06 Ekim 2009

Three Burials of Melquiades Estrada [film]

Cannes Film Festivali'nde 'En İyi Senaryo' ve 'En İyi Erkek Oyuncu' ödüllerini almış olan filmin bizdeki ismi “Üç defin”...

Senarist Guillermo Arriaga daha önceden biraz sükse yapmış olan Amores perros, 21 Grams ve Babel gibi filmlerin de senaryo yazarı olduğu için film en baştan ilgimi çekti. (tabii ki Tommy Lee Jones da ayrı bir nedendi)...

Ağır tempolu bir film olduğunu şimdiden belirteyim ve sanki biraz Avrupa bağımsız filmlerine özenip de konuyu gereğinden fazla uzatmışlar gibi de geliyor ama neyse. Bu yüzden hızlı akan filmlere alışık olanlara sıkıcı gelebilir diyerek bu bölümü geçeyim... [ Film çok uzun bari ben kısa keseyim :) ]

[Film, senaryo olarak konunun sonunu merak ettirmekten çok konu içindeki gidişat ve ayrıntılar üzerine kurulu bir “karakter” filmi.”

Filmin kurgusu; önce bir noktaya odaklanmışken geri dönüşler yaparak meselenin öncesi hakkında seyirciye bilgi verirken, filmin yarısından sonraki kısmında bu ileri geri gidişler çok fazla karışıklık yaratmasın diye neredeyse hiç kullanılmıyor. Bu şekilde sanki “Yaptık bir kere ama pek de iyi olmadı, bari bundan sonra pek kurcalamayalım.” demişler gibi duruyor...

Neyse işte; Gelelim filmin konusuna...
Amerika – Meksika sınırında kaçak geçişleri engellemek için kurulmuş özel bir devriye birimi var. Bu sınır devriyesine birgün yeni bir memur gelir... Bu adam biraz sinirli, biraz sert ve eşine bile kaba davranan biri.

(Filmde dört-beş karakter ön planda ama esas ana karakterler; yukarıda bahsettiğim sınır devriyesi ile o civarda çiftliği alan başka bir adam...)

Çiftliği olan adam, birgün Meksika’dan kaçak gelen birine çiftliğinde iş veriyor... Daha sonra bu “kaçak” ile çiftliğin sahibi iyi iki dost oluyorlar...

Meksikalı kaçak birgün, yanında çalıştığı adama “Ben ölürsem beni Meksika’ya köyüme, karıma götür.” diye vasiyet ediyor.

Ve birgün o gün geliyor...

Sınır devriyesi (Amerikan kırosu) birgün çevreyi dolaşırken bir silah sesi duyar ve o yöne doğru ateş eder. Ateş eden adam bizim kaçak Meksikalıdır ve çiftlikteki hayvanların yanına gelen bir tilkiyi vurmaya çalışıyordur ama sınır devriyesi bunu anlamayarak adama ateş edip vurur...

Meksikalıyı apar topar gömerler ve uyduruktan bir rapor tutarlar... (burada araya girip senaryonun gerçekte böyle bir haberden yola çıkarak yazıldığını da belirteyim)

Fakat bu ölen Meksikalının arkadaşı yani çiftlik sahibi olan adam olayı araştırmaya başlar...
Polis olayda hiç hassasiyet göstermemektedir, hatta bir şekilde soruşturmaya bile gerek duymazlar ama çiftlik sahibinin baskıları karşısında isteksiz de olsa biraz ilgilenirler.

Fakat bu yetersizdir ve çiftlik sahibi, arkadaşını vuran adamı bulmak için çalışmalara başlar...

Yaptığı araştırma ve çevrede takıldığı yerlerde duyduğu ufak dedikodular kendisini bir isme götürür; bu isim yeni gelen devriye olan kıro tiptir ve adam da onun evini basıp devriyeyi ölen arkadaşının mezarına götürür... Ceseti çıkarttırır...

Çiftlik sahibi, polisin sağlayamadığı adaleti kendince sağlayabilmek için katil olan adamı ve ceseti yanına alıp Meksika sınırını geçerler...

Buraya kadar film bir ileri gidiyor bir geri geliyor, bir ayrıntıya takılıyor bir olayların ilişkisini kuralım diye eski ilişkileri gösteriyor falan ama bundan sonra gidişat değişiyor ve zorlu bir Meksika yolculuğu anlatılmaya başlanıyor...

Meksika sınırını geçmek istemeyen devriye olayı kabul eder ve pişmanlık duyduğunu söyler, gerçekten de adam korkusundan istemeyerek böyle bir kazaya sebep olmuştur ama bizim çiftlik sahibi bununla yetinmeyecektir...

Amacı, Meksikalı dostunun cenazesini (bir süre sonra cenazeden başka her şeye benzeyecek) söz verdiği gibi köyüne, karısına götürmektir bu arada da sınır devriyesi kıronun ruhunu inceltip, yaptığının ne kadar kötü olduğunu göstermek isteyecektir...

Film işte böyle açılıyor, böyle gelişiyor... (Ben yazarken bile fenalıklar geçirdim artık gerisini varın siz düşünün...)

Güya film karakter filmi ya, bütün ayrıntıları işleyelim ki karakterler güçlü olsun demişler. O yüzden de olayın dramatik yanını vurgulamak için gösterilen ayrıntıları işleye işleye de bir hal olmuşlar...

Mesela tek bir örnek; yol zaten zorlu bir yol, verdin gösterdin, anladık... Daha artık atlar çıkıyor, kayıyor falan hatta atın biri uçurumdan düşüyor... yani şimdi orada daha at aşağıya uçarken taaaa sonuna kadar ne diye gösteriyorsun anladık yahu!

Yok efendim yolda yaşlı bir kör adamla karşılaşıyorlar... adam bunlara yemek veriyor konuşuyorlar falan. Sonra bunlar gidince tekrar zaman geçiyor polis gelip adamı buluyor adam buraya kimse gelmedi diyor. Yani bak bak bak ne insanlar var görüyor musun nasıl da yardım ediyor falan diye iyice olayın yönü sağa sola anlamsızca sapıyor ama olsun işte ayrıntı olsun torba dolsun...

Neyse ne... “Hassas düşünmekten ve duygusallıktan uzak” Amerikalılar için “dostluk”, “söz verme”, “pişmanlık”, vs. gibi ikili ilişkilerde Doğu insanının içinde taşığıdı bazı vasıfları anlatmaya çalışan film belli bir konuyu ilginç ayrıntılarla süsleyip klasik bir filmi uzatıp durmaktan öteye gidememiş...

Haaa, benim vaktim var ilginçmiş şimdi arkadaş cd’sini getirdi dur seyredeyim bari derseniz seyredin ama pek öyle bahsedildiği kadar da ahım şahım bir şey değil onu da söyleyeyim... Bir yerden sonra gerçekten ne olup bittiği belli... Sırf buraya kadar seyrettik bari sonuna da bakalım diye seyrettim... ben sıkıldım siz de sıkılırsınız...

Bir de gerçekten bir iki açık sahnesi ile şiddet öğelerinin gösterildiği sahneler 16 yaşından küçük çocuklara göre değil o uyarıyı da yapayım... Siz kendiniz ister seyredin ister seyretmeyin... Ben beğenmedim ve hiç kimseye de (bazen olduğu gibi) “Abicim akşam bir film seyrettim....” diye başlayan bir cümle kurmadım...

Kötü değil ama pek iyi de değil sizin anlayacağınız... Cüneyt Arkın için intikam dolu bir macera yazılsa ama bu 2000’li yılların kovboy özentisi bir yol filmini modernize ederek düzenlense ve biraz da profesyoneller işin içine girip olayı kes-biçle sanatsal(!) hale getirmeye çalışsalar işte böyle bir şey olurdu.

O kadar vakte yazık... Seyretmeyin diyorum, kalıcı bir etkisi olacağını sanmıyorum.