15 Temmuz 2009

Vals Im Bashir [film]

İnsan, ruhunu etkileyip hayatını alt üst edecek kadar kötü bir olayla karşılaştığında bu olayın yarattığı bunalım ve çöküşü en aza indirmek için yaşadığı olayları unutmaya eğilimlidir. Bunu beynimiz biz istemeden “savunma mekanizması” psikolojisiyle yapar...

Yaşanan kötü olaylar unutulur, günlük yaşama devam edilir... taaa ki o eski yaşanan şeyleri bir şey ya da başka biri hatırlatıncaya kadar...

Animasyon bir film olan Vals Im Bashir (Beşir’le dans) bu konuyu araştıran eski bir İsrail askerinin kendi anılarının peşine düşmesiyle başlıyor.

(Düşünülen şey çizimle anlatılabilmiş ama artık günümüzde o kadar kaliteli animasyonlar var ki bu filmdeki çizim tekniği neredeyse bizim çocukluğumuzdaki çizgiromanların canlandırılması gibi olmuş, detaylar, insan hareketleri vs. genelde başarısız ama yine de etkileyici çizimlerin olduğu sahneler de yok değil...)

20 yıl kadar önce yaşadığı olayları hatırlamakta güçlük çeken filmin kahramanı tek tek eski arkadaşlarını bulup onlara yaşadıklarını, birlikte yaptıklarını sorup geçmişte yaşadıklarını öğrenmek istiyor...

Arkadaşlarını buldukça da öğreniyor, öğrendikçe de kendisi hatırlayıp zaman zaman olayların ayrıntılarını gerek kendi ağzından gerek dönemin televizyon sunucusundan, yetkilisinden ya da olayların şahitlerinden aktarıyor...

Filmin ilerleme ve anlatım mantığı bu. Anlatılan konu ise İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesi ve orada yaşananlar...

19-20 yaşlarındaki gençler dünyadan bi-haber vaziyette askere gelip verilen görevleri yerine getirmeye başlamışlardır...

Herkes bir eğlence havasında gibi ne olup biteceğini bilmeden tanklarda Lübnan’ın içlerine doğru ilerlemekte ve hiç durmadan sağa sola ateş edip durmaktadırlar...

Sonra İsrail her yönden tüm güçleriyle saldırıyı kuvvetlendirip kontrolü eline alır ve istediği bölgeleri tamamen işgal eder...

Bütün bunların gerçekleşmesi için her savaşta olduğu gibi ilerleyen, önüne çıkan engelleri aşan, karşılaştığı çatışmalarda küçük kayıplar da olsa ölüsüyle yaralısıyla düşe kalka devam eden bir askeri birlik olacaktır tabii ki...

Arkadaşlarını dinleyerek eskiden yaşayıp unuttuğu bütün bu olayları tekrar aklının yüzeyine çıkaran filmimizin kahramanı olayları öğrendikçe niye bunları unuttuğunu, unutulan o kötü anların niçin insan psikolojisi tarafından unutulmak zorunda olduğunu da göstermeye başlıyor.

Filmi yapan (ya da yaptıranlar) seyirciye şunu demeye çalışıyor:

"İsrail ordusundaki insanlar da insan evladıdır, onların da bir evi ailesi sevgilisi var, onları bekleyen bir annesi, bir çocuğu var... Bakın onlar da hiç istiyorlar mı bu olayları yaşamayı, savaşa girip çoluk çocuk demeden elini kana bulamayı?"

"Savaş alanlarında sadece düşman değil biz de yaralanıp ölüyoruz, bütün bunlar bize de acı veriyor..."

Bu filmin yapılmasındaki amaç ise şu:

Bize düşman olanları biz zaten uluslararası büyük güçlerin desteğiyle hallediyoruz ama bir yandan da ticaret, bilim, kültür vs. alışverişi yapmamız gereken bizimle hiçbir alıp vereceği olmayan ülkeler var ve onlar da bizden Ortadoğu’daki olaylar yüzünden nefret ediyorlar.

Onları etkilemek için “Bakın biz de üzgünüz keşke olaylar önceden öngörülebilse de yaşadığımız şu kötü olayları daha az hasarla atlatabilsek. Bu olanlar yüzünden herkes çok üzgün...”


Bu mesajı verebilmek için filmin içeriğine yedirdikleri (geri planda bilinçaltına işletilmeye çalışılan) söylemleri ise şu:

Her devleti bir hükümet belli bir süreliğine yönetir ve o hükümetin de yine belli bir süreliğine başındaki adam kimse kararları o alır, olaylarla o ilgilenir...

Bakın; bu Lübnan işgali ve sonunda yaşanan Sabra ve Şatilla katliamları olduğunda Ariel Şaron baştaydı...

O’na (filmde, yaptığı görüşmeyi aktaran kişi bunu bize anlatıyor) telefon edip “Burada insanları çocuk, genç, yaşlı, kadın demeden toplayıp kurşuna diziyorlar hem de bu olaylarla hiç ilgisi olmayan masum insanları.” demiş.

Şaron da “Kendi gözünle gördün mü? Görmedin... Başka şahitler var, olayları yaşayanlar gelip bana anlatıyor diyorsun ama savaş durumunda böyle şeyler olabilir. Ve bilgi verenler tam olarak ne gerçekleştiğini anlayamadığı için yanlış iletebilirler... Siz görevinizi yaptınız, bana bu bilgiyi aktardığınız için teşekkür ederim, tamam şimdi sizden öğrendim.” demiş. Ama gereken araştırma ve müdahaleyi yapmamış...

Yani bu olaylardan; halk, asker, görevli hiçbir insan sorumlu değil baştaki yöneticiler sorumludur. Kendilerine de bazı yanlış bilgiler verilmiş olabilir, o anda savaş var nasıl her şey anlaşılsın ki karışık bir ortam işte...

Ben bu filmle dünyaya karşı yapılan bu “vicdan yıkama” ve kendini ruhen aklama olayını yemiyorum kardeşim... Evet sinema bir sanattır, sanatla bir şeyler aktarmanın bir yoludur ama sinema bu şekilde kullanılınca insan buna sinema değil "yalanlarla dolu propaganda filmi" demek zorunda hissediyor kendini...

Niye ayağında ayakkabı, sofrasında ekmek bile bulunmayan fakir bir halkı delirtecek ve eline silah almak zorunda bırakacak kadar savaşlar çıkarıp, katliamlar yaparak saldırıp durdunuz. Sizden önce Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) diye bir şey mi vardı?

Sonra Lübnan’ı işgal ettiniz.

Söylediğinize göre FKÖ’yü bulup yok edecektiniz.

Ama siz önünüze geleni öldürdünüz, masum insanlara katliam yapılması için Ariel Şaron’un (Lübnan’ın işgali sırasında orada örgütlü olan) Hristiyan Falanjistleri tuttuğunu bütün dünya biliyor. (Belçika’da açılan mahkemede Ariel Şaron’un bu olayla ilgili davası sonucunda Şaron görevinden istifa etmek zorunda kaldı.)

Lübnan’ı işgal et, herkesi öldür... Esir alınanları, sağdan soldan toplananları ve sivil halktan sığınmak zorunda kalanları kamplara doldur. Hepsinin etrafını çevir, İsrail askeri yerleştir ama kapılardan kamyonlarla girip kamptaki masum insanları Hristiyan Falanjistlerin götürmesine ve sokak aralarında evlerde kurşuna dizmesine izin ver...

Bir kişi değil on kişi değil yüz kişi değil, kamyon kamyon insanı kamptan alıp götüren, elini kolunu sallaya sallaya içeri girip çıkan, beraberinde yüzlerce insanı alıp gidebilen ve onları öldürünce tekrar içeri girip yeniden insanları toplamaya başlayan Hristiyan Falanjistlerin böyle davranabilme yetkisini nereden aldığını söyleme ve biz yapmadık onlar yaptı de... (En sonunda gelip de sadece İsrailli bir subayın Hristiyan Falanjistlere "Ateşi kesin!" demesiyle olayların bitip militanların dağılıp evlerine gitmesini nasıl açıklayacaksınız?)

Olmuyor, olmuyor... “İnsanın insana yaptığını” ve “Şu çekilen acıları nasıl durdururuz”u düşünüp bunları dile getirmek lazım...

Dünyadan bi-haber yeni nesil gençliği etkilemek için “Öyle olmadı, böyle oldu... Biz de üzgünüz. Bakın bizim insanımız bu olaylardan vicdan azabı çekiyor. Onların hiçbir suçu yok. Uluslararası ilişkiler ülkeleri bazen böyle şeylere zorluyor. Askerler de emir alıyor ve uyguluyorlar, bizim gençliğimiz de (bunları gördüğü için) çok acı çekiyor.” demek yetmiyor...

Madem siyasi bir mesaj iletmek istiyorsun o zaman gerçekleri araştırıp tarafsız olarak bütün her şeyi doğru anlat...

Sinema ve sanat; yalanlarla kendini savunacağın bir mahkeme değil...

Sonuç olarak film orta kalitede, ilk yarım saat çok sıkıldım... Anlattığı şey tek taraftan olayları bu şekilde görenleri ifade etmenin dışında gerçeklikten uzak... Animasyon sanatı olarak farklı ve başarılı özel bir şeyi yok.

Filmin son bir dakikasında gerçek görüntüler verilince orada öldürülmüş üstüste yatan çocukların cesetlerine dayanamayıp gözünüzdeki yaşlar akmaya başlıyor ve bu filmin tamamı bu şekilde arşiv belgelerinden olsaydı kesinlikle seyredilmezdi iyi ki kötü bir animasyonla vermişler diyorsunuz...

Film çizgifilm gibi sadece çizgilerden oluşuyor olsa da içerik olarak şiddet ve hatta bazı yerlerinde pornografik görüntüler var. (İsrail askerleri Lübnan’ı işgal edince bir grup asker lüks bir villayı ele geçirip içeride dinlenmeye başlar, bir subay evde bulduğu videoda porno film seyrederken seyrettiklerini izleyiciye de “tüm ayrıntılarıyla” gösteriyorlar.) Çocukların seyretmesi sakıncalı...

Sonuçta iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış başka birine başka bir kültüre ait bir fikrin iletilmesidir, onun içindeki yanlışları görerek başka ayrıntıların öğrenilmesine katkısı olabilir. Mesela bu sayede belki de yeryüzünde bir kişi daha hiç haberi olmadığı Sabra ve Şatilla katliamını öğrenmiş oldu.

Siz de bulursanız baştan şöyle bir bakın sıkılmaz da seyredebilirseniz seyredersiniz ama yukarıda yazdığım tarihi siyasi gerçekleri gözönünde bulundurmayı unutmayın.

Bence “sanatsal bir propaganda denemesi”nden başka bir şey olmayan filmi izlemeseniz de olur.
(farkındayım, filmi sinema yapımı olarak değil de bahsettiği şey olarak ele alıp öyle yazdım ama hakkında konuşulmadan geçilemeyecek bir konu değildi. ki filmin de konusu ve amacı bu olaya ait yorumlarla ilgili...)