24 Haziran 2009

İstanbul hatıralar kolonyası

İstanbul hatıralar kolonyası isimli kitabı okudum. Yazar Selim İleri hassas ve ruhu engin bir insan...

Bir bakışta karşısındakinin nereden gelip nereye gittiğini, neler yaşayıp ne badireler atlattığını görebilen “eski toprak”lar vardır hani... Hafiften gizlemeye çalıştığı aşırı duygusallığıyla hareket eden, bilgisiyle bazen şaşırtan eski insanlar...

İşte Selim İleri böyle bir insanın karşınıza geçip sizinle konuşmaya başlaması gibi yazmış, o havayı size hissettiriyor.

Sevdiğiniz biriyle muhabbet eder gibi... ama o biraz daha bilgili ve tecrübeli o yüzden siz dinliyorsunuz o anlatıyor :)

Yazar önce kendini etkileyen eski İstanbul’u anlatan edebi eserleri anıyor.

Bazılarımızın hiç haberi olmadığı yazarlar da bir zamanlar yazdıkları romanlarda İstanbul’u ya anlatmış ya da anlattıklarında sahne olarak kullanmış...

İşte Selim İleri bize önce bunlar üzerine düşünüp, yaşadığımız kent ve hayat üzerine bir şeyler yazmanın ne kadar önemli olduğunu ispat ediyor...

Keşke öyle yüzlerce binlerce kitap olsa da eskiyi daha iyi anlayabilsek, günümüzü daha iyi kurgulayıp ileriye yönelik daha iyi şeyler yapabilsek...

Yaşadığın yerin geçmişini bilerek dolaştığın zaman insan bambaşka hissediyor, o an bulunduğun baktığın yer bambaşka bir anlam kazanıyor... O yüzden önemli yaşadığın yere ait şeyleri de yazmak...

İstanbul’un “kıyıda köşede kalmış yerleri ve yaşam tarzları” ile ilgili bilgileri günümüze taşıyan bu metinlerin hangi kitaplarda geçtiğini tekrar hatırlatan Selim İleri; o eserleri okuduğunda kendi de çocukluğundan ve gençliğinden bir şeyler hatırlayıp bizlerle paylaşarak sohbetimizi koyulaştırıyor...

Bir bakıyorsunuz eski filmdeki eski bir artisti anıyorsunuz, bir bakıyorsunuz bundan 30 yıl önce binilen Boğaz Vapuru’nda yanınızda konuşulanlara kulak kabartıyorsunuz.

Geçmişin içinde romanlarda, resimlerde, eski kitaplarda filmlerde dolaşıyorsunuz; ruhunuz kurumuş bir yaprak gibi nereye çarpsa orada biraz kırılıp birkaç parçanızı bırakıyorsunuz...

Edebiyatçı hassastır, gözlemcidir, kendini karşısındakinin yerine koyabildiği ve onun neler hissettiğini anlayabilme yeteneğine sahip olduğu gibi cansız nesnelerin neler hissedebileceğini bile hayal edebilir... O duyarlılıkla devam ediyorsunuz... Eski evler, bahçeler, minik çiçek seraları...

Yirmili yaşların altındaki gençler belki de hiç bir şey anlamayacak söylenenlerden (anlasa da aynı şeyleri hissedemeyecek) ama belli bir yaşın üzerindeki okur için eski günleri hatırlatan bu kitap duygularla yüklü ve sizi eski günlere taşıyacak...

Ben, anlatılan birçok şeyi hayal mayal ya hatırlıyorum ya da filmlerde, resimlerde, kitaplarda gördüm, okudum...

Büyüklerin muhabbetlerinden o eski günlerin İstanbul’u hakkında konuşulanları da az çok hatırlıyorum ama bunlar hiçbir zaman yeterli değil.

İşte o yüzden ayrıntılara girip daha derinlerde dolaşabilmek için o zamanların İstanbul’unu yaşayan yazarlardan başka yardımcımız yok...

Kendi hatıralarını, verdiği bu edebi mini antoloji ile harmanlayan Selim İleri’nin anlattığı dünyadan günümüzde geriye kalan bir şey var mı acaba. O ruh halini üzerinde taşıyan, içinde hisseden kaç insan kaldı?

Bir devirmiş kapanmış ki açılmamak üzere... Osmanlı seyyahları, yabancı ressamlar, ilk sinemalar, eski meyhaneler... ve o günlerle karşılaştırılınca yakın geçmiş sayılabilecek 60'lara 70'lere uzanan yaşam tarzı, mekânlar, hatıralar...
Alaturka dünyanın mahalle yaşamını sahne sahne bize aktaran Münif Fehim’in resimlerinden haberdar olmanın yanı sıra, sıtma hastalığının isminin aslında hastanın ateşlenmesinden dolayı etimolojik olarak “Isıtma” kelimesinden geldiğine kadar bir sürü ayrıntıyla bezeli güzel bir kitaptı...

Bir yaz günü deniz üzerinde kıpırdayan ışıkların odaların tavanlarına yeşil çizgiler olarak yansımasını farkedebilenlere, sonbahar gelince düşen yapraklara bakıp ruhunda kopan fırtınaların sessizliğine sığınanlara, eski resimlere bakınca neydi o günler diyebilenlere tavsiye ediyorum...

Yaşınız otuzun altındaysa ileride hatırlanacak günler yaşamak için duyarlı olmanın ne kadar önemli olduğunu anlayabilmeniz açısından, kırkın üzerindeyse iyi ki kırkın üzerindeyim :) şu anlatılanları hissedebiliyorum diyebilmeniz için okunabilir...