22 Mayıs 2009

Yaveri Atatürk’ü anlatıyor

Sevgili Karelidefter okurları;

Bu yazının biraz uzun olduğunun farkındayım. Ama böylesine “hassas” bir konuda yazmadan önce kendimi bazı açıklamalar yapmak zorunda hissettim. Daha kısa yazamadığım için kusuruma bakmayın... İlgiyle okuyacağınızı düşünerek sizleri yazıyla başbaşa bırakıyorum.
___________________

Karelidefter’i takip edenler biliyordur ya da şöyle bir üstten dolaşıp biraz fikir edinenler, tarihe “bilhassa az bilinen” ve “pek duyulmamış tarihi konulara” olan merakımı farketmişlerdir...

Buraya “tarih” konu başlığı altında yazdığım ilginç notlar ile çoğu kimsenin hiç duymadığı hatta tarihle ilgilenen uzman kişilerin bile bugüne kadar hiç bilmediği bazı konuları aktardığımı sizler de biliyorsunuzdur...

Şimdi anlatacağım, daha doğrusu “özellikle birebir aktarma zorunluluğu hissettiğim” konuya girmeden önce küçük bir giriş yazısıyla durumu açıklamak istiyorum...

Bitirdiğim bir kitapta Çanakkale Savaşı, İngilizler ve Atatürk hakkında öylesine bir bölüm okudum ki olağanüstü ilgimi çekti ve bunu mutlaka karelidefter’e yazmalıyım dedim...

Zorunlu gördüğüm bir açıklamanın ardından size bu kitabı kısaca tanıtacağım ve sonrasında okuduğum bölümü de aynen olduğu gibi “harfi harfine alıntı olarak” yazının sonuna koyacağım.

20 yıl boyunca en büyük gazetelerden birinde, en önemli dergilerde çalışmış olmam oradaki havayı ve ortamı paylaşmam, birlikte çalıştığım her biri ayrı özellikte, kendi konusunda uzman, değerli arkadaşlarla sohbetlerde bulunmam “kendi tarihimiz” hakkında da birçok “özel konu”yla ilgili yeni bilgiler edinmemi sağlamıştır.

Ama ne öğrenmiş olursam olayım, mutlaka her duyduğumu, her okuduğumu sorup soruşturur, doğru mu değil mi, kim hangi belgelere dayanarak yazmış, doğrusu nedir diye de araştırırım...

Zaman zaman öyle kitaplarda öyle bilgilere rastladım ki öğrendiklerimi kime anlatsam “Olmaz öyle şey!” dediklerinde her zaman “Resmi kaynaklara dayanılarak, gerçek belgelerdeki bilgiler”in aktarıldığı bu kitapları sanki ben yazmışım gibi savunmak zorunda kalmışımdır...

Bu konuda da aynen bu şekilde davrandım ve Çanakkale konusunda uzman olan değerli bir araştırmacı gazeteciyle de konuyu incelemesi için yazışıp onay aldım...

Tabii ki amacım herhangi bir yazarın herhangi bir kitabında yazanları savunmak ya da eleştirmek değil. Yapmaya çalıştığım şey; okuduğum kitaplarda ilgimi çeken bir şey olduğunda başkalarına da aktarmak ve başkalarının da bu konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak.

Bu; ne anlatılan şeyi ne de yazarın yaptığı yorumu desteklemek anlamına geliyor.
Ben sadece okuyup öğrendiğimi ilginç bulduğum için buraya aktarıyorum o kadar...

Evet, uzun bir giriş kısmı yazdım çünkü; şu anda buraya alacağım konu öylesine hassas bir şey ki yanlış anlaşılmak istemem... Umarım bu kitabı tanıttığım için haksız yere suçlamalara ve yanlış anlaşılmalara maruz kalmam...

Gelelim kitaba...

Kitap; Atatürk’ün Yaveri “Salih Bozok”un meslek hayatı boyunca topladığı belgelere dayanan bir anılar kitabı... Salih Bozok Atatürk’ün ölümüne o kadar çok üzülmüş ve onun ölümüyle bütün dünyası öylesine anlamını yitirmiş ki; Atatürk’ün ölüm haberini duyduğu anda silahını ateşleyerek intihar edip yaşamına son vermeye çalışmış.

(Salih Bozok kurtarılıp tedavi edilmiş ama ne yazık ki yine de fazla yaşayamadan birkaç yıl sonra vefat etmiş.)

Bu kitabı yayına hazırlayan ise gazete ve televizyonlardan hemen hemen herkesin tanıdığı isim Can Dündar.

Kitabın tam adı ise “Yaveri Atatürk’ü anlatıyor”

Kitabın önsözünde Bozok yaptığı açıklamayla;

“Tarihin doğru olarak anlaşılabilmesi için cumhuriyetin kuruluş yıllarını yaşayan tüm vatandaşların, tarihi ilgilendiren her türlü belgeyi bilgiyi tespit edip gelecek nesle emanet etmesi gerektiğini...” söyledikten sonra yaşanan her şeyin hatırlanmasının mümkün olamayacağını da;

”...............
Atatürk'ün el yazısı ile yazılmış bana veya başkalarına gönderilmiş öyle mektuplar, muhtıra ve raporları vesikalar var ki onları bizzat kendileri bile ancak yeniden okuduktan sonra hatırlayabildiler........” açıklamasıyla belirtmiş...

Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok, topladığı belgelerin kaynaklarına dair açıklamalarda bulunurken; Atatürk'le çıktığı “görev ve seyahatlere dair defterler”e kendi düştüğü notlarından yararlandığını anlatırken, Atatürk’ün bizzat kendisine ve o dönemdeki önemli şahıslara yazdığı mektupları da olduğu gibi kitabına aldığını belirtmiş.

Salih Bozok öylesine hassas bir dönemde Atatürk’ün bizzat yanında bulunup birçok “tarihi an”a da şahsen tanık olduğu için yazdıkları da çok önemli.

(Salih Bozok'un kişisel arşivinde bulunan bu tarih mirasını ise oğlu Muzaffer Bozok bizzat yayıncılara ulaştırmış.)

Kitabı okudukça bazen öylesine ilginç küçük ayrıntılarla karşılaşıyorsunuz ki bunları hiçbir resmi tarih kitabında okumamız mümkün değil.

Mesela;

Atatürk’ün de diğer askerler gibi maddi zorluklar çekip borç aldığını, bu borçların bir kısmının maaşından kesildikten sonra kalanını annesine gönderdiğini...

İsmet İnönü ile birlikte nasıl ve hangi konular üzerine tartıştıklarını, nasıl bozuşup barıştıklarını...

Osmanlı askeri olarak görev yaptığı yerlerde olaylara bakışını ve düşüncelerini...

Atatürk’e yapılan suikast tertiplerinden hemen hemen hiç bilinmeyenleri...

Evlilik ve boşanma aşamasında Latife hanımla aralarında geçen olayları ve Atatürk’ün hasta yatağında geçirdiği kara günleri birçok ayrıntısıyla bu kitapta bulabilirsiniz...

Şimdi de gelelim en çok üzerinde durduğum ve yukarıda bu yazının sonuna aynen harfi harfine alıntı olarak koyacağımı söylediğim kısma... Aynen olduğu gibi aktarıyor ve her zaman olduğu gibi yine tarihimiz konusunda bilmediğimiz çok şey var diyerek bu gönderiyi de burada sonlandırıyorum...

“.............

Mustafa Kemal Bey, Anafartalar grubu kumandanı bulunduğu sıralarda bir ara izin alarak İstanbul'a gelmişti.

Bir gece Beylerbeyi Sarayı'nda (Abdülhamit Selanik'ten buraya nakledildiğinden muhafızları da saraydaydı) bize misafir olmuştu.

O zaman Saray'da başmuhafız Rasim Bey'le ben, Vasıf (daha sonra Malatya milletvekili olacak), Mahmut (daha sonra Siirt milletvekili Soydan) Beyler vardı.

Bu arkadaşların hepsini de Mustafa Kemal Bey Selânik'ten tanırdı.

Mustafa Kemal Bey, bütün gece Çanakkale'ye ait hikâyeleri bize anlattı.

Sabahleyin Harbiye Nezaretinde daire müdürü olan arkadaşım Mehmet Ali Bey telefonla düşmanın Çanakkale'den denize döküldüğünü bildirdi.

Bu haberi Mustafa Kemal Beye bildirdiğim zaman hiç tereddüt etmeden derhal "olamaz" dediler: "Bizimkilerin bilgisi olmadan düşman çekilmiştir." dediler. Sonra haberin kimin tarafından verildiğini sordular.

Arkadaşım Mehmet Ali Beye telefon ettim, bize tafsilât vermesini söyledim.

Mehmet Ali Bey o zaman Harbiye Nezareti Müsteşarı olan Fahrettin Bey'den (ordu müfettişi Fahrettin Altay) bilgi aldığını söyleyince Mustafa Kemal Bey Fahrettin Bey'in telefon başına gelmesini rica etti. Bizzat kendileri ile telefonda görüştükten sonra bize:
"Tahminim gibi düşman kendiliğinden çekilmiştir" dediler.

Etraflı bilgi almak için Harbiye Nezareti'ne gitmek üzere saraydan ayrılırken beni de yanlarına aldılar. Beylerbeyi'nden Ortaköy'e sandalla geçerken bana şöyle demişti:
"Ben düşmanın çekileceğini anladığım için bir taarruz yapılmasını teklif etmiştim. Fakat benim bu teklifimi kabul etmediler. Bundan dolayı canım sıkıldı. Çok da yorgun olduğum için izin alarak İstanbul'a geldim. Eğer ben orada iken düşman şimdiki gibi çekilmiş olsaydı herhalde daha çok sıkılacaktım. Burada bulunmaklığım benim için bir talih eseridir."
....................

(Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok, “Yaveri Atatürk’ü anlatıyor” isimli kitaptan alıntı)