25 Haziran 2009

Atatürk’ü düelloya davet eden Ahmed Rüstem Bey

Osmanlı’nın yıkılışı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki tarihi olaylar hakkında bilinmeyen çok şey var.

Ama her geçen gün yapılan araştırmalar, ortaya çıkan belgeler bu bilinemeyen ayrıntılarla dolu zaman aralığını biraz daha aydınlatıyor...

İşte bu kitap da onlardan biri... Kitabı okudum ve bir hayli ilginç buldum, bu yüzden de sizlere de tanıtmak istedim. Uzun bir kitap tanıtımı yazısı olabilir, konu çok ilginçti ve aklımdakileri de yazmak istedim
artık kusuruma bakmayın :)

Erken Cumhuriyet Dönemi’nin önemli isimlerinden Ahmed Rüstem Bey’in biyografik derlemesini yapan Yazar Şenol Kantarcı’nın kitabının alt başlığı Ahmed Rüstem Bey’in bilinen diğer isimlerini taşıyor: Alfred Bielinski, Alfred Rüstem Bey...

Türkiye Ulusulararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) başdanışmanı olan yazar, aynı zamanda Ermeni Araştırmaları ve Armenian Studies dergilerinin yardımcı editörlüğünü de yapıyormuş.

Şimdi gelelim kitaba...

Kurtuluş Savaşı öncesi milli mücadele döneminde yapılan tüm askeri, siyasi ve politik hareketler resmi tarihimiz içinde “birkaç kişi arasındaki görüşmeler gibiymiş” izlenimi verse de haliyle bu ilişkileri yaratmak, yönetmek ve yönlendirip takip etmek için çalışan diplomatik özelliklere sahip yüzlerce hatta binlerce insanın bulunduğu herkesin malumudur...

Bu özel kişilerden biri olan Ahmed Rüstem Bey’i anlatan biyografiye geçmeden önce şöyle minik bir giriş yapalım;

O dönem ve öncesinde Balkanlar “Rusya’nın baskısı altında” bir hayli karışıkken, yapılan devrimci hareketler, isyanlar ve ayaklanmalar sonucunda mülteci olarak Osmanlı’ya sığınan Polonyalılar’ın ve Leh asıllı Macarlar’ın sayısı (çeşitli kaynaklara göre) 5000’i bulmuş.

Bunlardan biri de Ahmed Rüstem Bey’in babası Seweryn Bielinski’dir.

1848’de Macaristan’da Avusturya’ya karşı ayaklanan Polonyalı bir devrimci olan Seweryn Bielinski Osmanlı’ya sığınır ve süvari üsteğmen olarak devlet içinde görev alır...

1862 yılında Seweryn Bielinski’nin bir oğlu olur ve işte bu da kitapta adı geçen Ahmed Rüstem Bey’dir...

Ahmed Rüstem Bey gerçekten farklı bir kişilikmiş... Kitapta anlatılanlara baktığımızda o dönemin şartlarını, düşünce yapısını da göz önünde bulundurunca yapılan şeylerin büyük bir kavrayış ve kabiliyet gerektirdiğini, bunları gerçekleştirebilmek için de sağlam bir karakterin şart olduğunu farkedebiliyorsunuz...

Kitap, resmi belgelere dayanılarak yazılmış (roman türü gibi bir eser değil) biyografik özelliklerine rağmen aslında yazarın da önsözde söylediği gibi bir monografi. (Monografiler tek bir konu ya da olay üzerine yazılmış o olaya ya da konuya ait bütün ayrıntıları işleyen yazın türüdür.)

Biz gelelim Ahmed Rüstem Bey’e;

İşgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya Atatürk’ün yanına geçerek milli mücadeleye destek veren Ahmed Rüstem Bey, Sivas Kongresi’nde “Heyet-i Temsiliye İstişare Kurulu Üyesi” olarak bulunduğu gibi birçok toplantı ve kongreye katılıp etkin bir şekilde faaliyetlerde bulunmuş...

Hatta Atatürk’e; milli mücadele için kurulan bu heyetin (ve yeni devlet kurulması amacıyla bir millet meclisi oluşturulmaya çalışılmasının) Osmanlı Devleti’ne karşı yapılan bir ihtilal sayılacağı şahsi fikrini de bizzat söylemiş...

Sivas’ta alınan kararların altında imzası bulunan Ahmed Rüstem Bey gerçekten vatansever bir şahsiyetmiş.

Osmanlı Hariciye Nezareti’nde (Dışişleri Bakanlığı) görev yapan Ahmed Rüstem Bey Washington Büyükelçiliği de yapmış;

Beyaz Saray ziyaretinde yerde serili ay yıldızlı halıyı görünce sinirlenerek... “Bu yere serdiğiniz ve çiğnenmesini istediğiniz halı, benim ülkemin onurudur. Üzerinde dini inancımızın, hem de bayrağımızın ay yıldızı var. Onun yeri ayakların altı değil, ellerin erişemeyeceği yükseklerdedir. Bu halı buradan kaldırılana kadar sarayanıza adım atmam mümkün olmayacaktır.” demiş.

Tabii ki bu onun ülkesinin sembolik manadaki değerlerine bağlılığını gösteren bir harekettir ama Ahmed Rüstem Bey sadece devletini sevip ona bağlılığını sembolik olaylarla göstermekle yetinmemiş...

1914’te Washington Büyükelçisi olarak atanan Ahmed Rüstem Bey, Osmanlı’nın sürekli toprak kaybettiği ve Avrupa’nın siyasi olarak gergin olduğu çok hassas bir dönemde bu görevini layıkıyla yapabilmek için elinden gelenin çok üstünde çaba sarfetmiş.

I. Dünya Savaşı’nda önemli bir avantaj elde etmeye çalışan İngilizler, Avrupa ve Akdeniz’de Amerikalıları kendi yanına çekmek için çeşitli girişimlerde bulunuyorlardı.

Ahmed Rüstem Bey bunun farkına varıp bölgeye savaş gemisi gönderen Amerikan Hükümeti’ne;

“İngilizlerin, Amerikalıları oyuna getirdiğini, ayrıca (İngiltere, Fransa ve Yunanistan’ın Ermenileri kışkırtarak Amerika’da oluşturulan lobi faaliyetleri ile) Ermeniler üzerine anlatılan yalan yanlış olaylarla Osmanlı’yı canavar gibi gösterdiklerini, aslında Filipinler’deki işkence olaylarından dolayı Amerika’nın canavar sayılması gerektiği...” gibi birçok ayrıntıdan oluşan şahsi fikirlerini bildirdi...
(hatta yeterli bulmayarak 8 Eylül 1914 tarihli Evening Star Gazetesi’nde daha da ayrıntılı olarak bu görüşlerini yayınlattığı için Amerika’da resmi olarak “İstenmeyen adam” ilan edildi ve ülkeyi terketmesi istendi.)

Çok uzun tartışmalar ve yazışmalar sonunda Ahmed Rüstem Bey diplomatik mücadelesini sürdürür ve Amerika’nın kendisine karşı yumuşamasına rağmen bir süre sonra kendi isteğiyle ülkeyi terkedeceğini belirtir... (nedenleri, olaylar ve arkasında yatan politik çıkarlar kitapta çok ayrıntılı bir şekilde anlatılmış.)

Resmi görevleri ve karakteri sayesinde yaşadığı birçok olayla olağanüstü bilgi ve tecrübe kazanan Ahmed Rüstem Bey milli mücadele yıllarında da yeni kurulacak olan Ankara Hükümeti’nin yanında yer aldı.

Bu yıllarda Atatürk’ün yanından neredeyse hiç ayırmadığı Ahmed Rüstem Bey bir akşam yemeği sırasında yemek bitti zannıyla sigarasını yakınca Atatürk; acele etmemesini daha yemeğin devam edeceğini söyler.

(yemekten sonra tatlı varmış ve o zamanlardaki yokluk içinde bu gerçekten bir sürpriz sayıldığı için Atatürk bunu ima etmeye çalışmış ama...)

Kendisi sigarayı yaktıktan sonra ikaz edildiği için yemekte bulunan insanlar içinde azarlanarak hakarete uğradığını düşünen Ahmed Rüstem Bey bunun üzerine orayı terkedip odasına çekilir.

Daha sonradan yanına gelen Mazhar Müfit Bey’e durumu anlatıp uğradığı hakareti karşılayarak cevap vermek için Atatürk’ü “Düello”ya davet ettiğini ve kendisinin bunu Atatürk’e bildirmesinin namus meselesi olduğunu söylemiş.

Mazhar Müfit Bey, Ahmed Rüstem Bey’i ikna etmeye çalışsa da başarılı olamamış. Durumu Atatürk’e iletip “Silah olarak seçimi size bıraktılar, şahitleri ve seçtiğiniz silahı belirleyince ben de bu kararınızı Ahmed Rüstem Bey’e söyleyeceğim.” diyerek zorunlu görevini yerine getirir...

Durum sonradan bir şekilde tatlıya bağlanır, Atatürk Ahmed Rüstem Bey’e gerekli açıklamaları yapıp gönlünü alır gibi olur ama Ahmed Rüstem Bey bundan sonra hep kırgın olacaktır...

Kitabın bundan sonraki ayrıntılarını (Hem Atatürk hem de Ahmed Rüstem Bey hakkında idam fermanı çıkartılması gibi) buraya alarak, okuyucak olanların canını sıkmak istemem.

Daha sonrasını, o dönemin olaylarını, perde arkasında dünyadaki siyasi yapılanmayı, Osmanlı ve diğer ülkelerin politik manevra kabiliyetlerini, uluslararası görüşlerini, işbirlikçileri, düşmanlık yapanları ve bir sürü ayrıntıyı bu kitapta Ahmed Rüstem Bey’le birlikte bulabilirsiniz...

Baştan, çok ciddi ve okunması zor gibi görünen 122 sayfalık bu kitabı, tarihe meraklı olanlar için bulunmaz bir hazine değerinde saydığım için meraklısına öneriyorum...

[Kitabın içinden istediğim resmi göndererek yardımcı olan (kitap kapağı tasarımını yapan) Doğan Kitap Grafikeri Yavuz Korkut’a teşekkürler, kitabın özgün isminde kullanılan Ahmed Rüstem Bey'in ismi kitap boyunca Ahmed (d ile) geçmesine rağmen bazı resmi belgelerde ve internette isim "t" ile yazılarak Ahmet olarak kullanılıyor.]