29 Aralık 2008

1408 [film]



Her ne kadar hayaletli evlere, perili köşklere inanmasak da inanan birileri vardır ve de dolayısıyla onların bu inançlarını çeşitli söylenti ve yalanlarla yönlendirip kendilerine çıkar sağlamaya çalışan otel sahipleri de...

Bu tür konuları hiç ama hiç sevmem ve seyrederken gerçekten korkarım... Bu işin ustası da bildiğiniz gibi yazın dünyasında Stephen King’tir...

Stephen King dediniz mi şöyle bir duracaksınız. Ki iyi kötü, doğru yanlış nasıl olursa olsun bir şekilde yazdığı eserlerde yarattığı gerilimi sürükleyici kılmasını bilen bir yazar olarak başarılı filmlere de imzasını atmıştır.

1408; Stephen King’in hikâyesinden uyarlanmış film olmakla birlikte filmin yönetmenliğini Mikael Håfström yapmış.

Oyuncu, yönetmen ve teknik ekip olarak fazla detaya girmeden konuya geçmek istiyorum ama şöyle bir üstten değinmek gerekirse klasik bir hollywood yapımı tarzıyla klasik bir kurguyla aktarılan filmde oyuncu, yönetmen, teknik ekip olarak film iyi bir ortalamaya sahip.

Gelelim filmin konusuna.

Çeşitli otel, motel ve pansiyonları dolaşıp gizemli yerlerin analizini yapıp kitaplar yazan bir yazar var. Bu adam ülkenin birçok yerinden bir sürü teklif almakta ve kendisine bir sürü de (kurgu hayalet hikâyeleriyle birlikte) kalacağı yer için abartılı tarifler yapılmaktadır.

Yazarımız bunlara hiç itibar etmemekle birlikte gerçekleri öğrenmeye hevesli okurlarına bir şeyler verebilmek için bunları takip edip izlenimlerini de eserlerinde yansıtmaktadır.

Yazarımız hikâyeleri dinler, bunların ait olduğu mekânlarda bir gece geçirir ve orası ile ilgili bir iki notla birlikte gidin görün ya da görmeyin vs. diye fikrini belirtir. Belirttiği bu görüşleri de kitaplaştırıp okuyucularına ulaştırır.

(Bu arada söylemeden edemeyeceğim, niyeyse Stephen King’in okuduğum ya da izlediğim bütün eserlerinde konunun kahramanı hep bir yazar oluyor...)

Yazarımız, anlatılan bu hikâyelerin hiçbirine inanmamakta ve bütün her şeyin otel sahiplerinin yalan yanlış yönlendirmeleriyle müşteri çekmeye yönelik reklamlardan başka bir şey olmadığını düşünmektedir.

Eh, tabii ki durum böyle olunca yazarın birgün gerçek bir olayla karşılaşacağını tahmin etmeye başlıyoruz... Ve tahminizi haklı çıkaran yeni bir davet alınca da iyice yerlerimize yerleşip seyretmeye başlıyoruz...

İster yazılı ister görsel olsun bütün macera konularında konunun geçtiği yeri daraltıkça gerilim de o oranda artar. Filmimiz bu temel prensipten yola çıkarak hayaletli bir otel odasında tüm hızıyla konuya girer ve kendi içinde sürükleyici bir hava içinde de devam eder...

Bir sürü sıradan efektle süslü kamera oyunları bizi konunun içine çektikçe, konunun saçmalığını ve mantık dışı olmasını unutup merakla izlediğimiz filmde, olmasaydı daha iyi olurdu diyebileceğimiz iyice saçma yerler olmakla birlikte insanı korkutan yerler de yok değil...

Çocuklarla birlikte seyredilmemesi gereken bir film. Ama büyüklerin hepsi aynı derecede etkilenir mi bilemem...

Filmde, ana konuya ek olarak yazarın kendi yakın geçmişinde iz bırakan ailevi bir dram da genel akışa yedirilmeye çalışılmış...

Gerilim tipi maceranın korku filmi ile kesiştiği yerlerde dolaşan yapım bizi bir odaya hapsediyor. Kimi yerde küçük uyarılar kimi yerde büyük dehşet sahneleri sıkılmadan (her ne kadar sıradan olsa da) filmi seyretmemezi sağlıyor...

Saçma yerleri yok mu? Tabii ki var ama filmin ana konusu saçma olunca tüm saçmalıkları (otel odasında dolaşan hayaletler gibi) normal olarak görüyoruz...

Film kendi alanında başarılı sayılabilecek bir yapım ama sinema estetiği ve yaratıcı özgünlük açısından çok basit...

Seyretseniz de olur seyretmeseniz de... Zaten film festivali seyircisiyseniz sizlere asla önerilecek bir film değil ama yaşınız 20’nin altındaysa ve bugüne kadar çok korku filmi seyretmediyseniz değişik gelebilir... Dvd’sine para vermeye değmez ama bulunursa seyredilebilir. Sonuçta tüketim değerleri sınırları içinde sanatsal içerik üretme derdinde olmayan öylesine yapılmış basit bir korku gerilim filmi....

Filmin beğendiğim sahnesi gemili tablodaki denizin odanın içine dolmasıydı ve beğenmediğim sahnesi ise filmin konusu uzatılsın da daha etkili olsun “bak, bak, baaaak” denilsin diye teyip kaydından en son duyulan seslerin bunlar gerçekti gibi bir şeyler göstermeye çalışmasıydı... (Bu arada bu filmin sinemada gösterilen sonu ile dvd'de gösterilen sonu farklıymış...)

Neyse, son söz olarak bayanların bu tür konulardan daha çok etkilendiği malum, eğer filmi genç bir bayanla seyrediyorsanız sizin güzel film seçtiğinizi düşünecektir ama arkadaşınız erkekse etkilendiğini (dolayısıyla korktuğunu) belli etmemek için filmi çok uyduruk bulduğunu söyleyecektir...

Evet bu uyduruk :) filmi seyretmeseniz de olur... Seyrederseniz de çok şey beklemeyin ama standart bir televizyon filminden de kötü değil açıkçası...