22 Haziran 2009

Aşk üzerine...

Kusura bakmayın... Bu yazı biraz uzun oldu ama konumuz “Aşk üzerine” (ve çok ciddi...)

Niye aşık oluruz?

Aşk nedir?

Hangi ihtiyaçlardan dolayı insan böyle bir duygu yaşamayı arzu eder?

Aşkı başlatan ve bitiren nedir, bu süreçte arada yaşadıklarımızın anlamını çözmemiz mümkün mü?

Küçük detaylarda gizlenen minik şeyler bütünün etkilenmesini nasıl sağlıyor ve bizler bunlara bakıp aşkımız için yeni bir rotayı nasıl çiziyoruz?

Bu davranışların altındaki psikoloji nedir?

Aşk ve aşıkların arasındaki bu duygusal durumla ilgili yaşanan milyonlarca küçük ayrıntıyı insanlık var olduğundan bu yana düşünmüş, araştırmış ve açıklamaya çalışmış...

Zaman değişmiş, ilerlemiş, gelişmiş ama tam bir çözüm elde edip aşk gibi karmaşık bir duygusal durumu formüle etmek mümkün olmamış...

Felsefeciler, bilim adamları, psikologlar bu konuyu oluşturan milyonlarca ayrıntı üzerine milyonlarca açıklama ve neden sonuç ilişkisini oluşturan davranış biçimlerini belli bir nedene bağlayacak değişmez doğrular saptamaya çalışmışlar...

Fakat elimizde bugün itibariyle "aşkın başlangıç aşamasıyla gidişatı sırasındaki belirsizlik dışında" ne var?

İşte yine bir yazar, bu “büyük ve zorlu işi” ele alıp (kendi yaşadığı bir aşk üzerinden tanımlamalar yapma yoluyla) samimi bir ilişki içinde yaşanan her türlü ayrıntıyı her türlü düşünüp inceleyip “aşk üzerine” yeni bulgular eklemek için kendini bizim yerimize feda etmiş :)

İlgimi çeken yazarların hemen başka ne yazmış diye diğer kitaplarını araştırırım ve Alain de Botton da bu yazarlardan biri oldu.

(Yazarın okuduğum diğer kitabı hakkında da yine karelideftere yazmıştım.)

Alain de Botton’u okurken bir sürü ayrıntıyla güçlendirilmiş samimi havayı kitap boyunca hissettiğiniz gibi bir de içinde bulunduğu durumun gözlemcisi olmasından dolayı her şeyi iki farklı boyutta yaşadığı izlenimini hiç kaybetmiyorsunuz... (Ama kendisi de yaşadıklarının sonunda bu yüzden mi kaybediyor tam olarak bir karar veremedim :) )

Alain de Botton’u okurken karşımda bana aşkını ve yaşadıklarını anlatan samimi bir arkadaşım konuşuyormuş gibi hissetmemin dışında;

Yine bu arkadaşımın aşkla ilgili yaşadığı her şeyi (kültürel ve bilimsel değerler ışığında) kendi kendine düşünüp değerlendirmeye çalışarak, yaşadıklarının sonucunda “davranışlarının ve hissettiklerinin nedenlerini” okur olarak bana da sorması olayı çok değişik bir boyutta görmeme yardımcı oluyor...

(Bu yüzden kitabı kara sevdaya tutulup da bir türlü iflah olmayan ümitsiz aşıklara mutlaka ama mutlaka öneriyorum...)

Kitapta kurgu standart olarak ilerlemesine rağmen (yani giriş, açılım, gelişme ve değerlendirmelerle birlikte gelen son sıralamasına uyan bir kronoloji) aralarda yapılan minik sıçramalar çok hoşuma gitti...

Daha önceden kendi yazdığım bir öyküde de; baktığımızda göz yanılsaması yaratan resimler gibi hayatımızı yaşarken anlık olarak karşılaşıp yaşadığımız durumlarda oluşan yanlış anlama ya da anlaşılmaları kurgulamıştım. (Gerçek hayattan kendi yaşadığım bir olayı oluşturan sahneleri Tübitak Bilim Teknik dergisinin verdiği “Göz yanılması oyun kartları”yla birleştirip farklı bir şey yapmaya çalışmıştım.

Alain de Botton’un, kitabının bir bölümünde “Sevgilide gördüğümüz göze güzel görünen küçük ayrıntıları kendimiz kafamızda evirip çevirip nasıl görmek istiyorsak öyle görüp onlara kendimizce bir anlam yükleriz.” mantığını daha iyi anlatabilmek için göz yanılsaması yaratan konuyla ilgili bilindik resimleri kendi yaşadığı küçük sahnelerle eşlemesi bu yüzden çok hoşuma gitti...

(Böyle bir benzerliğin olması en azından yazar birçok şeyi benim mantığımla işleyip çözüyor ya da algılıyor diye söylediklerini güvenilir bulmama yardımcı oldu.)

Kitapta yazar, felsefe, psikoloji, sosyal yaşamın getirdiği davranış kalıpları, kültürel hayatın mecburi önyargıları ve bilimsel açıklamalar (biyoloji vs.) gibi gibi o kadar çok şeye başvurup aşkla ilgili değerlendirmeler yapmış ki;

insan “Aşk”ı ameliyat masasının üzerine yatırılmış ve her tarafı kesilip biçilmiş gibi yakından görebiliyor... (görebildiğini sanması bile bence büyük bir ilerleme sayılır :) )

Yazarın aşkı bu şekilde incelemesi ve ilişkisi üzerine düşünerek elde ettiği ayrıntıları bizimle paylaşması elle tutulur bir şeyin en ince ayrıntılarına kadar her türlü özelliğini “Hımmm... demek bu böyleymiş” diyecek kadar yakından inceliyormuş gibi hissetmemizi sağlıyor ve aklımıza takılan birçok şeyi yazarın anlatıp da kendi aşkı üzerinden verdiği örneklerde bire bir izliyerek yeni bakış açıları kazanıyoruz...

İşte kitaptan ilk bakışta aklıma gelen tanımlamalardan ikisi... (ama sakın bunlara bakıp da bütün kitap böyle diye düşünmeyin, gözünüzü korkutmamak için çok ayrıntılı ya da anlaşılması biraz karışık gibi olan bölümlerden hiç bahsetmiyorum...)

“.....................

Çekici olmayan bir insanla birlikteyken sessizlik olduğunda sıkıcı olan karşınızdakidir. Çekici bir insanla birlikteyken sessizlik olduğunda ise sıkıcı olanın siz olduğunuza emin olabilirsiniz.

...........................

Ne kadar çirkin, aptal ve sıkıcıysak, en az o kadar güzel, zeki ve esprili birine kendimizden kaçmak işin âşık oluruz. Ama böylesi mükemmel bir yaratık kalkıp bir gün bizi severse ne olacak?

...................”


Yazar Alain de Botton, binlerce yıldır çözülememiş bir bilmeceyi çözebilmemiz için gereken cevapları veremese de bir iki ipucunu bu kitapta bulmamızı sağlamış diye düşünüyorum :)