03 Haziran 2009

hızardan, madenden hava alanı teknolojisine...

Gecenin bir saati, televizyondaki belgesel kanallarından birine bakıyorum...

İnsanların uçakla yolculuk yapmasını teknik olarak inceliyorlar;

(Günümüzde yetersiz kalan eski hava alanlarına yapılan ek binalardaki yeni teknolojiler belgeselin ana konusunu oluşturuyor...)

Bir yolcunun havaalanına gelip uçağa binişinden varış yerinde bavulunu alıncaya kadar süren yolculuğunda, her türlü ihtiyaç adım adım takip ediliyor ve ne lazım, ne yapılması gerekiyorsa bunlar araştırılıp, uygulamaya koyulan yenilikler anlatılıyor...

Bavulları alır almaz barkodlayıp yükleneceği uçağa saatte 30km.lik bir hızla götüren yeni sistem raylı taşımadan, hava alanı içinde uzun mesafelerde yolcuyu uçağa (şoförsüz) taşıyan elektromanyetik küçük vagonlara kadar bir sürü ayrıntı vardı...
Ama benim ilgimi çeken farklı iki şey daha oldu...

Çok uzun koridorlarda yolcuların bir yerden bir yere gitmesini hızlandırıp kalabalığı azaltmak (ve aktarma yapan yolcuları gideceği uçağa yetiştirmek) için çoook uzun yürüyen yollar vardır bilirsiniz...

İşte bu yollar kullanıma girmeden önce;

aktarma yapan yolcuların bineceği uçak hava alanının taaa öteki ucundaysa oradan oraya gidinceye kadar uçağı kaçırıyorlarmış... (bavulları önce beklediğinizi ve sonra da uzun bir yol boyunca taşıdığınızı da düşünün)

İşte bunu hızlandırmak için hareketli yollar kullanılmaya başlanmış ve olayın ilginç yanı bu yürüyen yolların çıkış noktasının Kanada’daki bir madende yürüyen bantlardan esinlenilmiş olması... (“Lastik bantlar kayaları taşları taşıyor niye insan taşımasın ki?” diye düşünmüşler :)

Gelelim diğer ikinci ilginç noktaya;

Güvenlik için yolcuların üstünü başını, bavulunu ve diğer eşyalarını aramak çok fazla zaman kaybedilmesine, sıraların uzayıp stresin artmasına :) neden olduğu için yeni bir yöntem bulmaya çalışıldığı yıllarda çözüm farklı bir alandan “Oranda kereste kesen” bir şahıstan geliyor...

Ormanda kereste işleyen, kesilen dev ağaçların dallarını budaklarını kesip düzelten özel hızar makineleri var... bunların testereleri çok pahalı ve bu testereler eğer ağacın içinde metal bir parçaya rastlarsa kırılıp bozuluyor...

(ağacın içinde metal parçanın ne işi var diye ben de düşündüm, ormanda avlanan insanların karavana attıkları zaman kurşunları ağaçlara saplanıyormuş ve hemen hemen kesilen ağaçlardan işlenenler içinde günde yaklaşık böyle 12 ağaç denk geliyormuş, yani oran epey bir yüksekmiş...)

işte, bu testere ağaçları keserken ağacın içindeki kurşuna gelip parçalanmasın diye çok kısa mesafeli bir metal dedektörü yapıp makinenin girişine eklemişler... Ağaç sıraya girince üzerine bir dalga gönderiliyor, kurşun, çivi gibi metal bir cisim varsa gönderilen dalga geri dönerken sapma yapıyor ve sistem alarm verip hızarı durduruyor.)

Bu sistemi alıp günümüzdeki güvenlik için yapılan aramalarda nasıl kullanıldığını valizlerin tarama sistemlerini vs. anlattılar...

Bana ilginç geldi, karalidefteri okuyanlarla da paylaşayım istedim...

(Bir şeyler yapınca onu daha iyi yapmak için başka bir şeye ihtiyaç duyuluyor. Yeni yapılan şeyleri başka alanlara uygulayınca yeni sistemler değişiklik geçirip başka alanlarda başka şekilde gelişmesini sürdürüyor...

Oradan oraya oradan oraya derken çok basit "Amele gibi taş taşımayayım, şu bant götürsün..." fikri insanları taşıyor, testere parçalanmasın düşüncesinin uygulamaları günümüz güvenlik sistemlerine kadar geliyor...

Elinizde bir yerden başlattığınız bir teknoloji olursa ve onu geliştirirseniz en basit şey çok farklı şekillere bürünebiliyor, hazır alırsanız ne yazık ki hep “yeni ne çıktı acaba?” sorusunu sorar ve takip etmek için bekler durursunuz... Eh! Takip denilen şey de geride kalmayı zorunlu kılıyor... Bütün bunları bunun için ilginç buldum...)