26 Ocak 2009

No country for old men [film]



80’lere gelindiğinde artık bütün Amerika değişmiş, Amerikalılar mafyanın baktığı işleri bile Meksikalılara kaptırmış durumdadır... Devir değişince tabii ki bütün sistem de ona göre düzenlenmeli ama Amerika’nın en çok ihtiyaç duyduğu güvenlik ve adelet sistemi bu değişime ne derece ayak uydurabilmiştir?

Yaşlı bir şerifin hayalle gerçek arası hatıralarından yansıyan diyaloglarından birinde babasının anlattığı hikâyede amcasını kızılderililer vuruyor! Şerif de haklı olarak bu kaç yılındaydı diyor. Cevap 1909...

Buradaki konuşmanın özünde anlaşılması istenen şey artık eskisi gibi köyleri, kasabaları kızılderiler basmıyor durum çok ama çok farklı... Etrafta para getirebilecek her türlü kirli iş dönerken ve bunları da Meksikalı taşeronlar gerçekleştirirken olaylara hâlâ yüz yıl önceki ihtiyaçlara göre kurulmuş şerif ve polis ikilisinin yetişemeyeceği vurgulanmak isteniyor... Filmin (aslında aynı isimli kitaptan uyarlanmış) vermek istediği ana fikir bu ve bu yüzden (filmin üçlü başrolünden biri olan şerifin karakteristik davranışlarıyla da vurgulanmak istenen şey) yaşlıların bu mekanizmadan çıkarılması gerekiyor...

Gelelim filmin konusuna:

Sıradan bir Amerikalı, her zaman yaptığı işi yapmak üzere avlanmak için uçsuz bucaksız bir arazide dolaşırken terkedilmiş gibi duran 4-5 kamyonet görür. Yaklaştığı zaman orada mafyatik bir hesaplaşma olduğunu ve herkesin öldüğünü anlar. (ölmek üzere olan ve su isteyen adamı da ölü olarak sayıyorum)

Ortamı inceleyen avcı, kamyonetlerden birinin ağzına kadar uyuşturucu dolu olduğunu görür ama burada bu kadar katliam yapıp giden adam acaba bunları niye almamıştır. Biraz çevresine bakınca görür ki biri uyuşturucuyu taşıyamayacağı için sadece para dolu çantayı yanına alıp uzaklaşmış ama o da oraya kadar gidip ölüp kalmıştır... Adamımız iki milyon doları alır ve evine gider...

Sonra rahat etmez (su isteyen adama su götürmek için) geri döner ama uyuşturucu-para değişim yerinde yaşanan bu olayı çözmek için gönderilmiş adamlar bunu görüp peşine takılır. Tabii ki bunlar sadece bir tarafın adamlarıdır. Diğer tarafın kiralık katili ise şerif ve avcı ile başrolü paylaşan üçüncü adam “Chigurh”dır.

İki milyon dolar, bir kamyon uyuşturucu ve öldürülen bir sürü adam varken kendisinin asla rahat bırakılmayacağını anlayan avcı ilk olarak karısını annesinin yanına gönderir ve kendisi de Meksika’ya kaçmak için yola çıkar...

Şerif yardımcısı olayla ilgili gelişmeleri şerife aktarmaktadır ama şerif, dışarıdan gelen yetkilileri görmek için bile olay yerine tekrar gitmez. O işin nasıl ve kimler tarafından yapıldığını anlayınca olayın peşini bırakıp sağa sola öğüt vermekle ve eski olayların bıraktığı hatıralar dünyasıyla yaşamaktadır... Şerif adamın karısını bulup bu işlerin kötü işler olduğunu da anlatır ama elinden başka da bir şey gelmez... Herkes birbirine hanımefendi, beyefendi demeyi bıraktığı günlerden beri bu tür bozuk düzene alışmıştır ve bütün bu olanlar onun müdahalesinin ötesinde gelişmelerdir...

Evet, şerif bir tarafta küçük çalışmalar ve yoğun memleket düzeni eleştirileri yaparken diğer tarafta ise parayı alıp kaçan avcı ile acımasız kiralık katil “Chigurh” arasında amansız bir takip başlamıştır.

Kiralık katilin tipi zaten baktığınız anda uzaklaş oradan dedirtmekte ve elindeki hava tüpüyle çalışan çivi çakma makinesi yeterince korku salmaktayken avcı ve katil otel odalarında kapışıp bizlere heyecanlı dakikalar yaşatacaklar...

Ama bir yerden sonra film o kadar aynı çizgide gitmeye başlıyor ve bu kovalamacanın dışında kalan şerifin saha dışından yaptığı konuya bağlantı olsun diye saçma diyalog girişleriyle o kadar sıkıcı olmaya başlıyor ki; parayı alıp kaçan adam Meksika sınırını geçsinde biz de kurtulalım demeye başlıyoruz...

Filmde hiç tahmin edilemeyecek olanların bile ölmesi sürpriz olurken, filmin sonu aaaaa olmadı ama dedirtiyor...

Sessiz (gerçekten de filmin büyük bir bölümü çok sessiz) ama sinemada yeni tarz vahşi batı klişesiyle ses getiren bir film olabilir, dördü Oscar olmak üzere 100’ün üzerinde bir sürü ödülü ödülü olabilir, Cohen kardeşlerin filmi olabilir ama filme girişte yaratılan hava filmin sonlarında bozulunca işin bütün zevki kaçıyor...

Katilli, takipli ve her zamankinden biraz farklı gibi görünen gerilim macera filmlerine meraklıysanız seyredilebilir... Festival filmlerindeki bol konuşmalı, etnik kökenli kültürel açılımlı değişik filmleri seviyorsanız tv filmlerinin çizgisine yakın bu film sizi sarmayacaktır...

Çocukların seyretmesi uygun olmayacak şiddet sahneleri bulunduğunu da söylemekte fayda var...

Sonuç olarak bulursanız seyredin, arkadaşınızda varsa ödünç isteyin ama ölüm ölüm aranacak bir film değil... hele sonunu seyredince boşuna arayıp taradığınızı şimdiden söylüyorsam uğraşmaya hiç değmez değil mi :) ama diyorum, bulursanız seyredin...

Belli bir yere kadar piskopat katilin yaptıkları zaman zaman ürkütücü, takibi de heyacan yaratabiliyor. Seyrederseniz piskopat katil tipine dikkat edin; Cohen kardeşler, film için verdikleri röportajda, 80’lerde Amerika’daki bir barda çekilmiş fotoğraflara bakıp bu adama benzeyen birini tam piskopat olarak değerlendirdikten sonra işte katilimiz böyle olmalı demişler :)

(eh işte o kadar ince çalışmanın sonucu olarak da imdb ilk 250 film sıralamasında böyle 95. sırada bulunuyorlar) hadi hadi acıdım seyredin yahu şimdi siz iyice merak etmişsinizdir :) ama o kadar da büyük bir beklentiniz olmasın onu da belirteyim...