yeter ki o romanı yazmasını bilelim.

Fakat bizim Ernest az uyanık bir değildir hani, ne olacağını sanki daha önceden kestirip geleceği de okuyucunun gözleri önüne serer.

Yazar, çizer, senarist, yönetmen vs. gibi işlerle uğraşan ve uğraşmak isteyen herkese Hemingway’in önce hayatını, sonra gazetelere yazdığı haberleri ve öyküleri, ardından da romanlarını okumalarını tavsiye ediyorum...

Bunu en iyi anlatan bir bölümü aşağıya alıyorum okuduktan sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız.

SİEGFRİED HATTINDA SAVAŞ -----------------------------
(18 kasım 1944, Collier's) den geçtiği bir haberden alıntı…

“................Birşey öğrenmek istiyorsanız, orada bulunan biriyle konuşun. İsterseniz, ben de hatırlayabilirsem, size o ormanda ondan sonraki on gün içinde olup bitenleri de anlatabilirim.

Alman topçusunun ateşinden ve Alman karşı saldırılarından söz ederim. Hatırladıktan sonra çok, ama çok ilgi çekici hikâyeler bunlar. Efsane unsuru bile var. İlerde sinemada seyredeceğinizden emin olabilirsiniz.

Bütün bunların sinemaya çok uyacağı meydanda. Çünkü Albay bana, «Ernie, inanır mısın, kendimi bazen bir film sahnesinde hissediyorum,» dedi.
Sinemaya aktarılması zor olan birşey varsa, hiç şüphesiz o da Alman SS askerlerinin beyin sarsıntısından kararmış suratlarını, kanayan burunlarını ve ağızlarını, midelerini tutarak yollarda diz çöküşlerini, üzerlerine gelen tanklardan zor kaçtıklarını göstermek olacaktır. Fakat sinema bunu daha da gerçekçi bir şekilde gösterebilir……………..”