21 Mayıs 2009

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana

Bütün edebiyat dünyasının büyük bir yazar olarak kabul ettiği Yaşar Kemal’in okuduğum diğer eserlerine göre daha modern bir anlatımı olan “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” “Bir ada hikâyesi serisi”nin ilk kitabı...

Önce ağır ve yavaş ilerleyen, coğrafik özelliklerle birlikte bölgenin doğal güzelliklerini tarif eden kitap klasik müzik eseri gibi yavaş yavaş açılıyor, genişliyor ve çok sesli bir anlatıma kavuşuyor...

Amerikan tarzı, detaydan yoksun hızlı anlatımlı macera filmlerine alışık olan günümüz insanına kitabın başları belki sıkıcı ve yavaş gelecektir ama kitap okumaktan hoşlananlara özellikle 6. Bölümden sonrasında olağanüstü akıcı bir anlatımla karşılaşacaklarını söyleyebilirim.

Osmanlı döneminden cumhuriyet dönemine geçişte, savaştan kırılmış bir milletin içindeki insani duyguları gözler önüne seren Yaşar Kemal, Anadolu topraklarındaki çok kültürlülüğü, savaş yıllarının toplumsal etkisini, zorunlu göçler yüzünden yerinden yurdundan olan insanların acısını mükemmel bir kurguyla bir araya getirmiş...

Çanakkale’den Sarıkamış’a kadar büyük savaşlar yaşamış olan o dönemin insanlarının ağzından anlatılan olaylar geçmişimize de gayri resmi de olsa bir şekilde ışık tutuyor...

Gelelim kitabın konusuna;

Katıldığı savaşlar sonrasında kendisini çöllerde çapulcuların arasında aynen onlar gibi davranırken bulan “Roman’ın baş kahramanı” kendisini olaylardan sıyırıp köyüne atar ama köyünde tek bir canlı kalmamıştır ve nereye gittikleri, ne olduğu da belirsizdir...

Peşine düşenlerden kurtulmak amacıyla ismini değiştiren kahramanımız, Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan karşılıklı insan değişimi (Mübadele) sonucu boşaltılmış olan bir adaya, kimsenin kendisini bulamayacağını düşünerek yerleşmek ister.

Adaya doğru yola koyulan kahramanımız artık huzurlu ve sakin bir hayat sürmek istemektedir ama adada “Kim olursa olsun, adaya ilk çıkacak insan”ı vurmaya yemin etmiş biri vardır . Bu, o adanın yerlilerinden biridir ve ada boşaltılırken saklanmayı becerebilmiştir...

Bundan sonra adada büyük bir macera başlar ama arka planda, bölünüp parçalanmış, katıldığı savaşlar yüzünden yoksulluğun en büyüğünü yaşayan bir ülkenin dramı vardır.

Kitap okumaya alışık olmayanlar için başta biraz ağır ve sıkıcı gibi gelebilir ama anlatılanları takip ettikçe olayların içine giriyorsunuz, içine girdiğiniz olaylar gittikçe hızlanmaya başlıyor. Yazar, çevredeki olağanüstü ayrıntılarla tüm sahneleri süsleyerek bu hızı güzel bir hayal sahnesine çeviriyor ama asla yaşadığı yerin gerçeklerinden de kopmuyor...

Kesinlikle tavsiye ediyorum...

Bu arada, dönem dönem moda olan bazı kelimelerin edebi eserler içine girmesi insanı rahatsız etmiyor da değil... Harika bir rüya görürken birin dürtmesi gibi, o güzel anlatım içinde kitabın neredeyse yarısına kadar olan bölümünde ikide bir “tansık” kelimesinin kullanılması beni çok rahatsız etti... Umarım siz rahatsız olmazsınız...