25 Temmuz 2009

En la ciudad sin limites (sınırsız kent) [film]

Böyle filmlere insanlar övgüler yağdırmıyor mu sinirim bozuluyor...

Neresinde yaratıcılık farklılık, neresinde güzellik ve estetik var? Neresi ilginç neresi seyrettikten sonra akılda kalıyor ya da izlerken etkiliyor diye düşünmeden “aman öyle güzel aman böyle güzel...” ya biraz elinizi vicdanınıza koyun...

Siz böyle yazınca insanlar da aman ne güzel bir filmmiş bulup seyredelim diyorlar ve sonuç hüsran oluyor... Bu film de aynen öyle çok sıradan ve yaratıcılıktan uzak bir filmdi...

Bir şey değil böyle hak etmeyen filmleri övüyorlar sonra insanları sinemadan da soğutuyorlar ve iyi film yapanlar da arada kaynıyor...

Neyse biz gelelim filmimize;

Yaşlı bir adam, geniş bir ailenin babası kanser teşhisiyle Paris’te bir hastaneye yatırılmıştır...

Eşi, çocukları, çocukların eşleri ve toruna varıncaya hatta hatta boşanmış olanların sevgililerine kadar hepsi hastaneye gelmişler...

(ah böyle söyleyince ne kadar da güzel gibi duruyor ama ne yazık ki öyle değil, konuyla ilgisiz ve gereksiz bir sürü ayrıntı vs. gösterip duruyorlar)

Bütün aile İspanya’da yaşamaktadır fakat yaşlı adam buradaki hastaneyi tercih etmiştir ve bunun da bir sebebi vardır...

Adamın küçük oğlu Victor da sevgilisini alıp babasının yanına gelmiştir ve çevrede olup bitene fazla meraklı gibi görünmektedir.

Ailenin diğer fertleri babalarını şimdiden dönüşü olmayan bir yola girmiş ve çok yakında da ölecek diye kabul edip mirasla ilgili konuları konuşmaya başlamışlardır bile.

Ama Victor babası için gerçekten üzülmektedir. Diğer kardeşler gibi hastanenin bekleme salonunda oturacağına yukarı çıkıp babasıyla konuşur ve ilgi gösterir.

Tüm aile, babasının artık ne yaptığını bilemeyecek kadar psikolojik bozukluklar yaşadığını ve ameliyat olması gerektiğini söylemektedir. Victor, ameliyat için babasının da onayının alınmasını söyleyince bütün aile tepki gösterir.

Fakat bu hayhuy içinde Victor, babasının ilaçlarını almadığını ve tuvalete attığını fark ederek babasıyla konuşmaya başlar.

Babasına üzülen Victor neden böyle yaptığını sorunca babası da ona farklı bir hikâye anlatacaktır;

Buradaki herkes ona bir tuzak kurmuştur, tüm aile, tüm doktorlar hemşireler, tüm hastane onun buradan çıkmasını istememektedir, ameliyat olup ölecektir, bunu engellemenin tek yolu da buradan kaçmaktır...

Ve mutlaka ölmeden önce de bulması gereken biri vardır. Onu bulması için de Victor'a bir telefon numarası verir...

(Zaten film hasta adamın hastaneden kaçma çabalarının sonuçsuz kalmasıyla intihara teşebbüs edip hastanenin çatısına çıkmasını göstererek açılıyordu...)

Victor’un aklı karışır ve diğerlerinin haklı olduğunu, babasının gerçekten delirmek üzere olduğunu düşünür... Babasının verdiği telefon numarasını arar ama artık böyle bir telefon numarası kullanılmamaktadır...

Victor, ucundan da olsa durumu annesine anlatır ama bundan sonra işler değişmeye başlar...

Babasıyla görüşmeye kalktıkça annesi bir bahane bulup Victor’u uzaklaştırır, Victor işin üzerine gittikçe sonunda babalarını alıp aynı hastanenin başka bir bölümüne yatırarak hiç kimseyle görüşmemesini sağlarlar...

Victor gerçekten bütün bu olanların ardında babasının söylediği gibi bir şey olmasa da garip bazı şeylerin olduğunu yavaş yavaş hissetmeye başlar...

Babasıyla tekrar görüşür ve onu dinleyince tüm olan bitenin de etkisiyle babasını hastaneden kaçırmaya karar verir. Artık iş bir doktor önlüğü çalıp hastaneden kaçmaya kalmıştır...

Victor babasıyla birlikte bir kaçma planı hazırlar... Babasının aradığı ve özellikle herkesten gizlediği (bu şehirdeki tek çıkış yolunu bilen) kişiyi bulmaya çalışacaklardır...

Şimdi ben böyle anlatınca konusu hiç de fena değilmiş diyorsunuzdur. Hatta “Aaaa ilginçmiş valla." diyenleriniz de vardır... İnanın sizin hayalinizde canlandırdığınız şeklini aynen alıp film diye koysak bundan daha başarılı olur.

Filmde “olaylara çok yönlü bakıp sanat yapıyorlar” dedirtebilsinler diye gereksiz bir sürü sahne ekleyip durmuşlar;

Aile içi dram, hayat devam ediyor, insanlar birbirini seviyor ayrılıyor, yatıp kalkıyorlar (çok gereksiz sevişme sahneleri), herkesin işi gücü ve ayrı bir hayatı var vs. gibi bir sürü şeyi filme doldurmaya çalışmışlar ki güya böylece sanat olacak.

Filmin ileride çözülmesini ya da ana konusunu etkileyecek ve izlerken düşündürecek zekice hazırlanmış küçük ayrıntılar o senaryoyu sinemaya taşınınca sanatsal kılar... Yoksa caddede fotoğraf çektiren tipler, yol sorma vs. gibi şeyler fazladan seyircinin vaktini almaktan başka bir şeye yaramıyor...

Neyse işte... Bir an için bu kadar uzun uzun seyredip filmin bir saatini geride bırakınca yahu biz bu filme böyle dedik ama dur bakalım altından bir şey çıkıp da bize bir sürpriz yapmasın diye beklemeye de başladık tabii ki...

Sonra olaylar gelişti, babanın hatıralarının ve geçmişteki olayların içine giren Victor yavaş yavaş meseleyi çözmeye başlar, insanlarla yüzleşir konu gittikçe derinleşir ve film devam eder... (sonraki bir saati ve filmin sonunu söyleyecek değilim tabii ki)

Yalnız seyrettiğinize ve merak ettiğinize değmeyecek şeyler bulunduğunu “Dağın fare doğurduğunu” söyleyebilirim.

Sonuç olarak...

“Havalar sıcak hararetimi hiçbir şey kesmiyor” bahanesiyle yediğiniz salatalıkların kabuklarını atmayıp yüzünüze maske olarak yapıştırıp beklerseniz kaybedeceğiniz süre en fazla 15 dakika (ki işe de yarayabilir:)) ama bu filmi seyrederseniz kaybınız kafadan iki saat...

Bir iki çıplaklık içeren sahneyle bir sevişme sahnesi.... ve filmin derinliklerindeki “homoseksüellerin yıllara karşı meydan okuyan büyük aşkı”na övgü çocuklara göre değil... (bence büyüklere göre de değil ya neyse...)

Film kötüydü... Söylenecek çok şey var ama fazla uzatmak istemiyorum ve filmi yapanlara soruyorum:

Hastanenin en tepesine çıkıp da intihar etmek üzereyken hasta adam elindeki düğmeyi taaaa o yükseklikten yere atıyor. (Kamera da efektle falan havalı bir şekilde düğmeyi uçup düşerken gösteriyor, tamam...) Sonradan bir sürü şey oluyor vs. adam oğluna “Al bu düğmeyi ona götür, o anlayacaktır.” diyerek düğmeyi Victor’un avucuna koyuyor...

(Evet soruyorum) O düğme nasıl geri geldi?

Çünkü intihara teşebbüs sahnesi filmin en başında daha aile gelmeden gerçekleşiyor...

[(kabuklarını şey ediyoruz da valla kendisini yemeyeceğim ziyan olmasın şunlar diyorum :) ) gelmeyin böyle şeylerle karşıma... gelmeyin...]