28 Kasım 2008

ilahlaştırılan insanlar

“Doğuştan matematikçi olmak diye buna derim...” isimli gönderide Freeman J. Dyson’ un “Kulübün Üyesi” ismini verdiği biyografisinden bahsetmiştim, okuduğum biyografinin devamında başka bir şey daha dikkatimi çekti...

Freeman kendisini etkileyen yazar “Eric Temple Bell” ve kitabı “Büyük matematikçiler”den söz ederken şöyle demiş;

“........

...Bell, matematik konusunda yetkinlikle yazabilen ve etkilenmeye açık yeniyetmeleri büyülemeyi iyi bilen yetenekli bir yazardı.....

Bell, matematikçileri gerçek kusurları, gerçek zaafları olan gerçek insanlar, matematiğiyse çok farklı türde insanların paylaşabileceği büyülü bir ülke olarak anlatır.

Burada anlatılan hayatlar, matematikçilerin herkes gibi –bazen acınası derecede herkesten fazla- insan olduklarını gösterecektir. Bell, gençlere onlar bu işi yapabildiyse sen neden yapamayasın mesajını verir...

......”

Bilmiyorum siz de bu metni okuyunca aynı şeyleri mi düşündünüz? Benim aklıma hemen Atatürk hakkında anlatılan ve yazılanlar geldi... Son günlerde bir iki film ve kitapla özel hayatı iyice gözler önüne serilen Atatürk’ün insani yanlarını yazmak onun kişisel başarılarını gölgelemeyeceği gibi bunları seyredip okuyan nesillerde aynı düşünceyi oluşturacaktır; “O da bizim gibi insanmış, o yapabildiyse ben de yapabilirim...”

Büyük başarılara imza atmış insanları ilahlaştırıp ulaşılmaz yaparsak yeni nesiller onları insanüstü bir canlıymış gibi algılar ve yaptıklarının asla yapılamayacak kadar büyük şeyler olduğun düşünmezler mi?

İnsanlık tarihi, inanılmaz becerilere sahip inanılmaz işler yapan büyük isimlerle dolu... ama böyle insanlar bir daha var olmayacak çünkü asla kimse onlar gibi olamaz diye düşünmek yanlış...

Mutlaka birgün (daha zor şartlarda olsa bile) biri çıkar daha iyisini yapar. Bu neden siz ya da çocuklarınız olmasın? İnsanları ilahlaştırmak yerine onların insani yanlarını göstermek ve ona rağmen ortaya koyduğu insanüstü çabayı anlatmak daha düzgün bir mantık içeriyor diye düşünüyorum...