13 Ekim 2009

Issız adam [film]

...ve Türk Sineması ayrıntıyı keşfetti...

Aslında bu cümleyi mi yoksa “..ve Türk Sineması diyaloğu keşfetti...”yi mi yazmak lazım bilemedim ama ikisi de doğru ve geçerli...

Güncel ve popüler filmleri pek takip etmem ama çok methettikleri için uzun bir süredir Issız adam filmini seyretmeyi düşünüyordum. Bir fırsat yaratıp dün akşam seyredebildim. Biraz uykusuz kaldım ama inanın buna değdi...

Çağan Irmak yaptığı filmle ne kadar övünse azdır... Bir yerli filmin bu kadar güzel olabileceğini görmek beni çok mutlu etti. Fazla karmaşık olmayan, sade ama kaliteli ve evrensel bir yapım olmuş...

Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki doku, dar sokaklı İtalyan aşk filmlerinin ortamını çağrıştırsa da film romantizm olarak hiç de onlardan aşağı kalmıyor. Sonuçta aşk evrensel bir duygu ve yeri zamanı yok...

Bir iki bir şey yazdım, bir iki şey daha yazacağım ama en başta şunu söylemek istiyorum; 20 tane ayrı, seçilmiş Avrupa filminin yanına “Al kardeş şunu da koy bak biz Türkler de aşk filmi yapabiliyoruz” diyerek “Issız adam”ı gururla koyabiliriz.

Gerek ayrıntılarla bezenmiş karakterlerin davranışları, gerek (bazı yerlerde mono özel efektli) diyaloglar ile açığa çıkarılan psikoloji tam anlamıyla filmi bir sanat eseri yapmış.

Filmde gözden kaçan bir iki teknik ayrıntı yok değil ama yine de her şey yerli yerindeydi, hiçbir şey pattadanak birden olmuyor. Senaryo ve kurgu sağlam...

....................................................

Yeri gelmişken en çok dikkatimi çeken iki teknik detayı da yazayım;

Filmin girişinde adam plağı koyuyor dinliyoruz ama çalan kayıtta radyodan alışık olduğumuz sunucu anonsu “bir zamanlar...” araya giriyor. Yani nostalji cdleri çalan radyolardan yapılan m3 kaydını alıp aynen filme koymuşlar, buna dikkat edilmeliydi.

Filmin ilerleyen bölümlerinde adam sevgilisinin yanından kalkıp sokağa çıkıyor. Başka bir kadına gidiyor ama içeri girmeden dönüp dışarı çıkıyor. Apartmandan çıkınca orada bir etki yaratmak için adam olduğu yerde yürüyor ve bu görüntü bina ile özel bir etki yaratıyor ama bu efekti iyi becerememişler tekrar ve gelgit işi bozmuş gibi... teknik ayrıntılar o kadar da önemli değil ama insanın dikkatini dağıtıyor işte...

İçerik olarak şahsi düşüncelerimden dolayı eleştirebileceğim yerler ise sadece beni ilgilendireceği için filmi bağlamayacaktır...

...................................................

Neyse gelelim filme...

30’lu yaşlarda, taşra kökenli ama kendisini yetiştirip belli bir yere gelmiş genç bir adam... Para derdi yok... Mersin’de babasının sattığı tarlaların parasıyla İstanbul’da küçük bir restoran açmış... kendi başına yaşayıp gidiyor.

Ve köyden gelen hemen hemen herkes gibi İstanbul’u açık bir genelev olarak hayal etmiş olmalı ki işine gücüne koşacağı yerde maddi sıkıntısı kalmayınca kendisini kadına kıza vurmuş...

Filmin kahramanı olan “Issız adam”a biraz bakınca;

Aşkı mı arıyor? Hayır...
Aradığı cinsellik mi?
Bence ona da “hayır” diyen bir karakteri var...

Adam sadece o gizli gizli gidip iş bitirmelerin, evli olunca saygı duyulacağını düşündüğü ailenin parçası olan eş’e kadın’a yapamayacağı türde yasak yatak muhabbetlerinin heyecanını istiyor ve kendisini bu tür ilişkiler sayesinde özgür hissediyor o kadar...

Issız adam ilişkiden ilişkiye koşarken bir gün karşısına biri çıkıyor. Kız kendisini biraz zorluyor ama sonunda onunla da aşk yaşıyor hem de hiç deneyimlemediği doğal saf duygusal bir cinsel ilişki eşliğinde...

Adam kadına, kadın adama aşık... Şu anda her şey mükemmel ama adamı sıkan bir şeyler oluyor bu duygu acaba evlilikten, aileden, nikahtan korkma mı yoksa özgürlüğünün elinden gideceğinin telaşı mı artık orası biraz ikisi bir arada gibi olmuş ve bence de filmin tamamında bu duygu iyi verilmiş...

Olağanüstü efektler, kaçıp kovalamacalar, patlamalar, araba takipleri, silahlar olmadan yapılmış ve yine de sonuna kadar tüm ayrıntılarıyla seyirciyi konuya bağlayabilmiş olmaları filmi kaliteli yapan en büyük etken.

Film resmen insanı duygusal olarak etkisine almayı başarıyor... açıkçası etkileyici bir Ahmet Selçuk İlkan şiiri gibi gözümüzün önünde yaşanan aşkın acısı bize de etki ediyor...

Böyle filmler görmek ümidiyle “Issız adam”a emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Film, evrensel sinema sektörü için olağanüstü bir etki yapacak kadar mükemmel olmayabilir ama dünyanın neresinde olursa olsun aşk adamı çarpar diye düşünen herkesi etkileyecektir :)

Sinemada para verip seyretseydim verdiğim paraya helal olsun derdim o yüzden Çağan Irmak’a bir sinema bileti borcum olsun :)

(Film aşkın cinsellik boyutunu ve cinsellikle kaçış, cinsellikle bağlanma gibi önemli detayları da içeriyor. Mesela Issız adam serbestçe elde ettiği cinsel ilişkilerinde biraz saldırgan ve şiddet uygulayan biriyken aşık olduğu kadın ona şefkatle yaklaşmasını, karşısındakini hissetmesini öğretiyor ve adamın neler(!) hissettiğini de yüz ifadeleriyle de olsa anlatmaya çalışıyorlar... Bu yüzden filmdekiler gerçekten bunu anlatabilmek için yani neredeyse sayılı filmde yer alan “sanat için” soyunmuşlar... Ne kadının memesi ne adamın poposu görünüyor ama yine de yatak sahneleri küçükler için pek de uygun değil. Koyup da ailecek cümbür cemaat seyredebileceğiniz bir film değil sizin anlayacağınız...)

Fazla uzatmadan size sonuç olarak, eğer izlemediyseniz izleyin, elinizde yoksa korsan morsan fark etmez gidin filmi bir yerlerden bulun diyorum... Adam anlatmak istediği şeyi anlatmış...

(Filmi seyredip de etkilenmezseniz içinizdeki romantizmin seviyesi için lütfen beni değil kendinizi sorgulayın diyerek bu filmin fazla ayrıntısına girmeden konuyu burada bitiriyorum:) )