22 Aralık 2008

28 week later (28 hafta sonra) [film]



Kan, dehşet, şiddet, silah, yakılan insanlar, gözleri patlayıp ölenler, kafası kurşunla patlatılan hastalıklı saldırganlar ve kurguyu, mantığı önemsemeyen yüzlerce saçmalık... hepsi bu filmde...

28 gün sonra isimli filmin devamı niteliğinde olan “28 hafta sonra” filmine film demek istemiyorum resmen zaman ve malzeme ziyanı...

Bu türün meraklılarını bile memnun etmeyecek kadar “Bu kadar da olmaz ki” dedirten mantık hatalarını bir kenara bırakırsak film kısaca şöyle;

İngiltere’de yayılan öldürücü bir virüs insandan insana (virüs bulaşmış olan insanların diğer insanlara saldırmasıyla) çok hızlı bir şekilde (on saniyeden bile kısa bir sürede) bulaşmaktadır.

Filmin ana karakteri yaşadığı insanlarla birlikte kır evinde bir saldırıdan çok zor bir şekilde kurtulur ve gizlenir. Hastalığı yayanlar virüs ve açlık yüzünden ölünce söylenildiğine göre bütün İngiltere temizlenmiş olur. Nato kuvvetleri, durum normale dönünce olaya el koyar ve yurtdışında bulunanların tekrar ülkesine geri dönebilmesi için bir sürü hazırlığı gözetim altında tamamlar.

Geri gelenler güvenli bir bölgede tutulurken içlerinden iki çocuk bölgeyi terkedip tam olarak temizlenmemiş alana geçerler ve orada bulunan evlerine giderler. Çocukların annesine filmin başında virüslü tipler saldırmıştır ama genetik bir özellikten dolayı kadın ölmemiş sadece virüsün taşıyıcısı olmuştur. Alırlar kadını sağlık merkezine getirirler.

Kadın, zamanında kendisini tehlikedeyken terketti diye kocasına çok içerlemiştir ve (intikam için) yanına gelince virüsü kocasına bulaştırır. Adam önüne geleni ısırmaya başlar. Gereksiz bir sürü şiddet sahnesiyle birlikte iğrenç detayların gereksiz yere yakın plan çekimleriyle miğdenize vuran sancı film boyunca size eşlik eder...

Askerler önüne geleni vurmaya başlar, kente yangın bombaları atılır, kimyasal ilaçlama yapılır ölen ölene bir savaş içinde bu zavallı anne babanın çocukları da ölüm kalım savaşı vermektedir ve saçmalıklar devam ettikçe “Eee bu nasıl oldu şimdi, daha neler!” diye diye film dayanılmaz hale gelir.

Korku ve gerilim-maceranın dışına çıkıp adeta zombi filmi olan “28 hafta sonra” kalitesiz olan ilk filmden de kötü bir yapım olarak sinema tarihinde yerini alır...

Bu kadar büyük felaketlerin yaşandığı bir yerde insanların psikolojisinde hiç değişme olmamıştır, çocuklara anneniz öldü deniliyor çocuk (eşek kadar adam sayılır) bir iki saat sonra ablasıyla kaldığı odasında yatakta zıplayıp oynamaktadır...

Kaçtıklarında o kadar kültürlü, eğitimli ve bilinçli bir toplumun üyesi olmalarına rağmen virüs yüzünden ölenlerin cesetlerinden (güvenli bölgeden kendi evlerine gitmek için kullanacakları) motorsikletin anahtarlarını (vıcır vıcır kaynayan böceklerin arasından) alırlar. Karanlık olunca metroda merdivenlerde düşüp birbirlerini (iki adım içinde nasıl oluyorsa) kaybedince neredesin diye sorduklarında ölmüş gibi ses çıkarmazlar, helikopterle yanlarına gelen asker bunları helikoptere almaz ama futbol sahasına inince geri gelen çocukları bu sefer yanına alır gibi yüzlerce saçmalığı say say bitiremezsiniz.

Ne çocukla, ne büyükle ne de kendi başınıza seyredilecek bir film... Gereksiz yere şiddet öğelerinin ön plana çıkarıldığı saçmalıklar silsilesi bazı yerlerinde her şeyi gözardı ederseniz uyduruktan geçici bir heyecan verse de yine de seyredilmeyi haketmiyor.

Bu filmi seyrederek kaybedeceğiniz zamanı, tırnaklarınızı kesip mikrop kapmayı engellemek için de kolonya döküp kişisel temizliğiniz için kullanabilirsizin. Eğer bir şekilde bu film evinizde varsa kesilen tırnaklarla birlikte çöp kutusuna atmayı unutmayın...