06 Kasım 2009

The tournament [film]

İşyerinden sağolsun arkadaşım önerdi anında indirip hemen seyrettim...

[tabii estetik yorumlarımı kendime saklıyorum :) yoksa kalbini kırmak istemem bir daha da film önermez :) ]

Film için söylenecek çok şey var ama o kadar ayrıntısına da girmeye gerek duymuyorum.

Girmem gerekirse;

(daha önceden benzerleriyle karşılaştığımız bir “ölmemek için öldür” zorlaması içine çekilen) para, ün, heyecan ve macera arayan insanlar arasına istemeden karışmış “hiçbir şeyden haberi olmayan biri”nin olayların yönünü değiştirmesi üzerine uzun uzun yazmam gerekir :) ki bunu sizler de istemezsiniz...

Benim yazan bir geveze olduğumu bilenler için fazla eziyet etmeden hemen filmin konusuna geçeyim.

Dünyanın çeşitli yerlerinde zaman zaman toplanan bir grup zengin özel bir turnuva düzenlemektedir...

Bu turnuvanın katılımcıları yeraltı dünyasının tanınmış kiralık katilleridir... Ve seçilmiş 30 kişi, oyun “başla” dendiğinde de birbirlerini öldürmeye başlayacaklardır. En sona kalan bahislerde dağıtılan paradan payına düşeni alacaktır...

Herkesin bir diğerini tanıması için yerini belli eden (kaçışınız yok yani) özel alıcı ve vücutlarına (deri altına) yerleştirilmiş özel bir verici koyuyorlar.

Alete bakıyorsunuz birisi yaklaşıyor haydi bakalım buyurun kozunuzu paylaşın el mi yaman bey mi yaman :) ama bir şekilde çok iyi saklanıp da en sona ben kalayım millet birbirini öldürsün diye beklerseniz haliniz duman.

Çünkü; vücudunuza yerleştirilen vericiler 24 saatlik geri sayım sonunda patlayarak sizi de kumpir patates gibi dağıtıveriyor. (kaçışınız yok derken bir çıkış bulacağınızı düşünmüştünüz değil mi... eeee nasıl diyoğsunhuss sis turklaaa yirttik sandiniz ama olmadi galibağ) :)

Bu arada söylemekte fayda var filmde çok gereksiz ve aşırı şiddet sahneleri var...

İnsanların öldüğünü anlıyoruz da iyice bir parçalarının tavanlara yapıştığını gösterecek kadar gözümüzün önünde patlatılması gerekmiyor. Bu yönden filmin estetik değerleri de ne yazık ki en alta düşüyor.

Yani testere filmi ayrı, pulp fiction ayrı, rezervuar köpekleri ayrı...

Onlarda şiddet “ölçü olarak” filmde bazı şeyleri anlatabilmek için var. İlle de şiddetin birebir sonucunu göstermek demek sert film yapmak anlamına gelmiyor... da bunu kime söyleyeceksin... (uzun lafın kısası kendi türüne pek de yeni bir şey katamamış klasik kalıpda bir film)

Neyse...

Filmin senaryosu çok demode ve klasik ama yine de bir şekilde kaçıp kovalamaca sahnelerindeki bir iki küçük numara (rahibin sürdüğü iki katlı otobüsü kovalayan TIR’daki aksiyon sahneleri) ile kaliteli bir televizyon macera filmi gibi kendini izlettirmeyi beceriyor...

Filmde zahmet edip karakterler yaratılmaya (Her biri kendi şahsına münhasır bir sürü tip var.) ve buna dayanarak özel bir duygusal alan yaratılıp olaylar onun içinde dönüyormuş gibi bir şeyler yapmaya da çalışmışlar... (ama başlıca iki üç tipe eşit ağırlık verilince bu da güme gitmiş)

...falan ama insan kim kimi öldürüyor kim nereden çıkacak dur şu da şunu vursun da oh diyelim derken seyretmeye başlıyor... İnsanoğlu işte kolay şeylere hemen kapılıveriyor :)

Neyse dönelim biz konuya... Bu içine verici yerleştirilenlerden biri Kayserili olmadığı halde uyanık çıkıyor ve vericiyi çıkarıp başkasına yerleştirmek için küçük bir operasyon yapıyor...

Olaylardan hiç haberi olmadan bu işe bulaşan “rahip efendi” de işte bu şekilde “hapı yutarak” bu ölümcül oyuna katılmış bulunuyor veee ekşın :)

“Zorunlu din dersi yerine çocukların seyrettiği vurdulu kırdılı filmlere böyle yenilmez (koruma altında) bir tanrının adamı rahip yapsak da öyle yıkasak şunların bilinçaltını” düşüncesiyle Amerikan filmlerinde sıkça karşılaşmışızdır ya; işte bu onun şiddetli ve arada adam da sevimli olsun diye düştüğü durumları biraz espri ile anlatan başka bir versiyonu...

Ama yine de dediğim gibi öyle mi oldu böyle mi oldu derken film kendini seyrettiriyor... Biz seyredelim mi derseniz hani rastlarsanız bir bakın ama dediğim gibi çok ucuz ve mide bulandırıcı şiddet sahneleri var...

Bir sonraki yemeğinizi yerken aklınıza başka şeyler gelsin istiyorsanız seyretmesiniz de olur...

...ama ben televizyonda onların kralını gördüm yine de hem seyredip hem börek bile yiyebilirim diyorsanız rastladığınızda şöyle bir üstten bakabilirsiniz... (yalnız çocuklar bakmasa daha iyi olur diye özellikle ekleyeyim de ileride sokakta dolaşan psikopat sayısının artmasına katkım olmasın)

(özel not: sevgili arkadaşım Oğuz, böyle yazdım diye lütfen sen alınma... Sütlüce mezbahası sanat etkinliklerinin devamını getirmek istiyorsan sana engel olacak değilim. Yine bu şekilde önerilerde bulunabilirsin ama belinde bıçakla gezip her kavgada kendini ortaya atan bir arkadaşın olsun istemiyorsan içeriği biraz daha sanatsal filmlere kaydıralım derim :) )