14 Kasım 2009

İngiltere, Çanakkale Savaşı, aseton ve İsrail...

Sevgili karelidefter okurları...

Yine uzun ve tarihle ilgili ayrıntı dolu bir yazıya giriştim... Ama inanın bu tip konulara meraklıysanız okuduğunuza değecek...

Bir dakikada okuduğunuz kısacık bir yazı, öğrendiğiniz bütün her şeye takla attırıp tarih ile ilgili öğretilen birçok şeyi yeniden gözden geçirmenize neden olabiliyor...

Bir yerde rastladım okudum araştırdım... Sonra konu konuyu açtı, fikirler birbirini takip etti...

[Ben uzman bir tarihçi değilim (tarihçi de değilim tabii ki) ama okuduklarını değerlendirip bunlardan da yeni bir şey oluşturabilecek kadar sıradan bir zekâya da sahibim sonuçta...]

Amacım hiçbir tarafı yaralamak ya da karalamak, sahte bilgilerle gerçekleri saptırmak değil... Benimkisi bir fikir sadece... Acaba mı dedim, bir de siz düşünün diye de işte karelidefter’e yazıyorum.

I. Dünya Savaşı
’nda Almanlar İngilizlerle savaşıyorlar...

İngilizlerin dünyanın her yerinde sömürgesi var.

İngilizler genel olarak her zaman uyguladıkları sistemle; Savaştığı yerlere sömürgelerinden insanları toplayıp toplayıp getiriyor ve düşmanın üzerine salıveriyorlar...

Almanlar bu konuda o kadar güçlü değiller. Birebir kendileri ya da yanına çekebildiği birkaç ülkenin (Avusturya-Macaristan, Bulgaristan, Osmanlı İmparatorluğu) askeri direkt olarak savaşa girmek zorunda...

Osmanlı Ordusu’nun modernleştirilmesi ve yeniden yapılandırılmasında Alman generalleriyle yapılan ortak çalışmaların da etkisiyle... Geçmişten gelen bağları ile Almanlar Osmanlı ile bir hayli işbirliği içindeler...

Almanların amacı;

Askeri güç olarak Osmanlı’yı İngilizlerin üzerine sürüp kendisini Batı Cephesi’nde biraz daha rahatlatmak...

Yani “Alman askeri öleceğine” çeşitli cephelerde İngilizlerin karşısına çıkıp savaşacak olan “Osmanlı’nın askeri ölsün” mantığındalar...

(Ki bunu uyguladıkları zaman Osmanlı Ordusu’nun kumandanı bir Alman; yani Türk Ordusu’nun başında bir Alman’ın bulunduğu zamanlar...)

İşte bu şekilde bir acayip karşıtlıklar ve birliktelikler içinde savaş devam ederken Almanlar Osmanlı askerini kendi askeri gibi emredip Süveyş Kanalı’na sürüyorlar...

Görünen neden;
Osmanlı, İngilizlerin aldığı Mısır’ı geri alsın ve Mısır da kurtulunca Osmanlı’yla birlikte İngilizlere karşı savaşsın...

[“Zaten İngilizlere yenilmiş olan Mısır, bir de esir halden kurtulup İngilizleri nasıl yensin?(Almanlar ve Osmanlı bir araya geldiğinde bile yenemezken)” diye düşünen yok tabii...]

Oysa ki gerçek neden;
Osmanlı’ya, Süveyş Kanalı’nı işgal ettirip İngilizlerin kısa yoldan Akdeniz’e ulaşmasını engellemek...

Çünkü;
İngilizler uzak sömürgelerden getirip de Almanların karşısına attığı askeri Süveyş Kanalı’ndan geçiremezse bütün Afrika’yı dolaşmak zorunda kalacak...

Bu da çok büyük zaman ve para kaybı anlamına geleceği için (hele savaş zamanı ve hele bir de tek bir adamın bile zamanında yerine gidememesinin çok büyük şeylere mal olması demekken) İngilizler kanalda canla başla savaşmak mecburiyetinde kalacaktır...

(Almanlar bu taktiklerinde başarılı olamasalar bile orada çıkacak savaş sayesinde İngilizlerin o bölgede asker tutmalarına neden olacaklardır ki bu da geçerli bir sebeptir.)

Buraya kadarı teori...

Bundan sonrasını kronoloji anlatsın;

15 Ocak 1915’te Osmanlı 4. Harekât Ordusu Komutanı Cemal Paşa 20.000 kişilik kuvvetle harekâta başladı...

3 Şubat 1915’te Kanal’a fiilen taarruz geçtiler...

15 Şubat 1915’te Cemal Paşa girişilen harekâtın güçlüğünü anlayınca askerin gereksiz yere ölmesine göz yummak istemedi ve Gazze Hattı’na geri çekilip mevzilendiler...

19 Şubat 1915 İngiliz donanması Çanakkale’de saldırıya geçti...
(18 Mart'ta karaya çıktılar)

Yani İngilizler, “Almanların direktifleriyle hareket eden Osmanlı’yı” tamamen devre dışı bırakmak için karşı saldırıya geçmiş olabilirler mi?

Hatta; yoksa...
Hep öğretildiği gibi bu “Hain düşman” bize hiçbir sebep yokken ülkemizi parçalamak için gelmedi de; ilk biz onlara saldırdık diye mi Çanakkale’ye saldırmaya kalktı?

Eveeet... Şimdi...

Bunları okudum, araştırdım, düşündüm yazdım ettim amaaa...

Bu konular hakkında bilgisine güvendiğim birine (Sayın Yetkin İşcen’e) de sormadan bu şekilde bir yazı nasıl olur da yayınlanır diye tereddüt de etmedim değil...

Yazıyı Yetkin Bey’e gönderdim... Sonra sağ olsun kendisiyle konu hakkında karşılıklı yazıştık...

Benim fikren bulup çıkardığım teoriye bir şey demedi ama kendisi bu konularda o kadar çok yazı okumuş ve yazmış biri olduğu için konuyla ilgili verdiği ayrıntılar bir hayli ilginçti...

Buraya o ayrıntıları da (karşılıklı konuştuğumuz akış mantığı sırasına göre) yazmazsam içim rahat etmez :)

Evet, Almanlar İngilizlere karşı savaşıyorlar...

İngilizler ve Ruslar aynı taraftalar...

Almanlara karşı Rusların daha güçlü saldırması gerekiyor ama Almanlar Osmanlı’yı Rusya’nın üzerine de sürmüş, amaç aynı; Ruslara Doğu Cephesi açtırıp Rus askerini oraya bağlamak...

Ruslar bu durumdan şikâyetçi... Askerini çekse Osmanlı ilerleyecek, çekmese Batı Cephesi’ne istediği kadar asker gönderemiyor...

Ruslar bu yüzden İngilizlerden yardım isteyerek Çanakkale’ye saldırı yapılmasını beklemeye başlıyorlar...

İngilizler de saldıracak ama gereksiz yere de cephe açıp kuvvetini bölmek de istemiyor...

“İngilizler de saldıracak...” dedim ama orayı biraz açayım.

Rusların tahıl yüklü gemileri Karadeniz’den çıkamıyor aylarca beklemede, sıkışmış kalmış.

Buğday yüklü Rus gemilerinin savaş halinde olduğu Osmanlı’nın “Boğazlar”ından geçmesi mümkün değil.

Fakat bir yandan da bu gemilerdeki tahıllar İngilizlere acilen lazım... Çünkü İngilizler ekmek yapmaya bile buğday bulamıyorlar ve daha da önemlisi buğdaydan aseton yapıyorlar.

Bu aseton da İngiliz donanma topçusunun mermilerindeki barutta kullanılıyor. Barut bu şekilde hazırlanınca etkisi iki misli artıyor ayrıca duman da çıkarmıyor. (Duman çıkarmaması da top atışının yapıldığı yerin belirlenmesini zorlaştırdığı için ayrıca önemliydi...) Böyle bir şey de haliyle savaş sırasında hayati önem taşıyor...

Ama buğday ithalatı durunca İngiltere sıkıntıya düşüyor ve o da bir şekilde bu sorunu çözmek için boğazları açıp Rus gemilerinin gelmesini sağlamanın yollarını arıyor...

Tabii ki tek çözüm oraya saldırıp ele geçirdikten sonra boğazları denetim altına almak ama aynen Rusların doğuda cepheye asker bağladıkları gibi buraya da cephe açıp kuvvetini bölmek istemiyor...

Taaa ki Almanlar en başta anlattığım gibi Osmanlı’yı Süveyş Kanalı’na İngilizlerin üstüne sürünceye kadar...

Bu İngilizler için bir kırılma noktası olmalı ki Osmanlı’ya açılacak yeni cephenin yeri de cevaben (kendi çıkarlarına da uygun olarak) Çanakkale oluyor...

Notlar:
Buğday sıkıntısı çekilip de aseton ihtiyacı karşılanamadığı zaman Yahudi Kimyager Chaim Weizmann çalışmaları sonucunda atkestanesi'nden nişasta elde edip yapay aseton yapmayı başarıyor... (Kestaneden yapay aseton yapılması üzerine İngiltere’de bütün okul çocukları her gün sokaklardan kestane toplamak için seferber olmuşlar, bu da ayrı bir ayrıntı...)

Chaim Weizmann daha sonradan İngiliz Kraliyet Deniz Kuvvetleri Laboratuarı’nın Başına getirilmiş...

Daha da ilginç olanı Weizmann’ın İngiltere’nin savaştaki ateş gücüne büyük katkı sağlaması karşılık bulmuş ve ödüllendirilmiş.

Ödül töreninde “Dile İngiltere’den ne dilersen...” diyen Başbakana Weizmann da “Halkım için bir vatan” cevabını vermiş... (Bu vatan’ın yani İsrail’in nerede kurulacağına da 2 Kasım 1917’de yapılan Balfour Deklarasyonu’nda karar verilmiş. Aradan geçen uzun yıllardan sonra İsrail Devleti kurulmuş ve ülkenin ilk cumhurbaşkanı da Weizmann olmuş)

Weizmann, aseton ve asetonun kimyasal olarak barut yapımındaki önemiyle ilgili daha da ayrıntılı bilgi için http://www.gallipoli-1915.org/gaz.htm linkinden ulaşabileceğiniz “Çanakkale Savaşları’nda Kimyasal Gaz Kullanıldı mı” başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz...

Katkılarından ve gösterdiği ilgiden dolayı sayın Yetkin İşcen’e sonsuz teşekkürler...