19 Şubat 2009

istanbul'un rengi asfalt siyahı...


Yine çıktım yangın merdivenlerinin balkonumsu yerine... Dışarıda martılar uçuşup duruyor... Her yer dam her yer çatı... Nereye gidersen git hiçbir şekilde "yere" konamıyorsun, burada martı olmak bile ne kötü... Kuşsun, uçuyorsun ve konacağın bir metrelik bir toprak parçası bile yok... Beton, asfalt, direkler, antenler...

Sonra aklıma başka bir şey geldi...
Bizim milletin evine gidin bakın, heryer çiçek doludur;
danteller çiçek motiflidir,
defter kapları,
elbiseler,
masa örtüleri,
duvar kağıtları,
mendiller,
tuvalet kağıdının üzerindeki baskı,
çantanın sapındaki süs,
şapkanın yanındaki broş,
altın kolyenin ucundaki takı,
tabağın kenarındaki renkli baskılar,
bebeğin çarşafları,
apartmanın üzerindeki mozaiklerle yapılan semboller,
halılar,
bardaklar...
her şey her yer çiçekle dolu...

Ama gerçek hayatta çiçeğe, ota, ağaca yer yok...

Koskoca 20 milyonluk şehirde bir türlü yeşille barışamamışlar, gördükleri yerde ezip, kesip, biçip, kırıp asfalt dökmüş ya da bina dikmişler... (Bir de konuşurken "Bizim oralar bir yeşil bir yeşildir... Ah ah! Görmen lazım." demezler mi... Sık adamın boğazını)...

Kalbinizin sevgi dolu olduğuna inanmıyorum...
hayatının içine,
yaşadığı yere doğayı koyamayan, onunla geçinemeyen
ve bu yüzden de böyle bir yerde yaşayabilen insanların arasında sevgi bağlarının da gelişmeyeceğini düşünüyorum... Eminim kurulan ilişkiler ve yapılan her şey o plastik masaörtüsündeki çiçekler gibi sahtedir...
Bir iki yerde bir iki saksı vardır belki yine onlar gibi bir iki istisna insan olabilir ama şehrin geneli böyle; kara, gri, siyah, beton, taş, anten, direk, kablo, işaret, reklam tabelası, pimapen...

Bir şehir, alanları, meydanları, parklarıyla insanları bir araya getiren güzel yerleriyle şehir olur, sosyal doku burada oluşur... Öteki türlü olunca girersin bir yere çıkarsın başka yere, nerede olursa olsun farketmez... Yaşadığın şehri sahiplenemezsin...

Ve bu şehir böyle bu şehri sahiplenmeden, sevmeden her türlü kötülüğü yapabilecek insanlar büyütmeye devam ediyor... Numunelik olsun diye bile olsa çocuğa gösterecek ot yok yahu... Çocukları alıp artık mezarlığa gideceğiz ağaç, çiçek görmek için...

(not: bu yazı daha önceden "not defterim"de yayınlanmıştı... o bloğumu da buraya aktardığım için yazıyı ikinci kez okumak zorunda kalanlardan özür diliyorum. yapılan yorumları aynen alıp hiç ellemeden buradaki yorum bölümüne ekledim...)