28 Aralık 2009

bilim+sanat+gözlem gücü= sanatsal deha

“Atölyemin hemen dışındaki ağaç benim akıl hocam”

Bu söz dünyanın en önemli mimari tasarımcılarından olan İspanyol Antoni Gaudi’ye ait...

Eserlerinden sekiz tanesi UNESCO Dünya Mirası Listesi içerisinde yer alıyor dersem umarım Gaudi’nin yaratıcılığı ve dehası hakkında bir fikir vermiş olurum...

İnsanoğlu, yarattığı her türlü sanatsal eserde bilimsel öğelerden yararlanmış;
Kimi zaman kendince matematiksel formüller uygulayarak kimi zaman da doğadaki şekilleri inceleyip bunları kendi eserlerine yansıtarak yaratıcılığını benzersiz kılmaya çalışmıştır.

İşte buna en güzel örnek verilebilecek isimlerden olan Gaudi de doğayı ve doğanın kendine ait formlarını inceleyip eserlerine uygulayan böyle bir isim...

Dünyanın en önemli mimari yapılarından biri olan La Sagrada Familia Kadetrali (Kilisesi) de Gaudi’nin eserlerinden biri ve en önemlisidir... (Öyle ki günümüzde sadece bu olağanüstü yapıyı görmek için İspanya’ya giden turistler bile İspanya’nın turizm gelirlerinde azımsanmayacak bir paya sahiptir...)

Gaudi’nin, mimari tasarımlarını yaparken “iplere çeşitli ağırlıklar asarak oluşan şekillerden yararlanma” gibi garip yöntemler kullandığını ve daha önceden bilgisayarda “mimari tasarım” programı yapanların da bu yöntemden yararlandığını okumuştum bir yerlerde...

Geçenlerde yine bu konuyla ilgili bir şey okuyunca dur şunu karelidefter'e de yazayım dedim... [Çünkü La Sagrada Famila’nın resimlerini ilk gördüğüm günden beri bende uyandırdığı garip duyguyu bu açıklamayla çözmüş oldum].

La Sagrada Famila’yı gördüğüm ilk anda aklımda bizim Ürgüp Peri Bacaları ile kumsalda oynayan çocukların su ve kum dolu avuçlarındaki malzemeyi yaptıkları kumdan kalelerin üzerine akıttıkları zaman oluşan şekiller gelmişti... (ve biraz da kudret narı’nın yüzeyi)...

Geometrik şekillerin matematiğe bağlı olarak sanatsal kullanımıyla ilgili bir yazıda bu konuya rastlayınca yukarıda yazdıklarımı düşündüm...

O yazıda ilginç olan şey Gaudi’nin La Sagrada Famila’yı yaparken yararlandığı form olarak “bir dala tutunan yabani arı kümesinin yaptığı (salkım gibi ağaçtan aşağıya doğru sarkan) bal petekleri”ni esas almasıydı...

“Bilim ve sanat” insandaki tasarım gücüyle birleşince ve o insanda da doğayı izleme yeteneği olunca işte böyle tek başına koskoca bir şehrin silüetini değiştirebilme yeteneği olarak güçlü eserler yaratılmasını sağlayabiliyor...

Bilimin sadece anlaşılması zor formüller değil de “O formüllerin var olan şekilleri tanımlamak için kullanılan araçlar olduğu” öğretilinceye kadar bizim ülkemizden böyle dehalar çıkmasını beklemek de sadece hayal oluyor...