15 Kasım 2009

Miss Platnum - The Sweetest Hangover

Ne diyeyim nasıl başlayayım bilmiyorum, kadının yaptığı müzik karışık, hayatı karışık, hakkındaki bilgiler karışık... Ama yazmam lazım, ben dinledim beğendim siz de dinleyip beğenirsiniz belki :)

Romanya asıllı bir Alman olan Miss Platnum da yaptığı müzik gibi kozmopolit biri :) bu yüzden sahip olduğu müzik kültürünü Avrupalı bir göçmen olarak tüm dünyaya duyurabilmek için çok çalışmış...

Miss Platnum’un gerçek adı Ruth Maria Renner ve aslında Platnum da kurucusu olduğu müzik grubunun adı ama daha sonradan grubun ismiyle özdeşleşip Miss Platnum olarak anılmaya başlamış...

Miss Platnum, Romanya’dan Almanya’ya göçmen olarak geldikten sonra Berlin Rhythm and Blues community’de müzik eğitimi alıp Moabeat’in arka vokallerinde de söylemiş...

Rock me isimli 2005’te yayınlanan ilk albümünden sonra daha da profesyonelleşen Miss Platnum, Romanya’yı da unutmamış ve buradaki sanatçılarla da çeşitli çalışmalar yapmış.

Boban ve Marko Markovic’le çalışarak (Balkan müziği formlarının ana temasını oluşturan) nefesli sazları elektronik seslerle mükemmel bir uyumla birleştiren sanatçının (her ne kadar kendisini etnik bir şarkıcı olarak görmese de) müziğindeki Balkan etkisini hissediyorsunuz...

Bu Miss Platnum’um üçüncü albümü olmasına rağmen yine de bir geçiş albümü olarak da görülebilir çünkü ben Platnum’um bir sonraki albümünde Pop ve elektronik efektlerin daha fazla kullanılacağını (Miss Platnum’un da kendi çizgisine oturacağını) düşünüyorum...

Neyse, müzik yüzlerce sayfa da anlatılsa yine de dinlemenin yerini tutmaz o yüzden dinlemeye başlayalım :)

Albümün giriş parçası olan “Why did you do it” hareketli başlangıcı ve değişken formuyla açılış için uygun bir şarkı olmuş... Dinle dinle yine de insan sıkılmıyor, güzel parça :)

“She moved in”deki Santogold’vari vokal girişi piyasanın sanatçı tarafından ne kadar yakından takip edildiğinin de bir ispatı...

“Bollywood movie” Hint motifleri ile işlenmiş brass-hip hop gibi karışık ve yeni bir deneme için başarılı sayılır...

“The long goodbye”daki Emir Kusturica filmleri etkisi ritmlerle geri plandan öne doğru çıktıkça Miss Platnum’um sesindeki buğu da daha fazla belli olmaya başlıyor... Bu etkinin tam bir Goran Bregoviç havası yaratmasını ise bir sonraki “Babooshka” isimli parçada görüyoruz... Ama hiç çaktırmadan elektronik altyapı ile nefesli sazların çok sesliliği o kadar güzel bir araya getirilmiş ki insan dinlemeye doyamıyor...

Beni vuran parça ise “I’m broke” oldu... Her ne kadar albümün bütünü içinde özel bir tarz (ama gerçekten çok zor bir tarz) yaratılmaya çalışılsa da bazı parçalarda her şey yerli yerinde olmasına rağmen yine de sanki bir “ruh” bir “melankoli” eksikliği var gibiydi. Bu parçada da öyle bir etki var ki bütün albüme gereken melankolinin tamamı sanki bu parçadan yayılıyor gibi... Defalarca dinledim ve hâlâ da bıkmadım...

“Fakebling” ağır bir “hip hop-break tone-club” karışımı olmuş ve Miss Platnum bu parçayı da nefesli sazların Balkan esintileriyle süslemesini iyi becermiş... Bu kadar değişik tarzın tek bir potada eritilip de kulağa hoş gelecek şekilde düzenlenmesi bu şarkıları söylemekten daha zor bir iş, kadın gerçekten başarılı :)

İşte beni delirten ikinci parça; “If you were mine” Biraz 007 heyecanı biraz Brodway tarzı ritmler biraz aralara La Roux soundu vokal ve en önemlisi müzikallerin vaz geçilmezi trompet, trombon gibi orkestral müzik aletlerinin Balkan tarzıyla karışık ikili stilde karşılıklı Doğu-Batı formlarında yer değiştirmeleri... yaylılar, piyano... tek kelimeyle Mükemmel...

Miss Platnum’un 2007’deki “Chefa” isimli albümünü bulup dinlemek üzere yazıma son veriyorum :) ama siz İngilizce ve Almanca karışık olan (Pete Fox’la birlikte söylediği) rap vokaller serpiştirilmiş “Come mary me”yi dinlemek için sanatçının myspace sayfasına da bakabilirsiniz :)

Sanatçının resmi sitesi http://www.missplatnum.com/ ayrıca youtube'taki missplatnumTV kanalında da sanatçının bir sürü parçasını dinleyebilir, Almanca (kanal arte'deki) röportajını izleyebilirsiniz. (röportajın olduğu videodaki orkestra ile söylediği "Don't go to strangers"ın yaylılarla olan yorumu da çok güzelmiş.)