12 Ağustos 2009

Gemileri karadan götürenler...

İstanbul’un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürüttüğünü bilmeyen yoktur ama tarihte gemileri karadan yürüterek “savunma”yı aşan ilk o değilmiş...

Daha önceden de bir iki yerde okumuştum ama ne isim ne tarih kalmış aklımda... Geçenlerde tekrar karşılaşınca yine dikkatimi çekti... Bu sefer araştırayım dedim ve bildiğimin dışında öncesinden de öncesi olduğunu öğrendim :)

İstanbul daha önceden de defalarca Ruslar, İranlılar, Sırplar, Avarlar, Bulgarlar ve hatta Kıpçaklar tarafından kuşatılmış... Her seferinde de bir şekilde Bizans gerek şans eseri hava şartları sayesinde gerek yenilmek üzereyken (büyük tavizler verilerek) yapılan anlaşmalarla kurtulmuş...

İstanbul’un Türkler tarafından fethinden 500 yıl önce de Bizans o bölge için kilit konumda cazibeli bir yerdi.

Gelelim karadan gemi yürütenlere...

626 yılında Avarlar ve Slavlar, Bizans’ın kapısına dayanırlar dayanmasına ama o zaman için Haliç’ten içeri girip şehrin merkezine sızmak imkânsızdır. İşte o zaman yapılan planla gemiler karadan yürütülerek Haliç’teki savunma aşılır ama bu sefer de içeride bekleyen Bizans’ın büyük gemileri gelen istilacıları savuşturur ve kuşatma sonundaki saldırı başarısızlığa uğrar...

Aradan zaman geçer (yaklaşık 300 yıl sonra) Rus Prensi Oleg orası senin burası benim diye diye Bizans’ın sınırlarını aşıp şehrin merkezindeki surlara kadar gelir, tarih 907’dir...

Bundan sonrası daha da zordur. Haliç’in girişi gemilerin geçmesini engellemek için zincir çekilerek kapatılmıştır ve Rus Prensi Oleg buraya kadar gelip de geri dönmek niyetinde değildir...

Oleg, Bizans Kralı Leo’aya teslim olması halinde hiçbir yere ve hiç kimseye zarar verilmeyeceğini söyler ama Bizans kralı bunu kabul etmez...

Bunun üzerine gemilerine tekerlek taktırıp yelken açtırarak uygun rüzgârı bekleyen Oleg zamanı gelince harekete geçer ve gemileri resmen karadan geçirerek şehre girer...

İçeride belli bir oranda savunmayla karşılaşsa da yanında getirdiği Slav, Hırvat ve benzeri tüm ulusların adamlarından (hatta bu savaşçıların aralarında Türk olanların da bulunduğu söylenir) kurulu savaşçıları direnişi kısa sürede bitirir ve şehir tamamen ele geçirilerek Bizans esir alınır...

Her bir gemi ile adam için ayrı ayrı savaş tazminatı talep eden Oleg, Bizans’a ağır bir barış anlaşması imzalattırarak büyük bir zafer elde eder ve kazanılan zaferin işareti olarak da kendi kalkanını şehrin kapısına asarak geri döner...

Demek ki tarih gerçekten tekrar ediyormuş... Bu olayların en ilginç yanı ise bu kadar yer varken bu kadar uzun aralıklarla aynı yerin aynı şekilde aşılmaya çalışılması ve bu yöntemin tarih içinde başka bir yeri ele geçirirken değil de her seferinde İstanbul için kullanılmış olması...

(Oleg'i şehrin kapısına kalkanını astırırken gösteren konunun başındaki bu tabloyu Ressam Fyodor Bruni yapmış.)