10 Aralık 2009

Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün

Tübitak Popüler Bilim Kitapları Serisi’nden çıkan “Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün” isimli kitabı heyecanlı bir macera romanı gibi büyük bir ilgiyle okudum bitirdim...

Fakat yazar Dr. Frank Vertosick Jr. öylesine ustaca bir anlatımla, teknik detaylara çok fazla girmeden (bazı yerlerde de herkesin anlayabileceği şekilde açıklamalar yaparak) konuları öylesine güzel anlatmış ki kitabın dilindeki akıcılığa tek bir laf söylemek ya da beğenmemek mümkün değil...

Evet kabul ediyorum “Beyin Cerrahisi” biraz itici ve biraz da ürkütücü bir alan... İnsan ilk duyduğunda biraz irkiliyor ve bu konu hakkında bir şeyler öğrenmek için de isteksiz davranıyor...

Ama hepimizin bir beyni var ve vücudumuzun diğer parçaları gibi beynimiz de doğuştan ya da sonradan oluşturacağı arızalarla hayatımızın sonunu hazırlayabilecek sorunlar yaratabiliyor.

O yüzden sadece konunun sağlık kısmıyla ilgili bir şeyler öğrenmek için bile böyle bir kitabı okumak ilginç olabilir diye düşünürseniz konuya biraz daha farklı bir gözle bakabilirsiniz...

(Dr. Vertosick, kitabın girişinde doktorluğun ve beyin cerrahlığının toplum tarafından nasıl algılandığı üzerine kendi görüşlerini çok kısa bir şekilde aktardıktan sonra kendisinin bu mesleği seçmesine neden olan olaylar zincirini de yine çok güzel bir şekilde anlatıyor...)

Çocukluk, öğrencilik, tıp eğitimi ve sonradan seçilen (ya da kader gibi “bir şekilde tesadüflerle” belirlenen) uzmanlık alanı mesleğin hangi bölümünde yer alacağınızda da etkili olduğunu söyleyen Doktor Vertosick, staj görmek için hastanede acemi bir doktorken mesleğini “mesleğin ustaları”ndan öğreniyor ve bir sürü zorlu ameliyata girip çıkıyor...

Bu kısım ve ilerleyen bölümlerde de birçok yer öylesine rahatlıkla ve dışarıdan birinin bakış açısıyla izlenip anlatılmış ki kendinizi operasyonlar yapılırken ameliyat masasının yanında hissediyorsunuz...

Meslek hayatının “En özel ve kendisinde etki bırakan” olaylarını büyük bir ustalıkla aktarabilen Dr.Vertosick okuyucuyu yanına alıp;

Öğrencilik yıllarında öğrendiği “mesleki sırlar”dan dikkatsiz bir cerrahın yapabileceği hatalara kadar birçok konuyu ele alan doktorumuz;

Usta bir doktorun profesyonel ilişkisinden hastanın “insan olarak bıraktığı etki”lere kadar bir sürü ayrıntıyı da gerçek olaylardan yola çıkarak gözler önüne seriyor...

Kitap kesinlikle çok ciddi bir doktorun üniversitede verdiği dersler gibi anlaşılmaz teknik konular içermiyor.

Daha çok; teşhis aşamasında yapılan gözlemler, ameliyat sırasında uygulanan mekanik işlemler ve tıbbi gereklilikler, anatomik ilginç bilgiler, ameliyat sonrası hastaların durumlarındaki gelişmeler ve değişmeler ele alınmış.

Ama en önemlisi bunlarla birlikte doktorumuzun bu olaylar karşısında gösterdiği insan üstü çaba ile hastalar hakkında düşündüklerinin de başarılı bir şekilde anlatılmış olması...

Kitapta;

ailesine öldügü bildirilen bir çocuğu ameliyathanede sabaha kadar süren mücadeleyle yaşatma çabası da var...

...80’li yıllarda AIDS’in yaygın olmadığı hatta bilinmediği bir dönemde “nedeni anlaşılamayan” ölümler de...

...Ölümle pençeleştiği sırada hamileliğini devam ettirip çocuğunu dünyaya getirmek isteyen annenin mücadelesi de...

Hastaların davranışlarına göre ağrılarının ne derece gerçeği yansıttığını anlayabilen tecrübeli doktorlar da...

(Hasta, ne kadar çektiği ağrıyı “yanlardan bir bıçak saplayıp sonra da kenara doğru bastırarak çekiyorlar” gibi romansı bir dille anlatıyorsa, o ağrı o kadar “psikolojik durum”dan kaynaklanıyormuş... Gerçekten acı duyan hasta ise genellikle ağrıyan yerine elini götürüp sadece “çok acıyor” dermiş mesela...)

Kitabın tamamında anlatılan “Ameliyat sonrası hastalarla yaşanan olaylar” da bir hayli ilginç;

Kitabın ortalarını geçince Rebecca isimli küçük bir bebeğin hikâyesi öylesine bir bakış açısıyla incelenmiş ve o hasta bebeğin ameliyat sonrası durumu öylesine insani yanlarına dikkat çekilerek anlatılmış ki;
böylesine ciddi yaklaşımlı bir kitap olmasına rağmen yine de okurken Rebecca’nın haline dayanamayıp göz yaşlarımı tutamadım...

Ama siz benim böyle söylediğime bakıp da sakın hastalıklar, ameliyatlar ve kötü hikâyelerle dolu iç karartıcı bir kitap diye düşünmeyin çünkü Dr. Vertosick hayatı her yanıyla yaşamasını bilen ve çevresinde gerçekleşen mizahi olayları da ustaca anlatabilen, gözlem gücü kuvvetli iyi bir yazar...

Mesela:
Hastanede acil bir durum gerçekleştiğinde (bir hastanın durumu ağırlaşıp da acil müdahale gerektiği zaman hastane içindeki doktorları acil durum anonsuyla çağırdıklarında) orada bulunan hasta yakınları ya da diğer hastalar da (aman ne oluyor diye) rahatsız oluyor...

Bunun için hastane personeli de kendi arasında şifreli şekilde anonslar yapıyormuş; “Doktor White, doktor White lütfen danışmaya geliniz...”

(Tabii ki hastanede bir “Doktor White” yok, bu anons sadece acil durum için doktorlara yapılan özel bir çağrı aslında...)

Bir gün böyle ne olduysa 5-6 anonsa koşup durmuşlar ve tam bugün de bitti geçti diye düşündükleri anda yeni bir anons yapılmış... Yönlendirildikleri hasta odasına gittiklerinde bir de bakmışlar ki adamın bir şeyi yok öyle oturuyor...

Doktorlar “Beyefendi acil bir durumunuz yok bizi çağırmak için niye düğmeye bastınız.” diye sormuşlar...

Adam da “Buraya geldiğimden beri bir türlü iyileşemedim, bakıyorum sabahtan beri herkes bu doktor White’ı çağırıyor, eh bir bildikleri vardır herhalde çok iyi bir doktor olmalı ki adamı çağırıp duruyorlar bari bana da o baksın diye düşündüm.” demiş :)

Kitap bu şekilde;
gün içinde hastane ortamında yaşanan küçük olayları,
büyük ve tehlikeli operasyonların herkesin anlayabileceği şekilde açıklamalarını,
insanların hastalık durumundaki psikolojilerini ve
“biyolojik yaşamın mekanizmaları içinde olup biteni en iyi şekilde anlamış olan bir beyin cerrahının doğa-biyoloji ve ölüm-yaşam kavramları için yaptığı harika tanımlar gibi daha birçok ayrıntıyı barındırıyor...

Ben okudum çok ama çok beğendim sizlerin de beğeneceğini düşünüyorum, herkese tavsiye ederken bu tipte kaliteli kitapları bizlere ulaştırdığı için Tübitak’a da çok çok teşekkür ediyorum...

Not: Kitabın çevirmeni olan Ender Arkun’u da ayrıca tebrik ediyorum, bir kitap ancak bu kadar güzel bir şekilde Türkçe’ye çevrilebilir, ancak bu kadar edebi değer kazandırılabilir. Olağanüstü güzel bir çalışma olmuş, orijinalinin bile bu kadar güzel bir anlatıma sahip olamayacağını düşünecek kadar çok beğendim, ellerine sağlık...