07 Mayıs 2009

Göz'ün yerinde duruyor mu? Sen öyle san :)

Kırk yılda bir gündüz yatmışsınızdır onda da apartmandan tamirat sesleri neşenizi bozar; matkap, testere, çekiç vıııııınnnnn, pat, küt, dan, dun...

Derken, sesler sizi daha az rahatsız etmeye başlar ve hoooop uyuyuverirsiniz...

--------

Bir yere girersiniz oradaki koku birden çarpar sizi, rahatsız eder... Fakat bir süre sonra bu keskin ve rahatsız edici kokuya da alışır, duymamaya başlarsınız...

-------

Deniz kenarında geziyorsunuz, ayaklarınız çıplak, sıcak kumlardan yavaş yavaş serin sulara :) doğru yürümeye başlıyorsunuz. Ayaklar suyla temas edince biraz soğuk geliyor ama bir süre sonra alışılıyor ve o serin sular rahatsız etmeyip sıcak bile gelmeye başlıyor...

-----

Duyularımızın tamamında olan bu “dış değişkenleri haber alıp iletme” görevi bizi fiziken tehlikelerden korumak ya da hareketlerimizi daha uyumlu hale getirmek içindir...

Çevremizdeki değişimleri en kısa sürede farkedip beyne ileten duyularımız; “koşulların gerektirdiği gibi davranılacak kadar bir süre geçince” o uyaran üzerinde hiç aralıksız olarak dikkat kesilmekten vaz geçer.

Bundan sonra o koşullara uyum sağlayıp yeni değişiklikleri farketmek üzere hassasiyetini azaltır ve diğer uyaranlar için yeniden görevini yapmaya devam eder...

Tüm duyularımız gibi görme duyumuz da aynı şekilde işliyor.

Aynı şekilde; belli bir süre, sabit olarak aynı şeye bakmaya devam ettiğimizde görüntünün alındığı bölgedeki sinir uçlarında duyarsızlık başlıyor ve görüntü ilk andaki keskinliğini kaybediyormuş.

(koku alma, seslere karşı oluşan dikkat, tenimizin ısıya karşı hassasiyeti nasıl ki belli bir süre sonra azalıyorsa gözümüz içinde aynı şey geçerliymiş.)

Bir noktaya sabit olarak uzun süre bakınca “gözküre”nin içinde, arka taraftaki “ağtabaka”daki duyarlılığın azalmasını engellemek için bu sefer göz bizim algılayamayacağımız kadar küçük hareketlerle titremeye başlayıp o duyarlılığı azaltıp görüntüyü yeniden yakalıyor ve bu şekilde bize hep net görüntü veriyormuş...