02 Aralık 2008

kovaladıkça kaçan ateş böceği misin?

Steven Strogatz, “Gerçek dünyanın matematiği”ni konu alan yazısında çok ilginç bir şeyden bahsetmiş; Ateş böceği’nin ışık senkronisi...

Strogatz, 16. yüzyılda bile Asya’dan dönen seyyahların bu olaya dikkat edip etkisi altında kaldıkları büyüleyici görüntüleri anlattıklarını söylüyor.

Anlatılan şey;
genellikle ırmak kenarlarındaki ağaçları tercih eden ateş böcekleri, karanlıkta yaydıkları ışıkları ara sıra yakıp söndürürken yavaş yavaş bir “uyum”a geçip hep birlikte aynı anda ışımaya ve aynı anda sönmeye başlıyorlarmış...

Gerçekten etkileyici bir sahne... Ama bu uyumun ardındaki sır çok daha ilginç olmalı. Ki birçok insan bunun nasıl gerçekleştiğini araştırmış...

Karınca kolonilerinde ya da arı kovanlarında olduğu gibi bir liderleri olabilir, atmosferik olaylar böyle bir uyumun yapılanmasına neden olabilirdi ya da hepsini aynı anda korkutan (yağmur, şimşek vs.) bir uyarıcı olabilirdi.... ama bunların hiçbiri gerçek neden değilmiş...

Ulusal Sağlık Enstitüleri’nde (İngiltere) görevli Biyolog John Buck, bu olayın ateş böceklerinin birbirini görüp grup içinde uyum sağlamayla ilgili bir ortak davranışın sonucu olduğunu anlamış.

Doğal yaşam alanı çevresinde kendine göre bir şekilde gizlenmiş olan ateş böceği, diğer ateş böceklerinin yanına gittiğinde onların yanıp sönmelerine cevap verip kendisini de bu uyuma göre ayarlıyormuş, yani olay; gizlendiği yerden çıkıp grubun yanına gidince ben de sizdenim demeye çalışmak anlamı taşıyormuş...

Fakat Buck bununla kalmayıp eşini de yanına alarak konu üzerinde çalışmak için Tayland’a gitmiş...

Çevrede, farklı yerlerden bir sürü ateş böceği toplamışlar ve otele gelip kaldıkları odada ortamı uygun hale getirip hepsini salmışlar, duvarlar ve tavan ateş böcekleriyle dolmuş...

Odaya salınan her grup kendi ışık salınımını gerçekleştirirken, bulundukları yerden dışarı bırakılan her yeni grup odadaki gruba uyum sağlayıp onlarla birlikte yanıp sönmeye başlamış...

Ve hatta Buck, hepsinin aynı uyum içinde yanıp sönmelerindeki sıklığı ya da zamanı el feneri ile dışarıdan değiştirmeyi bile başarmış...

Bu çalışmalar ve devamında gelen laboratuvar araştırmaları bize canlı organizmaların (ve canlıların temel taşı olan hücrenin) çalışmalarında belli bir senkronizasyona bağlı olduklarını, hepsinin kendine özgü bir “hücresel ritmi” olduğunu gösteriyor...

Mesela kalbimizdeki kas ve duvarcıklarda 10.000 tane hız ayarlayıcı hücre bulunmakta. Bu ‘timer’ hücreler, ritmik elektrik boşalımı oluşturarak kalbimizin düzenli bir şekilde çarpmasını sağlar.

Tabii ki kalp hücrelerindeki zamanlamayı ayarlayan bu özel hücreler kendi aralarında uyum sağlamak için ateş böcekleri gibi ışık aracılığı yerine birbirlerine her yönde elektrik akımı gönderirler...

Doğayı bir bütün olarak ele aldığımızda farklı yerlerde farklı durumlar için kullanılan bazı sistemlerin “çeşitli sorunları çözmede, mekanizma olarak aynı yöntemleri kullandığını” öğrenmek hem doğa hem de doğanın bir parçası olan canlıların hayati sorunlarına farklı yaklaşımların geliştirilmesini sağlayabilir...