12 Temmuz 2009

3:10 to Yuma [film]

Pazar günü hazır evde tek başımayken keyif yapıp bir kovboy filmi seyredeyim dedim...

Hep seyrettim seyredeceğim derken böyle uygun bir zaman için beklettiğim 3:10 to Yuma’yı seyretmeye başladım...

Her şey aklıma gelirdi de “Vahşi Batı”da geçen bir maceranın beni böylesine etkileyeceği yüzyıl düşünsem aklıma gelmezdi...

Filmi bitireli henüz on dakika oldu olmadı, hâlâ gözlerim ağlamaktan kızarmış vaziyette. (Daha neler bir kovboy filmi bu kadar duygusal olabilir mi dediğinizi duyar gibiyim ama seyredince ne demek istediğimi anlayacaksınız.)

Vahşi Batı’yla ilgili böylesine kaliteli bir film, böylesine güzel bir senaryo, böylesine mükemmel bir sinema eseri daha görmedim.

Sinema nedir? Aklındaki hikâyeyi karşındakine görüntüyle kurgulayıp düşündüğün her şeyi olabildiğince birebir anlatmak, bunu yaparken insanları gerçek dünyadan çekip çıkararak o hayal alemine sokup anlattığın maceranın peşinde sürüklemek değil midir? İşte 3:10 to Yuma bunu olabilecek en mükemmel şekilde başarmış...

Çok beğendiğim filmleri yazarken fazla uzatmamaya çalışıyorum. Çünkü en küçük bir ipucu, en küçük bir ayrıntıyı bilmek bile filmi seyredecek olanların filmin sürprizlerini önceden öğrenmesine sebep olabilir.

Bu yüzden çok kısa bir şekilde (filmin başlangıcını aşmayacak şekilde) konuyu anlatmanın dışında uzatmamayı düşünüyorum.

Filmin kahramanı, iç savaş sonrası bir bacağını kaybetmiş, karısı ve iki oğluyla küçük bir çiftliği idare etmeye çalışan Den (“Dan” - Christian Bale).

Den, maddi açıdan zorluk çekmektedir, kuraklık ekinleri vurmuş, hayvanlar besiden düşmüş, borçlar birikmiş (sonradan tek tek bunların nedenlerini de öğreniyoruz) hatta yakındaki kasabada birinden alınmış borç yüzünden alacaklıların adamları Den’in ahırını ateşe vermişlerdir. (film böyle açılıyor)

Den,kendisine verilen bir haftalık süreyi uzatmak için kasabaya gidip alacaklısı olan adamla görüşmek üzere yola çıkar.

Fakat yolda da; uzaktan gelen bir atlıarabayı soymak için bekleyen oldukça tehlikeli bir çete pusu kurmuştur...

Den, uzaktan duydukları silah seslerinden kötü bir şeyler olduğunu anlar ama yanında çocukları da olduğu için şahit oldukları kanlı soygun olayından uzak durmaya çalışır...

Soygun devam ederken olayları uzaktan seyredip yöneten çetenin lideri (Ben - Russell Crowe) kasabaya giderken bütün bunlara şahit olup uzak durmayı tercih eden adamımız Den ve çocuklarını farkeder...

Soygun biter, ölen ölür kalan kalır ve kasabadakiler de çetenin peşine düşerler.

Olayları görüp oradan bir de yaralı kurtaran adamımız Den de artık bu işin içine dahil olur ve macera başlar...

Seyredecek olanlar için bundan sonrasıyla ilgili hiçbir şey anlatmak istemiyorum.

Filmin başındaki ilk 15-20 dakika sadece filmdeki karakterleri tanımamız ve onların yaptıkları şeyleri neden yaptıklarını anlamamıza yardımcı olması için bir giriş. Esas film bundan sonra başlıyor ve Vahşi Batı’da geçen muhteşem bir “Yol” filmi oluyor...

Konu içindeki mantık o kadar sağlam ki olanları takip etmekten başka bir şey düşünmenize gerek kalmıyor.

İyi tasarlanmış sahneler kadar çok iyi düşünülmüş “o lafı edenin psikolojik durumuna uygun” öylesine diyaloglar oluyor ki “İşte bu!Böyle olmalı.” diyorsunuz...

Filme ruhunu veren, hatta kimi yerde bütün filmi aşan olağan üstü bu diyaloglar, filmin dayanılmaz duygusal olmasını sağladığı gibi herkesin gözünde anlatılanları da gerçekçi kılmayı başarıyor.

Sadece kovboy filmi sevenler değil sinemayı seven, güzel film seyretmek istiyorum diyen herkesin seyretmesi gereken dört dörtlük bu yapımı mutlaka ama mutlaka tavsiye ediyorum.

Film öneri ve eleştirileri yaparken yazılarımın en sonunda film orta kalitenin biraz üstünde iyi bir film olsa bile genelde “İyi bir film ama öyle peşine düşülüp, aranıp bulunacak kadar da değil.” derim.

işte bu film bir istisna ve bu film için (burada pek sık rastlanmayacak bir şekilde) tam tersini söylüyorum;

Sinemayı seviyorsanız bu filmi görmeniz gerekiyor. Söyleyecek laf bulamadığım için mükemmel bir yapım olan bu filmin peşine düşün ve mutlaka bulup seyredin diyorum.

Pişman olmayacaksınız.