05 Ağustos 2009

Balkanski spijun (Balkan casusu) [film]

imdb komedi filmleri listesinde 8.4 gibi yüksek bir puanla 14. sırada bulunan filmi merak edip seyrettim...

Evet değişik bir film, kara mizah için güzel bir örnek ama kesinlikle komedi filmi değil, onu en baştan söyleyeyim... (Herhalde komedi ile "kara mizah"ın farklı bir şey olduğunu tam olarak öğrenememişler.)

Film, sıradan bir aile babasının (İlya) seksenli yıllarda çözülmekte olan “Doğu Bloğu”na büyük bir eleştiri getiriyor.

İlya, imkânsızlıklar içinde kötü hayat şartlarıyla mücadele etmesine rağmen devletin dayattığı yönetim şeklini doğru bularak hayat tarzı olarak benimsemiş sıradan bir vatandaş...

Film boyunca, yapılmasını doğru bulduğu şeyleri kendince halletmeye kalkarken yine kendi kendine zarar verip durmakta olan İlya, geçmişte “Doğu Bloğu” tarzı hayatın nasıl bir şey olduğunu başarılı bir şekilde seyirciye aktarıyor...

“Doğu Bloğu” insanının kendi dünyasına bir bakış olarak da değerlendirebileceğimiz film, insanların yaşadığı zaman dilimi değiştikçe o güne kadar kendilerine doğru olarak benimsettirilen mantığın zamanla nasıl bir anlamsızlığa dönüştüğünü de çok güzel bir şekilde gösteriyor...

Balkanski spijun, çekildiği yıla bakarak teknik yeterlilik ve şartlar gözönünde bulundurulursa orta karar sayabileceğimiz bir film... (Bu yapımı komedi olarak algılamak çok yanlış çünkü anlatılan resmen insanların dramından başka bir şey değil...)

Neyse ben yine geleyim filmin konusuna:

İlya uzun yılların ardından emekli olmuş ama yine de çalışmak zorunda olan yaşlı başlı eski tarz bir adamdır.

Karısı ve kızıyla küçük evinde yaşarken karısının zoruyla bahçedeki küçük odayı kiraya vermeye razı olur...

Ve ne olursa da bundan sonra olmaya başlar;

Çünkü kiracıları daha önceden Yugoslavya’dan Fransaya kaçıp giden, sistem biraz yumuşayınca da geri dönen gizemli bir adamdır...

İlya’yı kiracıları hakkında bilgi almak için bir gün karakola çağırırlar ve bazı sorular sorarlar...

İlya daha önceden bir iki kez siyasi olaylara karışmış eski sabıkalılardan olduğu için bu görüşmeden çok etkilenir ve kiracısını gözleyerek (hatta takip ederek) hakkında bilgi toplamaya başlar...

Kiracı aslında masum biridir ama bir yandan da üniversiteden öğretmenlerle, eski arkadaşlarla av partilerinde, operada, otel lobilerinde buluşup durmaktadır...

Bütün bunlardan bir anlam çıkarmaya çalışan ilya, kiracısının casus olduğunu düşünmeye başlar.

Sistemin kendisi üzerinde kullandığı şüphe, ihbar, sorgu ve itiraf yöntemleri İlya’yı bu konularda psikolojik olarak çok hassas davranmaya zorlamaktadır...

Baskı ortamına uyum gösterip bu tarz yaşamı zorunlu olarak kabullenerek sistemin parçası haline gelmiş olan İlya o güne kadar yapılan bütün propagandaları sindirmiş ve koyu bir Stalinci olmuştur...

Kendi bildiğinin dışında farklı yaşayan kim varsa mutlaka ya Kapitalist Batı’nın adamıdır ya da kendi sisteminin düşmanıdır... Bunun dışında kalan ya da ne olduğu belli olmayanlar ise kiracısı gibi mutlaka casustur...

İşte bu fikirlere sahip bir eski tüfek komünistin yaşadığı (daha doğrusu kendisinin bile kabul edemediği boşa geçen) hayatı anlamlandırabilmesi için eskiden yapılan tüm özgürlük kısıtlamalarının ne kadar yerinde olduğunu (her şeyden önce kendisine) gösterebilmesi gerekmektedir.

Bunun ispatı da hâlâ “Doğu Bloğu” ülkelerine “düşman” olan başka ülkelerin varlığını doğrulamaktan geçmektedir.

İlya;

“..........Biz doğru yapıp onların tekerlerine çomak soktuğumuz ve onları uluslararası yarışta geçtiğimiz için bizi içten yıkmaya çalışıyorlar, bunun için de ellerinden geleni ardına koymayacaklardır. O yüzden bize zarar vermek isteyen casuslar her yeri sarmışlar..........”

mantığıyla düşünmektedir. Çünkü bu doğrulanırsa, bugüne kadar çektiği sıkıntıların bir anlamı olacak, bütün zorluklar vatanı kurtarmak için düşmana karşı mücadele yüzünden çekilmiş böylece kendi hayatı da bir anlam kazanmış olacaktır...

Yoksa her şey "büyük bir yalan için boşu boşuna bütün hayatını çöpe atmak" anlamına gelecektir...

O yüzden bu kiracının bir casus olduğunu ispat etmek zorundadır...

Filmde o devrin ekonomik zorluklarını gösteren, iş bulamama, tüketim malzemesi yokluğu, fiyatların yüksek olması vs. gibi bir sürü ayrıntı geri planda detay olarak yer alıyor...

Kimi yeri abartılı ve çocukça olsa da yine de seyredilebilir seviyede bir film. Arayın bulun seyredin denilecek bir film değil ama rastlanırsa sıkılmadan seyredebilirsiniz...

Tabii ki bu dediğim 30 yaş üzeri insanlar için geçerli yoksa şu anda haritalardan bile kalkmış eski bir ülkenin eski sosyalist devlet yönetimini yeni nesil nereden bilsin nesini merak edip nesini seyredip anlasın?

Sonuç olarak; anlatımı hafif ve tiyatro oyunu gibi çok sıradan bir akışı var. Eski dönem “Doğu Bloğu” insanının yeni tarz yaşama geçilince nasıl harcandığını hayatların nasıl boş yere baskıyla yok edildiğini göstermesi açısından etkileyici...

Ama mükemmel ve olağanüstü harika bir sinema başyapıtı değil... Zaten tahminim bu filmi seyreden 100 kişiden en fazla 10 kişisi büyük bir beğeniyle çok güzeldi diyebilir diğerleri benim gibi vasat bulacaktır...

70 kuşağının ilgi gösterebileceği bu filmi rastlarsanız seyredebilirsiniz. Ama ille de bulacağım diye aranacak bir özelliği de yok... Şimdiki dünyadan çok uzak olsa da "geçmişi anlatan ve geçmişte kalmış" ama yine de bazı dersler çıkarılabilecek bir film olduğunu belirtmek lazım...