08 Nisan 2009

Kilise gemileri...

Bir ara bir yerlerde okumuştum;

Balat’taki Ahrida Sinegogu’nda dua için ayrılan özel bir bölümün ön kısmını ahşaptan bir gemi şeklinde dizayn etmişler... Yani sinegoga girdiğinizde karşınıza ahşap bir gemi çıkıyor! Eh, bu oldukça ilginç bir şey...

Sonra başka bir yerde yine aynı konuya rastladım, bu sefer bu ahşap geminin neden orada olduğunu açıklıyordu.

Dua edilen yerde bir gemi var çünkü;
yaklaşık 500 yıl önce İber Yarımadası’ndaki (Eskiden, günümüzdeki İspanya’yı da kaplayan Endülüs bölgesindeki) Yahudiler Avrupa’nın hiçbir yerinde istenmiyordu ve bulundukları yerden sürgün ediliyorlardı... (Bunlardan Osmanlı’ya sığınanlara [sefer kelimesinden] o zamanki deyimle yolcu anlamında Sefarad ismi verilmiş.)

Yaşanan kötü ve acı olayları gören Osmanlı, o dönemde sahip olduğu etkiyle (maddi manevi nedenleri ne olursa olsun) olaya el koyup Yahudileri kendi topraklarına davet etti.

Yahudiler de Osmanlıya karşı duydukları şükranlarını simgeleyen (kendilerini İber Yarımadasından getiren) gemilerden birini sembolik olarak sinegoglarındaki dua edilen kürsü benzeri yere koymuşlar... (bu ahşap gemi burnunun bir kısmı mıdır, orijinal eski bir gemi midir, sonradan yapılmış benzeri bir şey mi, yoksa öylesine sembolik bir maket mi artık o kadarını bilemiyorum çünkü çeşitli kaynaklarda farklı farklı şeyler yazıyordu...)

Geçenlerde yine benzeri bir şeyle karşılaşınca “Ben bunun benzeri bir şeyi kendi ülkemden hatırlıyorum.” diye düşündüm ama ayrıntılarını hatırlayamadığım için araştırınca yukarıda size de aktardığım bilgilerimi tazelemiş oldum...

Şimdi gelelim bana Balat’taki Ahrida Sinegogu’nu hatırlatan konuya:

III. Napolyon’un eşi (İmparatoriçe?) María Eugenia Ignacia birgün tatil yaptığı yerdeki malikânesinden çıkıp gemiyle Saint Jean de Luz’a gitmeye karar vermiş ama okyanusun dalgaları yüzünden imparatoriçenin deniz yolculuğu oldukça tehlikeli geçmiş...

Saint Jean de Luz’a zar zor varabilen İmparatoriçe, hemen oradaki denizcileri, balıkçıları toplayıp kıyıya uzanan iki burun (mendirek) arasına uzun bir dalgakıran yapın diye öğüt vermiş...

Eh! İmparatoriçe söyler de yapılmaz mı :)

Hemen inşasına başlanıp bitirilen o dalgakıran günümüzde de olduğu yerde duruyormuş ve bugün Saint Jean de Luz’da yaşayanlar sahili imparatoriçenin yaptırttığı bu iki yanı açık dalgakıran’ın kurtardığını söylüyorlarmış...

Yoksa birçok yerdeki gibi limanı ya kum basacaktı ya da akıntı olmayacağı için su pislenecekti. Her iki durumda da bu; eskiden balıkçılık, günümüzde de tatil ve turizm açısından kumsal (plaj) için kötü olacaktı.

İşte bu yüzden de Saint Jean de Luzlular imparatoriçeye duydukları şükranı gösterebilmek için Saint Jean Baptiste Kilisesi’nin tavanına İmparatoriçe María Eugenia Ignacia’nın gemisini asmışlar (günümüzde sadece sembolik bir maket bulunmakta)...



Buraya kadar çok ilginç, çok güzel bir konu okuduk değil mi? Ama daha da ilginci var ve ben bu konuları araştırırken ortaya çıktı :)

Ben “İbadet edilen bir binanın içinde gemi olsun! Böyle bir şey başka nerede olur, bu büyük bir ihtimalle dünyada tektir.” diye düşünüp araştırırken...

Hem birinci hem ikinci konunun benzeri durumun (özellikle kiliselerde) bulunduğuna da öğrendim.

Öyle ki; Bütün dünyadan bu tipte yerlerin resimlerini çekip birbirlerine yollayan “Church ships” (Kilise gemileri) isimli bir fotoğraf grubu bile oluşturmuşlar...

Bu gruptaki genel açıklamaya göre Kilise gemileri; ilkel dinler zamanındaki inanışın bir uzantısı ve gemilerin öteki dünyaya giderken kullanılan nehrin geçilmesinde yardımcı olduğu düşünülüyormuş...