22 Aralık 2008

Baran [film]



Baran; İşte! film dediğin böyle olur dedirten, anlatmak istediğini (film seyrettiğini hiç belli etmeden) yalın bir dille veren. İnsani duyguları yeniden hatırlatan harika bir sinema “sanat” eseri...

Teknolojik alet edavatın, lüks arabaların, silahların ve patlama efektlerinin olmadığı öpüşme, sevişme ve diğer cinsel etkilerin bulunmadığı bir film de olağanüstü güzel olabiliyormuş demek ki...

İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin de diğer İranlı sinemacılar gibi ne zorluklarla film çektiğini, hangi geleneksel ve toplumsal baskılar altında sınırlandırıldığını sinemayla biraz ilgili olan herkes biliyordur.

Yatak sahnesi olamaz, el ele tutuşamaz, vücut şekli belli olan ya da dans eden bir kadını filminize koyamazsınız vs. vs. vs...

Ama Mecid Mecidi böyle engellere rağmen mükemmel bir film yapmayı başarmış. Uluslararası siyasi oluşumların baskısı gibi bir şey hiç söz konusu olmasa eminim “Baran” Oscar da alırdı. (ki film otoriteleri tarafından aday da gösterilmiş.)

Neyse, yükselen İran sinemasının daha fazla örneğini görmeyi dileyerek bu kısmı kapatarak gelelim filme;

(yine hatırlatmakta yarar görüyorum: buradaki yorumları okuduğunuzda film seyretme zevkinize zarar vermemek için mecburen her şeyi yazmıyorum. Rahatlıkla okuyabilirsiniz. Yeni deyimle yorumlarım spoiler içermez :) )

Arka planda, gelişmekte olan İran’ın mimari olarak da büyük bir değişim içinde olduğu gözlenir. Her yerde bir sürü inşaat ve yüksek yüksek binalar yapılmaktadır.

Biz, filmimizin kahramanı Latif’i tanıyarak peşine düşer ve bu inşaatlardan birine yaklaşırız. Duvar örenler, harç karanlar, çimento taşıyanlar, tuğla dizenler, sıva yapanlar (biraz düzensiz ve iptidai olsa da) harıl harıl çalışmaktadır.

Latif, zamanında babası tarafından inşaatın sorumlusu olan Memar’ın yanına verilmiştir. Memar da onu fazla ezmeden hafif bir görev olan çay dağıtma, alışveriş gibi işlerde çalıştırmaktadır.

Derken inşaatta biri düşer ve bacağını kırar, hastaneye kaldırırlar. Ama bu sakatlanan işçi Sovyetlerin baskısı sonucu Afganistan’dan kaçıp İran’a sığınan 1.5 milyon Afgan göçmeninden biridir ve birlikte geldiği ailesini geçindirmek zorundadır. İşte bu yüzden çocuklarından birini (Baran) inşaatta tanıdığı memleketlisi ile çalışmak üzere kendi yerine işe gönderir.

Yeni eleman fiziken güçsüz olduğu için işten atılmak üzereyken inşaatın sorumlusu iyi kalpli Memar bir çözüm bulur: Latif çay yapma ve alışveriş işinden alınıp diğer ağır işlere verilecektir ve yerine bu hafif işlere bakmak için de yeni gelen eleman geçecektir.

Artık Latif’le yeni eleman arasında bir savaş başlamıştır (çünkü Latif’in işini elinden almıştır) ama bir süre sonra kahramanımız Latif, bu yeni elemanın bir sırrını öğrenecek ve adeta onun gölgesi olacaktır...

Buraya kadar filmin konusuna kısa bir giriş yaptım ama bundan sonrasına ait tek kelime etmek istemiyorum sonra işin tadı kaçar...

Film, ara sahneleriyle, insanların yaşam mücadelesine tanık etmesiyle, gönül gözüyle bir insana yaklaşmanın ne demek olduğuna dair ipuçlarıyla dolu.

Ne kadar zor şartlar altında yaşanırsa yaşansın yine de insanların diğer insanlara sevgiyle yaklaşıp her türlü fedakârlığı üstlenebileceğini gösteren ve bizlerinde insan olduğunu hatırlatan bu filme ben bayıldım sizin de beğeneceğinizi düşünüyorum.

İnşaatın bir odasında varilden yapılmış sobanın etrafında toplanıp hep beraber şarkı söylemelerinden tepside bardaklarla birlikte kavanoza koyulan çaylara, zabıtalar geldikçe inşaatın içinde çil yavrusu gibi kaçışıp saklanmaya çalışan Afganlı kaçak işçilerden bir filmde görebileceğiniz en gerçek kavga sahnelerine kadar bir sürü küçük ayrıntı harika bir şekilde işlenmiş...

Güzel olan filmlere genelde bu kadar uzun yazmam ama duygularımı ifade edebilmek için bu sefer açıklama kısmını biraz uzattım...

Fazla ayrıntı ve bilgi bu filmin seyir zevkine engel olabileceği için konuyu burada bitirirken kesinlikle herkese tavsiye ediyorum. Ailenizle, çocuklarınızla hiç çekinmeden gönül rahatlığıyla seyredebilirsiniz.

Sadece gözlerinizle gördüğünüzü düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü; bu filmi gözlerinizle değil kalbinizle seyredeceksiniz...

Bulmaya ve seyretmeye çalışın, belki özel bir gösterimde, belki internetten... ama bir şekilde seyredin. Kaçırılmaması gereken, peşine düşülüp aranacak bir film...