19 Aralık 2008

Wilbur (Wants to Kill Himself) [film]



Wilbur, abisiyle birlikte babasından kalan düzensiz ve kazancı pek de yerinde olmayan bir kitapçı işletmektedir.

Film Wilbur’un intihar etmesiyle başlar ve daha sonra bu intihar girişimleri çeşitli yollarla devam eder.

Ama bu intihar girişimlerinin arkasında aslında (filmin ortalarına doğru öğrendiğimiz nedenden dolayı) bir suçluluk psikolojisi vardır.

Wilbur intihar eder, abisi kurtarır...
Wilbur intihar eder, abisi kurtarır...
Wilbur intihar eder, abisi kurtarır...
Wilbur intihar eder, bu sefer abisiyle tanışan güzel bir kadın kendisini kurtarır... ve esas film başlar...

“Senaryoda olmasa da konuyu etkilemeyecek küçük ayrıntılar”ı filmin üzerine öylesine güzel işlemişler ki bu küçük ayrıntılar filme gerçek dünyanın tozlarını serperken arkada anlatılan konuyu da yaşadığımız dünyanın gerçekliğine yaklaştırmış.
(bir iki yerde bu durumu sık tekrarlayıp dozunu kaçırmışlar ama idare eder.)

Bu sayede, izlerken; ne abisini aldatması, ne ölüm isteğinin abartılması ne de filmde olayların etrafında döndüğü kişilerin davranışları bize pek de garip gelmiyor...

Wilbur’a uygulanan psikolojik tedavinin uygulandığı hastanenin ciddiyetten uzak hemşire ve doktorları filme ayrı bir güzellik katmış.

Dar çevrenin zorunlu ilişkilerinden tutun da ailevi sevgi paylaşımındaki eşitliksizliğe, bir çocuğun dünya görüşündeki yalınlıktan mücadele eden filmin en güçlü kişisinin nasıl pes ettiğine kadar bütün karakterler sık görmesek de bir yerlerde gerçekten var olduğunu düşündüren gerçek tipler...

Film; ölüm isteği duyan bir insanı anlamanın peşinde koşarken, bir yandan da içinde bulunduğu sorumluluk, duygu ve düşüncelerden dolayı ölmemesi gerekenlerin ölüm tarafından nasıl köşeye sıkıştırıldığını da gösterebiliyor.

Filmin en etkili yeri bence çok önemsiz bir ayrıntı olarak arada geçen minik bir konuşmaydı. Büyük kardeş, babasının küçük kardeşini daha çok sevdiğini ve babasının kendisini de öyle sevmesini istediğini o kadar içten anlatıyor ki adama sarılıp şöyle bir iki omzuna vurmak istiyorsunuz...

Neyse genel olarak filme dönersek...

“Sanki hayatta yanlış bir anlama var; ölmek isteyenlerin etrafı hayatı oluşturan bir sürü şeyle dolarken, hayata tutunmaya çalışanları da ölümle cezalandırıyor.” ana fikri cazip gelmeyebilir ama filmin işlenme tarzı, kendini kasmadan anlatmak istediğini yalın bir şekilde anlatması iyi olmuş.

Birkaç açık sahnesi yüzünden küçük çocuklarla seyredilmemesi daha iyi olur. Bulun mutlaka seyredin denilecek bir film değil. Ve festival filmlerine alışkın, bağımsız sinema ekolünü seven biri değilseniz filmi ya değişik ya da sıradan bulabilirsiniz. Ama en azından ilginç karakterlerinin sıradışı yaşama bakışlarının ilginçliği yüzünden bile seyredilebilir (doğal ürünler tüketmeye takan hemşire gibi)...

Ama asla bir başyapıt, olağanüstü güzel denilecek kadar ilgi çekici olacağını sanmıyorum. Bu filmin güzel yanı, beklemediğiniz anda küçük ayrıntılar üzerinden ilerlemesi ve bu yeni ayrıntıların filmin ana çizgisiyle yer değiştirmesi. Bu farklı anlayış da filmi izlenebilir kılıyor. Tabii bir de silahlı kovalamacalı, patlama efektli ve bol intikamlı olmaması da filme bir artı daha eklememize neden oluyor...

Denk gelirseniz seyredin ama peşine düşüp bulacağım diyerek kafayı takmayın.

(siz yine benim iki arada bir derede alel acele yazdığım yazılardaki vuruş hataları için kusuruma bakmıyorsunuz :) ben de size teşekkür ediyorum)