21 Temmuz 2009

Ivanovo detstvo (İvan’ın çocukluğu) [film]

Ünlü yönetmen Tarkovsky’nin ilk uzun filmi olan İvan’ın çocukluğu’nu yüzyıldır (1962 yapımı) duyarım ama bir türlü fırsat bulup da seyredememiştim.

Fırsat bu fırsattır diyerek siyah beyaz savaş filmi olarak bildiğim filmi koyup seyrettim.

Her ne kadar savaş filmiyse de öncelikle savaş filmlerinden alışık olduğumuz dehşet dolu sahnelere hemen hemen hiç girilmemiş ve bu şekilde de savaşın acımasızlığı, anlamsızlığı, insan ruhunda yaptığı tahribat başarıyla vurgulanabilmiş.

Filmin 47 yıl önce çekildiği düşünülürse ve bugünkü filmlerin anlatımıyla karşılaştırmak gerekirse Tarkovsky gerçekten büyük bir iş çıkararak modern sinema anlatımını neredeyse birebir içinde bulunduğu zamana uygulamış... Bence filmin en önemli yanı bu...

O zamanki imkânsızlıkları ve teknolojiyi düşünürsek yapılan iş gerçekten büyük bir takdiri hak ediyor...

Biz gelelim benim gibi sıradan seyirciler için filmin konusuna:

İvan, Almanlarla savaşan Sovyetlerin askeri birliklerine kendi hayatını riske atarak küçük bilgiler taşıyan bir casustur. Vatanı için canını feda etmeye hazır olan bu küçük asker kendi ülkesine savaşta yardım ederek ölen ailesinin intikamını almaya çalışmaktadır...

İvan, kendisini askeri okula göndererek cepheden uzaklaştırmak isteyen albaya bile bozuk atarak “Eğer beni cephe gerisine gönderirseniz oradan kaçıp yine savaşa katılırım” diyecek kadar kendini bu işe adamıştır.

Filmin konusu içinde İvan’ın karşı taraftan bilgi alması için yapacağı yolculuğa çıkmadan önce kaldığı askeri birlikten bir teğmen, bir yüzbaşı ve başka bir iki askeri daha tanıyoruz.

İvan çocuk aklına rağmen büyüklerden öğrenilmiş davranışları taklit ederek vatanı için canını feda eden, ailesinin intikamını almak için ölümü göze alan 12 yaşında sevimli bir çocuktur.

Tarkovsky, konusu bir edebiyat eserinden alınan bu filmi çekerken; bir çocuğun gözünden savaşın anlamsızlığını ve acımasızlığını seyirciye yansıttığı gibi onun hayallerini ve özlemlerini de başarılı bir şekilde aktarmış. (ve tabii ki her ülkenin yaşadığı bir savaş vardır ve o savaşlar sonrasında küçük çocukların bile ne büyük kahramanlıklar yaptığı edebiyat aracılığıyla sonraki kuşaklara vatan sevgisi örneği olarak verilir bunda da biraz arka planda kalmış olsa da yine aslında aynı tema var.)

Neyse işte, film ilerledikçe konu aynı mevzu üzerinde dönüp duruyor, Sovyet askerleri ya saldıracak ya da bir saldırıya karşı koyacaktır ve bir bekleyiş içerisindedir. İvan da bu arada kendi birliğiyle düşmanı ayıran nehri geçmek üzere hazırlıklarını yapmaktadır...

Filmi seyretmemiş olanlar için konuyu daha fazla anlatmam doğru olmaz. O yüzden kısaca devam edip bitiriyorum.

Filmin bundan 47 yıl önce çevrilmiş olmasına rağmen günümüzdeki sinema anlayışına ve anlatım diline yakın olması gerçekten çok ilginç. Sinemayla ilgilenenlerin sinema tarihi içindeki gelişmenin nerelerde hangi dönüm noktalarına uğrayıp nasıl evrildiğini görmeleri açısından görmeleri gereken bir yapım.

Ama “Ben zamana, tekniğe, çekene ve başarılara ödüllere bakmam. Filmi seyrederim, bakalım ne diyor?” derseniz...

Film, o zaman; “Savaş yıllarında anası babası ölmüş bir çocuğun, düşmana karşı intikam duygularıyla küçük bir askeri birlikte geçirdiği günleri ve sonrasını anlatıyor, bunu anlatırken de savaşın saçmalığını kanıksamış insanları gözlerimizin önüne seriyor.” diyerek konu kısmını geçiyorum.

Yalnız savaşın bitimi ve Sovyetlerin Almanya’da Hitler’in karargâhına ve diğer önemli askeri birimlerinin bulunduğu yerlere girmesinin gösterildiği son üç beş dakika gerçekten güzeldi.

Küçük İvan’la ilgili belgeleri tam da orada o anda bulunan eski askeri birlikteki teğmenin tesadüfen bulması biraz gerçekdışı olsa da film konusu itibariyle bir eserden uyarlandığı için pek de yapılacak bir şey yok gibi...

Seyretmeyi düşünenlere ağır tempolu bir film olduğunu belirteyim, bir olay örgüsü üzerine hızla gelişen sahnelerin geçip durduğu sıradan filmler gibi değil. Sıkılabilirsiniz ama kendinizi kaptırınca hele bir de o minik İvan’a acıyıp da içiniz ısınmışsa onun düşleriyle birlikte çocuklarla oyun oynadığı, annesini gördüğü sahneler filmle yoğruldukça seyretmeye devam edeceksiniz...

(tabii filmi seyredecek olanlar için “büyükler tarafından yazılan kitaplarda, çekilen filmlerde kahramanlığın abartılarak savaşta kendini feda etmenin bir erdem olarak gösterilmesi, çocukların ölünce cennete annesinin ve arkadaşlarının yanına gideceğinin vurgulanması gibi) söyleyemediğim şeylerin verdiği sıkıntılar da var ama idare edeceksiniz artık...

Sonuç olarak rastlarsanız bakın, sıkılmazsanız idare eder. Yok ağır anlatımlı psikolojik dramanın ilk örneklerinden birini görüp de ne olacak binlercesini seyrettik derseniz seyretmeseniz de olur. Ne filmmiş be dedirtecek bir şey değil ama yaklaşık 50 yıl öncesi için güzel bir sinema örneğiymiş o kadar...