18 Aralık 2009

Ayşe herkesi sevsin...

Hayat ve insan bilinci çok garip...

İkisi bir aradayken de çok garip bir şekilde işliyor...

Bazen her şey o kadar alışıldık bir biçimde yaşanıyor ki yaptığımız şeylerin ne kadar acayip olduğunu bile farkedemiyoruz.

Diyelim bir “Ayşe” var.

Ve Ayşe’yi çok seviyorsunuz..

Ama Ayşe’nin sizle hiç arası yok.

Bu yüzden Ayşe’nin bu hali ve aranızdaki durum hiç hoşunuza gitmiyor.
Ayşe’den şikâyet edip sızlanıp mızmızlanıp duruyorsunuz.

İşte böyle bir durumda Ayşe’den vazgeçip oyalanmak için gidip yine aynı Ayşe’yle gezip tozar, Ayşe’den aşkınıza karşılık bulamıyorsunuz diye yine Ayşe’yle zaman geçirir misiniz?

Yani Ayşe’den uzaklaşıp ona olan duygularınızı unutmak için yaptığınız şey Ayşe’yle oyalanmak olabilir mi?

Çok saçma geliyor değil mi? Biraz da garip...

Peki o zaman... Buyrun:

Hayat’ı sevmeyip beğenmediğimiz,
hiçbir anlamı olmadığını düşünüp üzüldüğümüz zamanlarda;

İçmeye,
hüzünlü şarkılar dinlemeye,
kendi başımıza deniz kenarında durup öyle aptal aptal suya bakmaya,
karanlıkta kalıp uyumaya,
her şeyden vazgeçmeye,
bütün sahip olduğumuz şeyleri boşlamaya,
düşünmek istemediğimiz için aralıksız televizyon izlemeye,
kitap okuyarak zihnimizi dağıtmaya,
bir arkadaşımıza dert yanmaya
ve hatta ağlamaya meyilli olduğumuzda yaptığımız ne?

Herkesin bıkkın, üzüntülü, melankolik ya da depresif olduğu zamanlarda yaptığı şeyler farklı olabilir... Kendisini daha da kötü hissetmesini sağlasa bile yaptığı şeyler yine hayattan ve hayatın içinden başka şeyler değil mi?

Beğenmediğimiz hayattan kaçarken yine “Hayat”ın kendisine sığınıp yine onunla gezip tozuyor olmuyor muyuz?

Garip gerçekten garip...
Hayattan kaçmak için yine hayatın içinde olmak, Ayşe’yi unutmak için Ayşe’yle gezmek gibi...

İşte bazen böyle basit şeyler de anlaşılmaz oluyor...