28 Mayıs 2009

Tarihimizde garip vakalar

Bazı kitaplar vardır ki okurken hiç bitmesin istersiniz, işte ben de bu kitap hiç bitmesin istedim...

Eski tarih öğretmeni, gazeteci, yazar Reşat Ekrem Koçu "Tarihimizde garip vakalar" kitabını öylesine yazmış öylesine yazmış ki, Topkapı Sarayı’nın tozlu depolarından çıkmış paha biçilemez tarihi bir kitabı mı okuyorsunuz, 30-40 yıl evvelki gazetelerin tarih konularındaki muhabbetlerine mi bakıyorsunuz yoksa çocukluğunuza döndünüz de duvara asılan o eski takvim yapraklarının arkasındaki “Garip ama gerçek” yazılarına mı daldınız anlayamıyorsunuz...

1975’te aramızdan ayrılan Koçu’nun anlatımıyla hiç de yabancılık çekmediğimiz güzel Türkçesi kitabı öylesine bir havaya sokmuş ki yazılanlar gerçek mi yoksa eski zamanlarda kulaktan kulağa yayılan şehir efsaneleri mi bir türlü karar veremiyorsunuz...

Okuyunca hayrete düşülen öylesine çok şey var ki;

kimi zaman o devirlerde yaşanan haşmete, gösterişe ve şaşaalı hayata merak duyup “Vay be!” diyorsunuz, kimi zaman da anlatılan olayların korkunçluğunu görüp “Aman aman iyi ki o zamanlarda yaşamıyormuşum.” diye şükrediyorsunuz..

Ayrıntılarıyla uzun uzun (ama hiç sıkmadan yeterince) anlatılan bir sürü ilginç konu bulabileceğiniz kitapta konular belli başlıklar altında toplanmış ama kitabın son dörtte birlik kısmı kısa kısa küçük bilgilerin bir araya getirildiği minik notlara ayrılmış ki bu bölümü yeksek sesle okumaya başlarsanız nerede olursanız olun herkes pür dikkat sizi dinlemek için etrafınıza doluşur diye düşünüyorum :)

Maymunların idamı,
Tersane mandaları,
Ateş istidası,
İstanbul’da veba salgını,
Ata binme ve fenersiz sokağa çıkma yasakları,
Cellatlar ve idam cezaları,
Eski devir Osmanlı modası giyim,
Osmanlı’da esir pazarları,
Eski kahveler meyhaneler,
Dalkavuklar, köçekler, hamamcılar, külhanbeyleri, esnaflar...

Ve daha yüzlerce ilginç, inanılması güç tarihi anektodlarla dolu olan bu kitabı zevkle okuyup bazı şeylerin gerçekten öyle olup olmadığını öğrenme isteği duyacaksınız (ki çoğunun doğruluğunu onaylayan yazılarla karşılaştıkça insan daha da şaşırıyor)...

Işte, benim çok ilgimi çeken bir iki bölümden yaptığım alıntılar... Kitaptan aynen alıp buraya koyuyorum. Meraklısı bu kitabı kaçırmasın diyerek sözleri Reşat Ekrem Koçu’ya bırakıyorum;

................

“...Vatandaşlara askerlik mükellefiyetinin kabulünden sonra, kurası tersaneye düşen efrattan bedel verecekler için, para bedeli yerine mandalı bedel kabul edilmişti; yani askerliğini bahriyede yapacak olan bedelliler, kendi yerlerine havuz dolaplarına bir manda gönderirlerdi. Sahibinin yerine hizmet müddetini dolduran mandaların boynuzları yaldızlanır, terhis kâğıtları da sırmalı kordonlarla boynuzlarının arasına asılır, sahibine merasimle teslim edilir, kasabasında, köyünde de, davul zurnalı bir merasimle karşılanırdı...”

...................

“...Taşrada, cellat gönderilip idam edilen siyasî mahkûmların, hükmün infazından sonra hemen daima başı, yolda bozulmaması için bal doldurulmuş bir kıl torba içinde cellat tarafından İstanbul’a getirilir ve payitahtta yıkandıktan sonra teşhir ve defnedilirdi...”

...................

“...O gün, deniz eğlenceleri arasında sabık mimarbaşı İbrahim Efendi’nin timsahı binlerce insanı hayretten hayrete düşürdü. İbrahim Efendi tarafından yapılan bu timsah sureti, üç çifte bir piyade büyüklüğündeydi. Üst çenesini açıp kapayarak deniz yüzünde yarım saat kadar dolaşmış, sonra denize dalmıştı. Zevkle seyredilen bu timsah çok takdir edilmişti. Fakat bir saat sonra battığı yerden tekrar deniz yüzüne çıkınca, takdirler bir heyecan ve hayrete kalp olmuştu. Timsah bu sefer ağzını açıp durmuştu. Açılan ağzından rengârenk esvaplarla beş tane rakkas fırlamış, timsahın sırtına binerek raks etmeye başlamıştı.
İbrahim Efendi’nin bu timsahına, XVIII. asrın başında tecrübe edilmiş ilk denizaltı gemisi olarak bakmak mümkündür....”

...................

“...Fatih Sultan Mehmed cülus ettiği zaman bir kuyrukluyıldız görünmüştü; papa o zaman yıldızı “Türk ve Müslüman dostu zındık yıldız” olarak aforoz etmişti. Bu kuyrukluyıldızın, sonra, Halley kuyrukluyıldızı olduğu öğrenildi. Balkan Harbi’nde Bulgarlar Çatalca’ya kadar ilerlerken Halley kuyrukluyıldızı yine görünmüştü. O zaman Kilise adamları, “Türklerin uğur yıldızı göründü, Bulgarlar gene mağlup olacaklar !..” demişti ve hadiseler de böyle oldu....”

...................

“Van Gölü’nde yüzen ilk Türk gemisi XVI. asırda Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Büyük sanatkâr o zaman Yeniçeri Ocağı’nda dülgerlikteki hünerleriyle tanınmış basit bir neferdi.”

...................

“XVII. asrın büyük şairi Şeyhülislam Yahya Efendi öldüğü zaman cenazesi o kadar kalabalık olmuştu ki, Fatih Camii’nde kılınan namazından sonra cenaze alayı yapılamadı, herkes olduğu yerde durdu ve yalnız tabut, Çarşamba’daki kabre kadar, elden ele yürüdü.”

................

“Dünyanın en meraklı kahve falcısı, Darüşşafaka Lisesi resim muallimiyken ölen Mehmed Agâh Bey’di. Bu zat, kendisi için baktığı yüzlerce falın, fincanlardan resimlerini yapmış, falın söylediklerini de kenarlarına yazarak yüz küsur sahifelik harikulade enteresan bir kitap bırakmıştır. Elyazması olan bu eşsiz eser veresesi elindedir.”

.................

“...Eski esnaf cemiyetlerinin mühürleri dört parçadan mürekkep olarak yapılırdı ve bu parçalar vidalı bir sapın içine geçerek birleştirilirdi. Mührün her parçası, dört kişilik idare heyetinin bir üyesinde, sapı da reiste dururdu; bu suretle mühür, beş kişinin oybirliği olmayınca kullanılamazdı...”

.................

“...Lale çiçeği Avrupa’ya Türkiye’den gitmiştir. Bu bir beyaz laleydi ve adı da “tülbent lale”ydi. Fransızca lalenin ismi olan “tulipe” bu tülbent isminden bozmadır.”


...............

Nasıl, insan okudukça okuyası geliyor değil mi? Reşat Ekrem Koçu’nun diğer kitaplarını da bulup okuduğumda güzel ve değişik bulduğum yerleri de yine alıntılarla aktarıp paylaşacağım...

Umarım sizin de hoşunuza gitmiştir ve kitabı aramaya başlamışsınızdır :) Kesinlikle tavsiye ediyorum...