17 Nisan 2009

binlerce yıl sonra karaya çıkan batıklar...

Daha önceki bir gönderide “Dünyanın en eski batığı”yla ilgili bir yazı yazmıştım...

O zaman da aklıma gelen ama nedense fazla araştıramadığım bir ayrıntıyla ilgili yeni bir şeylere rastladım.

Öncelikle o zaman aklıma takılan şeyle başlayayım.

Su altında yüzlerce hatta binlerce yıl yatan bu gemiler nasıl oluyor da dağılmıyor, hadi dağıldı deniz tabanında kumların altına gömüldü ve bir şekilde dış etkilerden korundu diyelim... Peki, denizde yani “suyun içinde binlerce yıl kalan” tahtalar; nasıl oluyor da dışarı çıkarılınca dağılmadan birleştirilip sergileniyor?

Suyun içinde yüzlerce, binlerce yıl kalan geminin ahşap parçaları sudan çıkarılınca belli bir plan dahilinde çıkarılan haritaya göre tekrar bir araya getiriliyor ama bunlara dokununca dağılıp un ufak olmaz mı?

Tabii ki böyle olur ama çok zahmetli uzun çalışmalar sonunda mümkün olduğunca bunun önüne geçilebiliyormuş.

Bakın bu işlerin sıralaması nasılmış ve neler yapılıyormuş;

Öncelikle batığın yeri keşfedilince o bölge kare kare numaralandırılıp parçalara bölünüyor, her bölümdeki gemi parçasına da ayrıca numara veriliyor...

(Bütün batık alanının hem fotoğrafları hem de videosu da çekiliyormuş ki batığın durumu denizin altında nasılsa, sonradan dışarıya çıkarılınca da aynı şekilde kurgu yapılabilsin.)

Numaralanmış gemi parçaları, denizden çıkartılınca hemen tatlı su dolu özel havuzlara koyuluyormuş. Ve tahtaların deniz suyundan emdiği tuzu arıtmak için de tam iki yıl boyunca akan tatlı suyun altında tutuluyormuş!

Bitti mi? Bitmedi... Bundan sonra daha da ince işlere girişiliyor;

Tahtaların üzerinde oluşan gözeneklerin PEG (polietilen türevi plastikimsi ve mum benzeri bir madde) ile kaplanması için parçalar özel kimyasal madde havuzlarına yatırılıyormuş.

Daha sonradan da bu tahtalar özel olarak ısıtılmış ve nem oranı sabitlenmiş odalarda tek tek elden geçirilip onarılır ve birleştirilirmiş... Daha sonradan da geminin omurgası, iskeleti ve diğer parçaları bir araya getirilip geminin görünüşüne en yakın durumu elde edilirmiş...

Oldukça zahmetli, bilgi ve teknik birikim gerektiren ama bir o kadar da zevkli bir işmiş bu "Sualtı arkeolojisi" değil mi.