26 Mayıs 2008

Juno [film]



Çok basit bir şekilde açıklamak gerekirse; film, çocuk sayılabilecek yaşta hamile kalan bir kızın bu problemine çözüm bulmaya çalışmasını her zamankinden farklı olarak eğlenceli bir dille anlatmaya çalışıyor diyebilirim.

Her filmin seyirciyle iletişim şekli için seçtiği yöntem farklıdır; kimi estetik sahneleri ön plana çekerek görsel iletişimi seçer, kimi özel efektleriyle heyecan yaratıp bunu kullanır, kimisi de Juno’da olduğu gibi seyirciyle arasındaki ilişkisini karşılıklı konuşmaları aktararak sağlar...

Görsel iletişimi sağlarken gereksiz görüntüler ve oluşturulan konu dışı sahneler nasıl ki akıcılığı engelleyip yavaşlatırsa (bütünlüğü bozup konuyu dağıtırsa), seyirciyle iletişimini “diyalogları aktarma yoluyla yapmayı tercih eden bir filmde” de gereksiz konuşmalar aynı olumsuz etkiyi bırakır.

Juno’nun ekibi; söyleceyecek çok şeyi olan yapılacak esprileri kenara not alıp defter doldurmuş kişilerden oluşuyor olacak ki film espri niyetine yapılmış gereksiz konuşmadan geçilmiyor.

Konunun bu şekilde işlenmesi; bir genç kızın “psikolojik olarak kaldıramayacağı kadar ağır” travmasını aktarırken konuyu hafifletmek amacıyla yapılmış olabilir ama dozunu aşınca anlatılan olayın gerçekliği “modern bir gerçeküstü psikolojik” tutuma dönüşüyor.

Durum böyle olunca kızın hayatındaki herkes “bu kadar önemli bir problem karşısında bile” hep esprili konuşmaya ve kendince komik olmaya çalışıyor...

Bu tarz filmlerde, (zamansız hamilelik ve bu hamileliğin aileden ya da çevreden saklanmasına ilişkin) senaryoda genellikle komedi de bulunur.

Benzer filmlerde komediyi oluşturan zıtlıklar; aileden çekinme ve hamileliği saklamanın zorunlu koşuşturmacasıyla verilir, en sonunda da kızın kimden hamile kaldığı ortaya çıkınca aile, çiftin evlenmesine rıza gösterir kız aşkına, bebek babasına kavuşmuş olurdu.

Juno, hamile olduğunu kesinkes öğrenince biz de aynı beklentiler içine girmişken çok kısa bir süre sonra durumu arkadaşlarına ve ailesine açıklıyor. (O zaman bu filmin başka bir konusu olmalı diye düşündüğümüz yer burası işte.)

Aile zaten daha önceden evlenip boşanmış bir anne babadan ve üvey kardeşlerden oluşuyor. Bu haliyle aslında boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgilenemediği gibi bir durumu da vermeye çalışmışlar ama o da çok arka planda kalmış.

Evet elimizde 16 yaşında hamile kalmış bir kız, hamile kalan kıza “Kürtaj mı yaptıracaksın yoksa doğurmayı mı düşünüyorsun?” diye soran kızın ailesi ve kızı sanki Bakkal Recep hamile bırakmış gibi durumla hiç ilgilenmeyen (biraz da donuk görünen) bir baba adayımız var. (Filmi izlerken konunun nereye gideceğini merakla beklediğimiz yer de burası ama elimizdekilerden pek bir şey çıkmayacağı yavaş yavaş belli olmaya başlıyor.)

Bunları söylemem, filmin izlenmesini engelleyecek kadar konuyu açıklıyorum anlamına gelmesin. Çünkü bu filmin sadece en başı ve esas film bundan sonra “Juno’nun bebeği bir aileye evlatlık vermeye karar vermesiyle” başlıyor.

Tamam “Kız 16 yaşında ve bu yaşta hamile mi kalınır?”, “Bu kıza bir şey söyleyen, tepki gösteren birileri olmalıydı, bu yaşta böyle bir şey olmaz, bizim toplumumuza ters gelir.” vs. diyenler olacaktır. Ama bir de işe şu yanından bakmanızı tavsiye ediyorum, bu yaşta kanunsuz bir şey yapınca insanlar idam edilebilecek kadar büyük sayılabiliyorsa kendi başına istediğinle istediğini yapabilme hakkı da olmalı.

Orada öyle bir yaşam tarzı var ve onlar bunu (filmde biraz abartılı bir sakinlikle de olsa) normal karşılayabiliyor, bundan sonrası zaten bizi ilgilendirmiyor.

Yok, Amerikan tarzı yaşam diye bunları bütün dünyaya yayıp bizim de dirlik ve düzenimizi bozuyorlar falan diye düşünecekseniz; Amerika’nın, suçlu olduğu halde kendini aklayan siyasi yalan ve hakaretle doldurarak insanlık suçu işlediği onbinlerce filmi var önce onları eleştirmenizi tavsiye ederim. (O yüzden konuyu yüzeysel olarak sadece kendi içinde bir film olarak değerlendirdiğimizi göz önünde bulunduralım.)

Neyse konuya dönelim.

Daha çocukluktan yeni yeni çıkmaya başlamış, gençkızlığının baharında olan Juno; istemediği hamileliği ilerledikçe ne hamileliğin fiziksel rahatsızlıklarını yaşadığını vurgulamakta ne de psikolojik olarak hissetmesi gerekenleri seyirciye yeterince yansıtmakta.

Juno’nun, doğanın gereği anne ile çocuk arasında kurulan içgüdüsel bağı hissetmemesi ya da bebek için üzülmemesi, baba adayının duruma tamamen yabancı gibi durup ne hissettiğini bile anlayamaması biraz gerçek dışı olmuş ama filmi bu şekilde gerçeklerle kıyaslayıp eleştiri yapmak gereksiz. Çünkü filmi bu şekilde düşünüp eleştirmeye çalışmak, anlatılan bir fıkrada mantık aramak gibi saçma olur.

(Bazen gerçek hayatta bu durumun çok daha dışında, gerçek olamayacak gibi duran olayların yaşanabildiğini de unutmamamız gerekiyor.)

Biz konuya ve eleştirilere geri dönelim.

Filmi seyrederken kızın her önüne gelene espriler yapıp durması onun karakterinin bir parçası olabilir ama filmin en başından beri karşılaştığı herkesin de (gebelik testi için kullanılan çubuğu aldığı dükkândaki tezgâhtar dahil) aynı şekilde espri yaparak durumla dalga geçmesi vs. tüm kasabayı böyle ciddi bir konuda gereksiz yere esprili ve eğlenceli bir yer haline getirmiş.

Bu yüzden filmin senaryosu sanki “Aman abi şöyle bir espri var mutlaka bunu bir yerlerde kullanalım” mantığıyla gereksiz yere şişirilmiş. Buna dikkat edelim derken de kurguyu biraz özensiz çalışmışlar.

Filmin başında bir süre her şey kızın gözünden ve onun anlattıklarıyla ilerlerken bir an geliyor kızın bulunmadığı mekânlarda da olaylar bizim görmemiz için devam ettiriliyor. Kız bulunmadığı ortamlarda akan zamanı ve olayları bize nasıl anlatıyor ve bu anlatım tarzı filmin içinde bir yerde kaybolup nasıl oluyor da normal bir şekle dönüşüyor bunu hiç düşünmemişler... Ve böyle kurgu hatası olan bir filmi nasıl bu kadar övüyorlar onu da anlamış değilim.

Son dönemlerde o kadar kötü filmler yapılıyor ki “sıradan bir farklılık” yaratabilen biraz esprili böyle bir film bile beğeni toplayabiliyor.

Film kötü mü? Hayır...

Güzel mi? Eh işte idare eder.

Çok mu güzel? ASLA!

Seyredince sıkılmazsınız ama kesinlikle öyle aranıp taranıp peşinden koşulacak bir film değil. Rastlarsanız bakabilirsiniz sararsa seyredersiniz. Filmin ortasında ve sonunda pek de beklenmeyen müthiş şeyler olmadığını söyleyeyim ki sarmazsa rahatlıkla bırakabilin.

Filmi seyrederken girişle birlikte esprili güzel bir hava oluşuyor hatta siz de buna yer yer dahil oluyorsunuz ama film ilerleyen sahnelerinde bu havayı korumaya çalışırken samimiyetini kaybediyor.

Juno’nun, hamile kalınca okulda arkadaşlarının kendisine “İbret balinası” diye lakap takıldığını söylemesi, “Saçlarından dumanlar çıkmaya başlamış, bu kadar fazla çalışma.” vs. gibi aralarda yapılan espriler filmin mizahi yanını ancak izlerken sürekli kılıyor fakat film bittikten sonra pek de akılda kalıcı olmadığının farkına varıyorsunuz.

Kızın, filmin başlarında sık sık konuştuğu hamburger şeklindeki telefonun aynısını baba adayının odasında da gördüğümde Juno’nun baba adayını gerçekten sevmiş olduğunu anladım. Ama bu tür ayrıntılara fazlaca yer vermek yerine fazlaca albüm ve şarkıcıdan bahsedilmesi film yerine “Film müziği” CD’sinin satışına yatırım yapıldığını gösteriyor.

Son bir not: Filmin en başında kızın çocukla nasıl cinsel ilişki kurduğu çok açık sahnelerle olmasa da ilişki sırasındaki çekimlerle gösteriliyor. O yüzden film çocuklarla seyretmek için pek uygun değil. Arada “koşan çocukların şortları içinde sallanan babafingolardan başka bir şey görmüyorum” gibilerinden cümleler de var ki hiç de çocuklarla seyredilebilecek gibi değil...

[Farkındayım yazı biraz karışık gibi oldu ama diğer yazıları okuyanlar ne demek istediğimi kendi kafalarında toparlamıştır diye düşünüyorum. (işyerinde aralarda parça parça yazınca bazen bu şekilde olabiliyor, kusura bakmayın) ]