20 Temmuz 2009

falscher bekenner (sahte itiraflar) [film]

Bir film bu kadar mı kısır, bu kadar mı anlatacağını anlatamayacak kadar sığ ve durağan olur anlayabilene aşk olsun...

Avrupa’nın içinde bulunduğu sıradan eksiksiz ve düzenli hayatı içinde sıradan bir aile ve onun geç ergenlik çağındaki sorunlu çocuğu...

Film açılırken bir kaza sahnesiyle birlikte filmin kahramanı ile tanışıyoruz, saçlar oksijenle boyamış gibi acayip bir sarı, bakışlar ölgün, hareketler anlamsız ve baygın... daha en baştan kötü bir giriş yapan filmi koyduk bir kere seyredeceğiz ne yapalım artık diye seyretmeye devam ettim ama vallahi katlanılmaz bir yapımdı...

En acemi öğrencinin eline bir kamera versen otu kuşu taşı çekse daha anlamlı bir şey yapardı...

Neyse biz gelelim filme...

Sorunlu genç çocuk evine doğru yürürken otoyolda kaza yapmış bir arabaya rastlar içinde yaralı ya da ölü bir adam olmasına rağmen ne polisi arar ne ambulansı sadece olay yerinde araçtan düşen küçük bir parçayı alır evine götürür...

Biz film boyunca acaba bu kazaya neden olan mekanik arızayı mı bulacak vs. derken çocuk sıkıntıları içinde eşcinsel eğilimlerini gösteren hayaller kurmaya başlar. (ki bazı uygunsuz sahneleri yüzünden çocukların seyretmesi hiç de doğru olmaz).

Çocuk sonradan hem bu kazayı hem daha sonra olan başka bir yangını üstlenip isimsiz mektuplar yazarak sahte itiraflar yaparak hayatına renk kattığını sanmaktadır.

Bu arada; bir kızla karşılaşır bir iki kez anlamsız ve konuşmasız bir iki randevu atlatır arkasından bir arkadaşının da o kızla çıktığını görünce arkadaşının motorunu kaza yapsın diye sabote eder. (Hasta ruh İsmail)

Bu arada da ailesinin iki de bir söylemesi üzerine hemen hemen her gün iş başvurusunda bulunup bir iki görüşmeye gider. Bütün iş görüşmelerinde o kadar donuk ve isteksizdir ki üzerinize taş düşse “Çekil allahaşkına ben kaldırırım yahu ne sinameki adamsın!” dersiniz kaldı ki bir de iş vereceksiniz...

Neyse işte sıkıcı ağır aksak ve kopuk kopuk ilerleyen yetersiz ışıkta ev içi çekimleri ve iğrenç, konuyla ilgisiz müzikleri ile ölümlerden ölüm beğen diyen yanlış senaryolu filmin sonunda çocuk yaptığı sahte ihbarlar yüzünden evine gelen polisler tarafından tutuklanır.

Giderken de arkadaşının kız arkadaşı onların evine gelmek üzeredir kapıda elleri kelepçeli olarak bunu görünce çok büyük bir iş yapmış gibi güler ve polis arabasına biner artık onun hayatını polis anlamlı(!) kılacaktır. Güya nedir; amaçsız ve her türlü ihtiyacı karşılanan gençlerimize dikkat edelim bakın nasıl sorunlu oluyorlar mesajını verip toplumsal sanat yapacaklar... Yahu kardeşim sen gel de dolapdereye bak 7-8 yaşındaki çocuklar tamirhanelerde nasıl harıl harıl çalışıyor... peh... bu nasıl toplumsal sanat hiç mi film seyretmedin, hiç mi kitap okumadın, filmin ruhu izleyeceğimiz konusu nerede?

Almanların edebiyatla arası iyidir geçmişte büyük edebiyatçılar çıkarmışlardır ama bu film ne edebiyatla ne sanatla ne sinemayla hiçbir şekilde uyuşmuyor... Karşıt bir yapım da değil çok uyduruk sadece... lütfen bu yönetmen bir daha film yapmasın bu senarist başka bir film yazmasın ve bu çocuk da sinema işini bıraksın, Almanlardan hiç değilse bu inceliği bekliyorum :)

Sonuç olarak hiç iz bırakmadan birini öldürmek istiyorsanız bu filmi verin seyredince o kendi kendine sıkıntıdan ölsün siz gidin bir dondurma yiyip bunu kutlayın. Sakın sakın seyredeyim demeyin yoksa sıkıntıdan patlayarak ölen siz olursunuz ve dondurmayı da biz yeriz :)