08 Ekim 2008

ben oraya kadar gideyim de... :(

Tarihe ve arkeolojiye biraz meraklı olan herkes;

Eski çağlarda denizyoluyla yapılan ticaret ve taşımacılık rotalarının Akdeniz bölgesinde büyük bir yoğunlukta olduğunu...

...durum böyle olunca da arkeolojik buluntu sayılabilecek batıkların büyük bir bölümünün bu bölgede bulunduğunu biliyordur.

Bu kadarını ben de biliyordum ama...

Bilimsel yayınlarda resmi olarak “Dünyanın en eski batığı” olarak tanımlanan “Tunç Çağı Batığı”nın bizim ülkemizde olduğunu bilmiyordum...

(Dikkatinizi çekerim, Roma, Bizans, Osmanlı devri demiyorum milattan önce 15.yüzyıl... Daha pusula, harita hatta yelken bezi bile yok ortada...)

Tahta çivilerle yapılmış olan Tunç Çağı Batığı, arkeolojik değer olarak arkeologlar ve yazarlar tarafından Troya hazineleri ve Tutankamon’un mezar buluntularıyla karşılaştırılıyor...

Batığın bir bölümü ile eşsiz hazineler değerindeki buluntularının tamamı Bodrum Kalesi Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyormuş.

Oraya kadar kaç kere gidip de “Sadece amforalar vardır.” diye düşünerek bir kez dışardan, o da şöyle bir üstten bakıp geri dönmüşlüğüm de var ama bu batığa bakmak için hiç içeri girmedim...

Daha önceden haberim olsa hiç bunu atlar mıydım?

Şimdiye kadar saptanmış en eski cam külçelerden marangoz aletlerine; mücevherlerden silahlara kadar bir sürü eşya ve hammadde dünyanın en eski batığıyla birlikte yanıbaşımdaymış da haberim yokmuş...

Ben bilmiyordum ama artık siz biliyorsunuz, oralardan geçerseniz ihmal etmeyin girip bir görün...

(Not: Bu bilgiyi ve “Ticaret hayatının başlangıcını oluşturan değiş-tokuş’un devlet yönetecilerinin birbirlerine verdikleri hediyeler yoluyla başladığı...” gibi ara notları daha önceden de burada belirttiğim Aykırı serüven isimli kitaptan öğrendim, bu kitabı için yazar İrfan Unutmaz’a teşekkürlerimi sunuyorum...)