25 Mayıs 2009

bilim ve yanılgı

Gazete ve televizyondan tanıdığımız yazar Taha Akyol’un “Bilim ve Yanılgı” isimli kitabını bitirdim.

Kitap özgün ve çok farklı bir şey vermemekle birlikte yine de belli bir kesime hitap edebilecek kadar temel siyasi felsefeyle ilgili bilgiler de içermekte...

(Tekrar gözden geçirilmiş ve çeşitli eklemeler yapılarak genişletilmiş eski köşe yazılarının bir araya getirildiğini yazarın kendisi de önsözde söylüyor zaten)

Kitapta en çok üzerinde durulan konu:

Sol, sağ, ileri, geri adı ne olursa olsun, her şeyi kapsayabildiğini iddia eden bir siyasi fikrin (ideolojinin) tek başına her şeye çözüm üretebilecek kapasitede ve derinlikte olmasının mümkün olamayacağı...

Mussolini ve Stalin döneminin yarattığı siyasi kültür üzerine, çeşitli yazarların görüşlerini örnek gösterip bu fikirleri de basit mantık çözümlemeleriyle destekleyen Akyol;

Bilim ve teknoloji çalışmaları nasıl ki gözlem, ölçme, deney ve uygulama gibi standart yöntemlere sahipse; siyasal ve sosyal idelojilerin de bu şekilde bilim, felsefe ve mantık çizgisi içinde belli yöntemlerle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamış.

Yazar;

İslâm alemi bilginlerinin 400-500 yıl önce oluşturduğu “bilimsel gelişmeleri içeren eserleri” Avrupalıların (dünyanın o zaman içinde bulunduğu dönemi düşünürsek çok çabuk sayılabilecek) 50 yıllık bir süreden sonra kendi dillerine çevirdiğini...

...ama imkân olarak dünyanın daha iyi şartlarda sayılabileceği (ulaşım var, telgraf var vs.) bir dönemde...

...Osmanlının çöküş evresinde, Avrupadan bilimsel eserlerin 250 yıl gibi bir gecikmeyle getirildiğini... de akıcı bir dille anlatmış...

Kitapta en beğendiğim düşünsel tanımlama ise şu oldu:

İslam alemi bir dönem Akdeniz ve Ortadoğu’da tüm kıyı şeridine sahipti ve Osmanlı Akdeniz’i bir içdeniz gibi yönetiyordu ama Avrupalılar bilimsel olarak gelişip de tüm dünya denizlerine (ticari olarak da ) açılınca İslâm alemi kıyılardan içeriye çekildi ve yavaş yavaş dünyayla ilişkisini kesen bir topluluğa dönüştü...

Bu da iletişimi, gelişmeyi, öğrenmeyi ve öğretmeyi dolayısıyla bilimden uzaklaşmayı getirdi...

İslâm aynı İslåmken 500 yıl evvel yaptığı bilimsel öncülüğü günümüzde tekrar elde edemiyorsa nedeni de budur... (Yazar tabii ki o zaman İslâm aleminin elde ettiği bu bilimsel başarının temelinde Eski Helen (Roma-Yunan) döneminden öğrenilmiş bilimin olduğunu da açıklamış.)

Defalarca tekrar eden ve aynı şeyi anlatmaya çalışan bir iki örnek sıkıcı olsa da bunu da kitabı oluşturan tüm yazıların eski köşe yazılarından oluşmasına bağlıyorum.

Siyasi felsefeye meraklı lise öğrencilerinin okuyabileceği orta ayar bir kitap olarak değerlendirdiğim kitabın “Bilim ve Yanılgı” ismini dolduramadığını düşünmekle birlikte okuduğuma da pişman olmadım...