11 Temmuz 2009

Home (yuva) [film]

Felaket tellalı, resimli istatistiki bilgiden başka hiçbir şey sunmayan “Home” (Yuva) belgeselini izledim... (hah! böyle başladıysam artık gerisini siz düşünün, yine uzun bir yazı olacak :))

Benim için vakit kaybı oldu. Pek beğendiğimi söyleyemem...

“Baraka” isimli belgeselin bir benzerini hem de onca yıl aradan sonra daha da iyisini mi yaptılar acaba diye merak ediyordum ama yanından bile geçmiyor. Çünkü bilgi değil hep kafalarına göre yorum yapıp duruyorlar...

Hiç durmadan nereden hangi kaynaktan alındığı belli olmayan yüzde bilmem kaç ormanın şu kadarı gitti, denizlerin yüzde bilmem kaçı şöyle oldu, tarımın bilmem ne oranı böyle oldu demenin dışında pek bir bilgi vermeyen ortaokul seviyesindeki bu belgeseli niye yapmışlar anlayamadım...

Dünyamızın ekolojik dengesinde değişimler olduğunu ve kötü olan sonuçlarının da insanın şehirleşme tercihleri ile birlikte kullandığı teknoloji yüzünden arttığını bilmeyen kalmadı.

Bu tür bilgileri takip edenler için basit, hiç haberi olmayanlar için karışık bir belgesel olmasının yanı sıra, çevirideki hem dil hem mantık hem de bilgi hataları affedilir gibi değildi...

Uyduruk filmlerin büyük ve süper macera diye reklamının yapılıp yutturulduğunu görmüştüm ama bu kadar baştan savma bir yapımı belgesel diye yutturmaya çalışacaklarını tahmin etmezdim.

Büyük bir ihtimalle çevre ile ilgili bir kurumun sponsorluğundan para kapmak için yapılmıştır ve bu şirketlerin bir listesi de belgeselin en sonunda veriliyor ama işin içinde sanki başka şeyler varmış gibi geldi... (hadi biraz açayım, siz isterseniz kaçın :) )

Bütün belgeselin görüntülerinde renkleri sonuna kadar açıp, gerçek dışı renklerle doğal güzellikleri çok daha cazip hale getireceklerini sanmaları büyük bir yanlış olmuş...

Arada denedikleri bir iki “üçboyutlu havası veren üst üste bindirilmiş görüntü efekti” ise ilginç olmaktan çok çirkin ve anlamsız olmuş...

Çok fazla ayrıntısına girmeyeceğim, genelde neredeyse artık her yerde gösterilen her konunun içinde geçen “doğal ortamın insan tarafından tüketilmesinin dünyanın doğal gidişatını etkileyeceği” vurgulanmaya çalışılmış, bunun dışında bir bilgi yok...

Bazı bilgiler doğru olmakla birlikte anlatılanlara katılan gerçek dışı abartılı rakam ve oranlar belgeselin inandırıcılığını kaybetmesine neden oluyor... Bir de çeviri yanlışlarını ve temel mantık hatalarını da işin içine katarsak izlenmesi çok sıkıcı bir belgesel yapmışlar diyebilirim...

Hani imdb’de bu filme 8.5 puan vermişler iyi bir şeye benziyor, sen niye böyle düşünüyorsun diye sorarsanız onu da çok ama çok kısa bir şekilde şöyle belirtebilirim;

Bu tip şeyler belgesel değil, dünyanın aklını karıştırıp istediklerini yapmak için yeni yollar bulup bunu meşrulaştırmaya çalışanların propogandası...

Yok Madagaskar’da cahil halk ormanları kesmişmiş, yok Nijerya petrol çıkarıp çevreyi kirletmişmiş de Rusya’nın Sibirya Bölgesi’ndeki ormanlık arazinin altında metan varmış da burası bozulursa bu sera gazı dışarı çıkar ve gezegeni mahvedermiş de bilmem ne...

Şimdi bunlar yüzyıldır dünyanın içine etti bıraktı, hidrojenli elektrikli arabalar güneş enerjisiyle elektrik sağlayan evler falan gibi yeni teknolojilere geçiyorlar ya; geri kalmış ülkeler de ne kadar geri olsalar da zamanla eski tarz fabrikalılaşma işlerini öğrendiler.

Şimdi onlarda da teknoloji var ama işte sorun buradan kaynaklanıyor ve söylemeye çalıştıkları şey de şu; Ya kardeşim ya... Siz fabrikalarınızla, yok ağaç işlemeydi tarımdı gübreydi vs. derken mahvettiniz lan ortalığı bu dünyanın hali ne böyle, olmaz ki kardeşim olmaz ki...

Tabii bu belgeselde gösterilen ve aşırı abartılan durum...

Ben de bunu beğenmiyorum...

Çünkü...

Eski teknolojiyi ve kirli işleri, çevreyi kirleten o uyduruk, ucuza mâl edilen fabrikaları falan hep geri kalmış ülkelerde kurdular.

(adamlar yüzlerce yıl sömürülmüş, demokrasi, eğitim ve teknolojiden uzak kalmışlar, iş alanları yok açlıktan ölecekler bu yüzden oralarda da bizde de olduğu gibi zehirli atık bile çıkarsa bir fabrikanın kurulması önemli bir gelişme olarak görülüyor.
Anlayanlar da “Şimdi açlıktan öleceğimize 100 yıl sonra dünya yok olsun bize ne, yeter ki eve, çocuğuma ekmek götürebileyim.” diye sesini çıkarmıyor)...

En az 50 yıl oradakileri kötü şartlarda çalışan ve bulunduğu yere zarar veren fabrikalarda çalıştırıp kullandılar, ülkelerini kirlettiler, doğayı öldürdüler ve orada üretilenleri kendi malları olarak dünyaya pazarladılar. (hani bizdeki montaj sanayi gibi, burada yaptır başka ülkeye sat sen ne elini sür ne getir götür pisliği de yapılan yerde kalsın, işçisi ucuz, kârı bol...)

Şimdi ikinci evreye geçildi... Sanayinin bacaları Ortadoğu, Uzakdoğu ve Afrika’da tütüyor. Oradakiler işe uyandı, benzer fabrikalar kurdular, benzer isimle ürünler yapıp dünyadaki büyük ülkelere rakip olmaya başladılar, ama teknolojileri eski teknoloji.

Az gelişmiş ülkeler kömür ve petrol kaynaklı enerji kullanıyorlar ya, şimdi amaç bu ülkeler bu tip üretimi durdursun, gelişmiş ülkelerden rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, hidrojenle çalışan elektrik motorları vs. alsınlar...

Teknoloji yenileninceye kadar da bir 100 yıl daha batı dünyası doğudaki az gelişmişleri sömürsün... 100 yıl sonra da başka bir şey bulunur nasıl olsa... Bundan 100 yıl öncesinde de aynı şekilde ülkeleri işgal edip, insanları esir gibi tarlalarda çalıştırıp hammaddeyi gemilerle, trenlerle kendi ülkelerine taşımadılar mı, aynı şekilde o sistemin faydaları azalınca bugünkü sisteme geçilmedi mi? İşte şimdi de bugünkü sistemi kapatıp bir sonrakini kurmanın zamanı geldi...

İyi de adam durur mu?

Durmaz!

O zaman bunu düşünelim; Nasıl durdururuz?

Lan dünya elden gidiyor diye bütün herkesin beynini yıkayalım, çevre örgütleri, gazete, tv, dergi falan destek olalım (hatta paraya boğalım) yeter ki şu az gelişmiş ülkelerin daha da gelişmesini durduralım...

“E! Biz ne yapacağız, bu ürünleri nasıl yapıp satacağız?” derseler de “Şöyle şöyle teknoloji var bunu kullanacaksınız, biz size satalım. Ya da siz bu teknolojiyi kullanana kadar eski teknolojiyi rafa kaldırın, onları yine biz üretelim.” diyecekler...

Neyse neyse... Konunun çok dışına çıktık ama güzel denilen bir belgesel için niye “beğenmedim” dediğimi de bir şekilde açıklamam lazımdı...

Bunların hiçbirine değinilmeden sırf abartı ile anlatılan felaket senaryolarının bir bölümü doğru gibi olsa da bu kadar suya sabuna dokunmadan her şeyi az gelişmiş ülkelere yüklersen inandırıcılığın kalmadığı gibi haliyle art niyetle yaklaşıp başka şeyler peşinde olduklarını da düşünüyor insan...

Bu tip belgeselleri hiç seyretmediyseniz, bir ön bilgi, hafif orta okul fen bilgisi dersi tekrarı gibi geçen resimlere bakabilirsiniz. Ama ben belgeselleri severim diyorsanız uzak durun derim, içerik sizi kesmez :)